"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Risale-i Nur bütün insanlığa neşredilmeli

02 Aralık 2020, Çarşamba
RİSALE-İ NUR ESERLERİ, MÜSADERE EDİLMEK ŞÖYLE DURSUN, YENİ BAŞTAN ANADOLU’NUN HER KÖŞESİNE, ÂLEM-İ İSLÂM VE İNSANİYETE NEŞREDİLMELİ. GEREK MAARİF VE GEREK DİYANET DAİRELERİNDE ELE ALINIP OKUTULMALI.

MUSTAFA SUNGUR AĞABEYİN, 27 MAYIS DARBESİNDEN BİR YIL SONRA, 1961’DE DÖNEMİN YÖNETİCİLERİNE YAZDIĞI TARİHÎ BİR MEKTUP (2)

Evet hiçbir maddî kuvvet olmadığı halde, yalnız hakikatın güzelliği ve mu’cize-i Kur’ân’ın ulviyeti ve berraklığı ile akıl ve kalbleri uyandıran, ihtizaza getiren, şahâmet-i imaniye ve şefkat-i imaniyeyi ders veren Risâle-i Nur, bu asırda dünyayı sarsan dehşetli hâdiselere, komünizm cereyanlarına ma’rûz kalan İslâm Cemâatini ve Türk gençliğini vikaye ve muhâfaza etmektedir.

Risâle-i Nur etrafında ve neşrinde pervane misâl çalışan Müslüman gençlerin bu faaliyetlerinin sebep ve sâiki nedir? Hangi menfaat ve gaye peşindedirler? diye vârid olabilecek suale cevaben, şerefli ecdadımızın ve kahraman Türklerin dünyaya parmak ısırttıracak fedakârlık numuneleriyle hakaik-ı İslâmiyeleri dünyaya ilân etmek istemeleri nev’inden ulvî ve kudsî br hizmet şevki ile rızay-ı İlâhî muhabbetiyle ve saadet-i ebediye gayretiyle, vatan, millet, tarih ve ecdad sevgisi ile çalışmalarıdır. Başka türlü bir gaye ve saik düşünülemez ve olmadığı da incelemeler ve mahkeme kararlarıyla sâbit olmuştur.

Gençliğin ruhunu ulvî mefkûrelerle doldurmak, onları başıboşluktan kurtarıp şuurlu, vakarlı ve menfaatli birer insan yapmak emelini vicdanında hissedenler, elbette Kur’ân’ın ve İslâmiyet’in hakikatlarına sarılmak mecburiyetindedirler.

MA’RÛZÂTIMA ŞU MADDELERLE SON VERİYORUM

1. Risâle-i Nur eserleri, müsâdere edilmek şöyle dursun, devlet ve hükümetçe ele alınarak yeni baştan Anadolu’nun her köşesine, âlem-i İslâm ve insaniyete neşredilmeye elyak ve hem çok lâzım. Aynı zamanda zamanın telâkkisine ve asr-ı hâzırın idrakine hitab edici mahiyette yüksek eserlerdir. Her bir mes’ele-i diniye delâil-i akliye ve mantıkiye ile isbat ve izah edilmiş olup hiçbir şüpheye meydan bırakmayan mukni’ eserlerdir. Gerek Ma’ârif ve gerek Diyânet Dâireleri’nde ele alınıp okutulmaya ve neşredilmeye değer kıymetindedirler.

2. Risâle-i Nur hakkında bu kanaatler yalnız benim gibi bir âcizden değil, bu memlekette milyonlar okuyuculardan ve binler salâhiyetdâr şahıslardan gelmektedir. Bu itibarla Risâle-i Nur mevzuunda salâhiyetdâr zatların, ehl-i ilim ve hakikatın kanaati alınması gerekmektedir.

3.  Manevî tahribâtıyla efkâr ve kulubu ifsâd etmeye çalışan solcu cereyânların tahripkâr ve inkârcı istilâsından genç nesilleri muhâfaza için Risâle-i Nur namındaki eserlerin devlet ve hükümetçe ele alınması, en büyük millî bir vazifedir. Çünkü Risâle-i Nur otuz kırk seneden beri bu memlekette ve en başta Komünizm olarak yıkıcı ve inkârcı cereyanlara tek başıyla mukabele ettiğinden bu tehlikeye karşı bir sedd-i Kur’ânî vazifesini gördüğü âşikâr ve zâhir olmuştur.

4.  Uydurulan isnadlar ki, cemiyetçilik, tarikatçılık, emniyeti ihlâl ve sâire gibi ithamların asılsızlığı kırk senelik uzun bir devrenin şahadetiyle müte’addid mahkeme ve emniyet dâirelerinin tahkikat ve incelemeleriyle tebeyyün etmiştir. Bilâkis bu memlekette hiçbir karışıklığa meydan vermeyen ve daima yapıcı müsbet hareketleri ders veren iman, ahlâk, fazilet, şefkat ve merhamet esaslarınıu ta’lîm ve tahkim eden Risâle-i Nur’un Anadolu’daki intişârı neticesi olarak karıştırıcı cereyânlar, menfi gayelerine muvaffak olamıyorlar. İşte en bâriz bir hakikat ve en ziyâde takdire değer bir keyfiyet ki, biz onunla itham ediliyoruz. Ne garip bir tecelli ki, hak ve hakikat zıddı ile itham edilmektedir. 

Fakat rahmet-i İlâhiyeden ümit ederiz ki, dâima hak gâlib ve hakikat üstün olacaktır.

5. Bu kadar biz hakikatlerden ve yarım asra yaklaşan uzun bir tahkikattan sonra, vatandaşlarla beraber emniyet ve adliye dairelerinin müsbet kanaat ve takdirleri de olduğu halde, bazı menfi gayretkeşlerin ve solcu unsurlarla desise ve iftiralarıyla veya tahrikiyle Hükümet erkânının ve devlet ricâlinin haberi olmadan bir ta’mîmle birkaç müstesnâ bütün hakikatlı dinî eserlerle birlikte Risâle-i Nur Mecmualarının müsaderesine ve imhâsına dâir bir tek Sulh Ceza Mahkemesi’nin kararına dayanarak ve 1930’dan 1961 senesine kadar verilen otuzdan ziyâde Ağır Ceza Mahkemeleri’nin berâ’at kararları nazara alınmayarak Dâhiliye Vekâleti’nce yapılan ta’mîm yersizdir. Bütün mahkemeleri mahkûm etmek demektir. Ve bunun neticesi olarak yapılacak hareketler, Türk Vatanında İslâmiyet ve Kur’ân aleyhinde ittihâz olunan ve tarih sayfalarında eşine nâdir rastlanan dehşetli bir hâdisedir. Ve İkinci Cumhuriyeti millet nazarından düşürmek gibi devlete karşı da en büyük bir hıyânettir. Ve bütün millet efradının ve istikbal nesillerinin ma’nen idamına hükmetmek gibi korkunç bir teşebbüstür.

Bu itibarla Hükümetin bütün erkân ve a’zasından ve İkinci Cumhuriyet mensuplarından, hak ve hürriyete çalışan bütün vatanperverlerden umumen ricâ ederek ve onlara bu acıklı ve müthiş hâdiseyi haber vererek ma’rûzâtıma nihâyet veriyorum.

Üstad Merhûm Said Nursî’nin 1949 senesinde o zaman iktidarda bulunan Hükümete gönderdiği bir istid’âsından şu parçaları nazarınıza takdim ediyorum.

Bin seneden beri âlem-i İslâmiyeti kahramanlığı ile memnun eden ve vahdet-i İslâmiyeyi muhafaza eden ve âlem-i beşeriyeti, küfr-ü mutlaktan ve dalâletten şanlı bir surette kurtulmasına büyük bir vesile olan Türk milleti ve Türkleşmiş olanların din kardeşleri; eğer şimdi, eski zaman gibi kahramancasına Kur’ân’a ve hakaik-i imana sahib çıkmazsanız ve sizler gibi ehl-i hamiyet, eskide yanlış bir surette ve din zararına medeniyetin propagandası yerinde doğrudan doğruya hakaik-i Kur’âniye ve imaniyeyi tervice çalışmazsanız, size kat’iyyen haber veriyorum ve kat’î hüccetlerle isbat ederim ki; âlem-i İslâmın muhabbet ve uhuvveti yerine, dehşetli bir nefret ve kahraman kardeşi ve kumandanı olan Türk milletine bir adavet ve şimdi âlem-i İslâmı mahva çalışan küfr-ü mutlak altındaki anarşiliğe mağlûb olup, âlem-i İslâmın kal’ası ve şanlı ordusu olan bu Türk milletinin parça parça olmasına ve şark-ı şimalîden çıkan dehşetli ejderhanın istilâ etmesine sebebiyet verecek.

Evet hariçte iki dehşetli cereyana karşı bu kahraman millet, Kur’ân kuvvetiyle dayanabilir. Yoksa küfr-ü mutlakı, istibdad-ı mutlakı, sefahet-i mutlakı ve ehl-i namusun servetini serserilere ibahe etmesini âlet ederek dehşetli bir kuvvetle gelen bir cereyanı durduracak; ancak İslâmiyet hakikatıyla mezcolmuş, ittihad etmiş ve bütün mazideki şerefini İslâmiyette bulmuş bu millet dayanabilir. Bu milletin hamiyetperverleri ve milliyetperverleri, herşeyden evvel bu mümtezic, müttehid milliyetin can damarı hükmünde olan hakaik-i Kur’âniyeyi terbiye-i medeniye yerine esas tutmak ve düstur-u hareket yapmakla o cereyanı durdurur inşâallah.

İkinci cereyan: Âlem-i İslâm’daki müstemlekâtlarını kendilerine ısındırmak ve tam bağlamak için bu vatandaki kuvvetli merkeziyet-i İslâmiyeyi dinsizlikle ittiham etmekle bozmak ve âlem-i İslâm’ın irtibatını manen kesmek ve uhuvvetlerini bu millete adavete çevirmek gibi bir plânla şimdiye kadar bir derece muvaffak da olmuş. Eğer bu cereyanın aklı başında olsa, bu dehşetli plânı değiştirip hariçteki âlem-i İslâm’ı okşadığı gibi; bu merkezdeki İslâmiyet dinini okşasa, hem o da çok istifade eder, hem azîm fütuhatını bir derece muhafaza eder, hem bu vatan ve millet dehşetli belâdan kurtulur.

Eğer şimdi siz kâtib-i umumî olduğunuz hamiyetperver, milliyetperver adamlar, şimdiye kadar cereyan eden ve medeniyet hesabına mukaddesatı çiğneyen usûlleri muhafazaya çalışıp, üç-dört şahsın inkılâb namında yaptıkları icraatı esas tutarak mevcud haseneleri ve inkılâb iyiliklerini onlara verip ve mevcud dehşetli kusurları millete verilse, o vakit üç-dört adamın seyyiesi üç-dört milyon seyyie olup bu kahraman ve dindar milleti ve İslâm ordusu olan Türk milletinin geçmiş asırlardaki milyarlar şerefli merhum ordularına ve milyonlarla şehidlerine ve milletine büyük bir muhalefet ve ervahına bir manevî azab ve şerefsizlik olmakla beraber; o üç-dört inkılâbçı adamın pek az hisseleri bulunan ve millet ve ordunun kuvvet ve himmetiyle vücud bulan haseneleri o üç-dört adama verilse, o üç-dört milyon iyilikler, üç-dört haseneye inhisar edip küçülür, hiçe iner; daha dehşetli kusurlara keffaret olamaz.

Sâlisen: Size karşı elbette çok cihetlerde dâhilî ve haricî muarızlar var. Ben dünya ve siyasetin haline bakmadığım için bilemiyorum. Fakat beni bu senede çok sıkıştırdıkları için mecburiyetle sebebine baktım ki, size karşı bir muarız çıkmış. Eğer o muarız mükemmel bir reis bulup hakaik-i imaniye namına çıksa idi, birden sizi mağlûb ederdi. Çünki bu milletin yüzde doksanı, bin seneden beri an’ane-i İslâmiye ile, ruh ve kalb ile bağlanmış. Zahiren muhalif-i fıtratındaki emre, itaat cihetiyle serfüru’ etse de kalben bağlanmaz.

Hem bir Müslüman, başka milletler gibi değil. Eğer dinini bıraksa anarşist olur, hiçbir kayıd altında kalamaz; istibdad-ı mutlaktan, rüşvet-i mutlakadan başka hiçbir terbiye ve tedbirle idare edilmez. Bu hakikatın çok hüccetleri, çok misalleri var. Kısa kesip sizin zekâvetinize havale ediyorum. Bu asrın Kur’ân’a şiddet-i ihtiyacını hissetmekte İsveç, Norveç, Finlandiya’dan geri kalmamak size elzemdir. Belki onlara ve onlar gibilere rehber olmak vazifenizdir.

Siz, şimdiye kadar gelen inkılâb kusurlarını üç-dört adamlara verip, şimdiye kadar umumî harb ve sair inkılâbların icbarıyla yapılan tahribatları -hususan an’ane-i diniye hakkında- tamire çalışsanız; hem size istikbalde çok büyük bir şeref ve âhirette büyük kusuratlarınıza keffaret olup, hem vatan ve millet hakkında menfaatli hizmet ederek milliyetperver, hamiyetperver namına müstehak olursunuz.

Râbian: Madem ölüm öldürülmüyor ve kabir kapısı kapanmıyor ve madem siz de herkes gibi kabre koşuyorsunuz ve madem o kat’î ölüm ehl-i dalâlet için i’dam-ı ebedîdir, yüzbin hamiyetçilik ve dünyaperestlik ve siyasetçilik onu tebdil edemez ve madem Kur’ân, o i’dam-ı ebedîyi ehl-i iman için terhis tezkeresine çevirdiğini güneş gibi isbat eden Risale-i Nur elinize geçmiş ve yirmi seneden beri hiçbir feylesof, hiçbir dinsiz ona karşı çıkamıyor, bilâkis dikkat eden feylesofları imana getiriyor ve bu oniki sene zarfında dört büyük mahkemeniz ve feylesof ve ülemadan mürekkeb ehl-i vukufunuz, Risale-i Nur’u tahsin ve tasdik ve takdir edip, iman hakkındaki hüccetlerine itiraz edememişler ve bu millet ve vatana hiçbir zararı olmamakla beraber, hücum eden dehşetli cereyanlara karşı sedd-i Zülkarneyn gibi bir sedd-i Kur’ânî olduğuna, Türk milletinden hususan mekteb görmüş gençlerden yüzbin şahid gösterebilirim; elbette benim size karşı bu fikrimi tam nazara almak, ehemmiyetli bir vazifenizdir. Siz dünyevî çok diplomatları her zaman dinliyorsunuz; bir parça da âhiret hesabına konuşan, benim gibi kabir kapısında vatandaşların haline ağlayan bir bîçareyi dinlemek lâzımdır. (Said Nursi, Tarihçe-i Hayat - Altıncı Kısım: Emirdağ Hayatı - Sayfa 439)

5.5.1961

Adres: Mustafa Sungur, Çankırı Caddesi, Armutlu Sokak, No: 13, Ankara.

SON

Okunma Sayısı: 1811
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı