"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Sekîne’nin şifreleri

03 Haziran 2020, Çarşamba 00:41
KUR’ÂN KAYNAKLI VE HZ. ALİ’NİN ON DOKUZ SİSTEMİNE DAYALI BİR DUÂ OLAN SEKÎNE DUÂSI, ÜSTAD HAZRETLERİ TARAFINDAN ÖZELLİKLE AHİR ZAMAN FİTNELERİ KARŞISINDA MANEVÎ BİR KALKAN HÜKMÜNDE GÖRÜLMÜŞ VE OKUNMUŞTUR. OKUYAN KİMSE MANEVÎ BİR HUZUR VE SEKÎNET HÂLİ BULUR, ALLAH’IN İZNİYLE KORKU, ENDİŞE VE TEHLİKELERDEN KURTULUR.

Risale-i Nur’da Evrad, Ezkâr ve Münâcât (3)
DİZİ: ALİ DEMİR - MUSTAFA USTA

Sekine Duâsı’nın muhtevasına bakıldığında Kur’ân kaynaklı olduğu görülür. “İmam-ı Ali’nin (ra), on dokuz sistemine dayalı bu Sekine’yi doğrudan Kurân’dan aldığını gösteren işaretlerden bazıları ise şunlardır:

⦁ Sekine altı isimden (Ferd, Hayy, Kayyûm, Hakem, Âdl, Kuddûs) meydana gelmektedir. Kur’an’da “sekine” kelimesi de altı defa (Bakara 2/248, Tevbe 9/26, 40; Fetih 48/4,18,26) geçmektedir.

⦁  Söz konusu beş âyet numarasının (Tevbe 9/26, 40; Fetih 48/4,18,26)  toplamı: 114’tür. Bu sayı, Kur’ân’ın 114 sûre sayısına uygun olup on dokuzun altı katıdır.

⦁  Nüzul sırası itibariyle “sekine” kelimesi ilk defa Fetih Sûresi’nde inmiştir. Bu sûre, bi’setin on dokuzuncu yılında (Hudeybiye seferi dönüşünde) inmiştir. İçinde yer aldığı şifresiz (Başında kesik harfler bulunmayan) sûreler sistemine göre, ilk âyeti, 102x19 (=17x114) katı bir sıradadır.

⦁  Sekinenin ilk defa indiği (Fetih, 48/4,18) âyetlerdeki şekli olan “el-Sekinet”in ebced değeri 571’dir. Bu tevafuk, Efendimizin (asm) dünyaya teşrifleri insanlık için bir huzur ve güven kaynağı olduğuna işaret sayılmalıdır. Okunmayan vasıl elifi hariç tutulursa, ebced değeri 570 (30x19) dir.

⦁  Sekine olarak isimlendirilen altı ismin harf sayısı da on dokuzdur.

⦁  Sekinenin temel unsurlarından biri de besmeledir. Besmelenin harf sayısı da on dokuzdur.

On dokuz sayısına ilişkin bu sırra binaen “Sekine Duâsı Üstad Bediüzzaman’ın tavsiyesi ile “On dokuz defa okunur.” Üstad Hazretleri tarafından özellikle ahir zaman fitneleri karşısında manevî bir kalkan hükmünde görülmüş ve okunmuştur. Okuyan kimse manevî bir huzur ve sekinet hali bulur, Allah’ın izniyle korku, endişe ve tehlikelerden kurtulur.”

e. Münâcât-ı Veysel Karani:

Veysel Karani Hazretleri’nin bir duâsıdır. Bu münâcât, Risâle-i Nur’da Yirmi Altıncı Sözün Zeyl’ inin Hatime’sinde geçen “âcz, fakr, şefkat ve tefekkür” mesleğine dair duâ cümlelerinden meydana gelir.

Bediüzzaman Hazretleri Otuz İkinci Söz’ün ahirinde “Yâ Rab! Nasıl büyük bir sarayın kapısını çalan bir adam, açılmadığı vakit, o sarayın kapısını, diğer makbul bir zâtın sarayca menus sadâsıyla çalar, tâ ona açılsın. Öyle de, biçare ben dahi, Senin dergâh-ı rahmetini, mahbub abdin olan Üveysü’l-Karânî’nin nidâsıyla ve münâcâtıyla şöyle çalıyorum. 

O dergâhını ona açtığın gibi, rahmetinle bana da aç. Ekulü kemâ kale” diyerek Veysel Karani Hazretleri’nin şu duâsını etmiştir:

“Ey İlâhım! Rabbim Sensin. Çünkü ben bir kulum. Nefsimin terbiyesinden âcizim. Demek beni terbiye eden Sensin. • Hem Sensin Yaratıcı. Çünkü ben yaratılmış bir varlığım, yapılıyorum. • Hem rızık veren Sensin. Çünkü ben rızka muhtacım ve ona elim yetişmiyor. Demek rızkımı veren Sensin. • Hem Sensin Mâlik, Mülkün gerçek sahibisin. Çünkü ben bir memluk ve köleyim; benden başkası bende tasarruf ediyor. Demek benim sahibim Sensin. • Hem Sen izzet sahibisin, yücesin. Ben ise zelilim; Halbuki üzerimde bir izzet ve bir onur cilvesi görünüyor. Demek Senin izzetinin aynasıyım. • Hem Sensin sınırsız zengin. Çünkü ben muhtaç ve fakirim; bana bu fakir hâlimle ulaşamayacağım bir zenginlik veriliyor. Demek mutlak zengin Sensin, veren Sensin. • Hem ölümü olmayan devamlı hayat sahibi Sensin. Çünkü ben ölümlüyüm; dirilmem ve ölmemde Senin daimî hayat sıfatının cilvesi görünüyor. • Hem Sensin Bâkî. Çünkü ben fâniyim; ömrümün sona ermesinde Senin varlığının devamlı ve bâkî olduğunu anlıyorum. • Hem Sen şeref sahibi yüceler yücesisin. Çünkü ben kötülükler içinde bocalıyorum; Demek şeref ve haysiyet Senden geliyor. • Hem sonsuz ihsan sahibi Sensin. Ben ise günâh işleyen bir kulum. Fakat pişman olup tevbe edince bana ihsan kapıları açılıyor. Demek ihsanınla bağışlayıp sonsuz güzellikler bahşeden Sensin. • Hem günahları affeden yalnız Sensin. Ben ise, günahkârım. Demek günahları affedecek Senin kapından başka kapı yoktur. • Hem büyüklük ve azamet sahibi Sensin. Ben ise hakir ve küçüğüm. Küçüklüğüme bakarak Senin büyüklüğünün her türlü övgüden daha yüce olduğunu anlıyorum. • Hem kuvveti bütün kâinatı kaplamış ve bütün varlıkları zapt ederek hükmü altına almış olan Sensin. Çünkü ben âciz ve zayıfım; bende zayıflığın aksine bir güç görünüyor. Demek güç ve kuvvet Senden geliyor. • Hem kâinatı rahmet hediyeleriyle dolduran ve istekleri en güzel şekilde karşılayan Sensin. Çünkü ben sözlerimle ve hâlimle daima yalvararak istiyorum, dileniyorum. Demek veren ve hediye eden Sensin.” (Sözler, s. 731).

f. Duâ-i Tercüme-i İsm-i Âzam: 

“Allah’ın isimleri şefaatçi kılınarak Cehennem azabından Allah’a sığınmamızı sağlayan bir duâdır. Üstad Bediüzzaman Hazretleri sabah ve ikindi namazlarından sonra okunacak şekilde Namaz tesbihatına almıştır.”

“Bu duânın sabah ve ikindi namazlarından sonra okunması ayrı bir tevafuk özelliğine sahiptir. Çünkü Kur’ân’da yer alan,“Allah, o adamı ötekilerin kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu. Firavun ailesini de azabın en beteri kuşattı. Sabah-akşam, ateşe arz olunurlar. Kıyamet koptuğu gün de şöyle denir: ‘Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun!’ ”(Mü’min, 40/45-46) mealindeki âyette, kabir/berzah âleminde kâfirlerin sabah ve akşam ateşe atıldıklarına işaret edilmektedir. Onun için bir Tercüme-i İsm-i Â’zam ile o vakitlerde duâ edip ateşten Allah’a sığınmak, inanan insanlar için çok önemli bir münâcâttır.”

Ayrıca Mecmuatü’l Ahzapta bu duânın Cebrail (as) tarafından Resul-ü Ekrem aleyhüssalat-ü vesselâma getirildiği belirtilir: Cibril (as) şöyle dedi: Allah sana ve ümmetine selâm ediyor. Sana ve ümmetine bu duâyı hediye etti. Kim onu okur veya üzerinde taşırsa Allah onun günahlarını affeder. Velev ki günahları denizlerin kumları adedince olsun (Mecmuatü’l-Ahzab).

Bizler de bu duâ vasıtasıyla diyoruz ki: Sübhansın. Sana sığınırım ey binbir esma sahibi, mutlak ve gerçek Mabud olan Allah’ım. Ey rahmet sahibi Rahman! Affınla bizi azap ateşinden ve Cehennemden kurtar.

g. Duâ-i İsm-i Âzam:

Allah’ın isimlerinden oluşan bu duâ ile ilgili olarak bir hadis-i şerifte Resul-ü Ekrem (as) İsm-i Âzâm ile duâ edildiğinde, Allah’ın (cc) bu duâyı kabul edeceğini buyurmuşlardır. (Tirmizî, Deavât, 112; İbn Mâce, Duâ, 9; Nesâî, Sehv, 58) Bu hikmete binaen olsa gerek Üstad Hazretleri tarafından öğle, akşam ve yatsı namazlarının namaz tesbihatına dâhil edilmiştir.

h. Münâcât’ül-Kur’ân:

Bediüzzaman Hazretleri’nin bu Ramazan-ı Şerif’in bize bir hediyesidir diye takdim ettiği bu eser, Hz. Osman’ın (ra) Kur’ân’ın harika belâgatindeki i’cazının lem’alarını taşıyan emsalsiz münâcâtıdır. Yani Hz Osman, (ra) Kur’ân sûrelerinin çok önemli vurgularından bir duâ hazinesi tertip etmiştir.

“Kur’ân okurken şehit edilen Osman-ı Zinnureyn’in (ra) pek şirin ve harika ve cevherlerin zengin bir hazinesi ve ümmete bir yadigârı ve eseridir ki; İmam-ı Ali (ra), onun kıymetini ve mu’cizelerin ışıklarını gösterdiğini tam tasdik ve takdir ederek ona bir ravi olmuş ve fevkalâdeliğini ilân etmiş. (…) Bu münâcât aynen Cevşen ve Celcelûtiye gibi gayet kudsîdir ve âyetlerin sarih lâfızlarını alması cihetiyle onlardan daha yüksektir.” (Hizbü’l Envari’l- Hakaikı’n- Nuriye, s. 347).

ı. Tahmidiye:

“Sekîne’de geçen Ferd, Hayy, Kayyum, Hakem, Âdl ve Kuddûs isimleri esas alınarak, bu isimlerin duâ makamında bir tefekkür dersi mahiyetinde Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin tertip ettiği bir duâdır. Maddî ve manevî bütün hastalıklar esnasında Allah rızası için okunur. Çok kuvvetlidir.”

“Bu eser, Risale-i Nur mesleğinin dört esasından en büyük esası olan şükrün en geniş ve en yüksek mertebesini ihata eden, maddî ve manevî hastalıkların bir nevi şifası olan, İsm-i Âzam ve besmeleyle dokuz âyat-ı uzmayı içine alan ve on dokuz defa şükür ve hamdi âzamî bir tarzda ifadeyle tahmidatın adetleriyle o eşyanın lisan-ı haliyle ettikleri hamd ü senayı niyet ederek o hadsiz hamdlerin yekûnunu kendi hamdleri içine alarak âzametli ve geniş bir tahmidname ve teşekkürnâmedir” (Kastamonu Lâhikası, s. 271).

i. Hulâsat’ül Hulâsa:

Bediüzzaman Hazretleri’nin “Ara sıra, bazı vakitte mütefekkirâne okunsa güzel olur, imana kuvvet verir.” dediği bir tefekkür münâcâtı olan bu eser; “Âyetü’l- Kübra’nın Birinci Makam’ının ayrı ve nuranî diğer bir tarzı ve kâinat kitabının tevhid dili ile kısaca okunması ve kıraatı ve geniş bir hayalin muhtasar bir tevhidnâmesi ve namaz tesbihatındaki tehlilin kâinat halka-i zikrinde ve lisan-ı hal ve lisan-ı kal ile erkân-ı âlemin çekirdekleri o Kelime-i Tevhidin feyizli bir tezahürü ve gelen âyetin iman noktasında bir parlak tefsiri olan Âyete’l- Kübra’nın hülâsatü’l- hülâsasıdır. (Hizbü’l Envari’l- Hakaikı’n- Nuriye, s. 507). 

Bediüzzaman Hazretleri’nin bu eser için Âyete’l- Kübra’nın hülâsatü’l- hülâsası deme sebebi ise şundandır:

Malûmunuz Risale-i Nur hakikatlerinin bir hülâsası ve fihristi “Âyetü’l-Kübra Risâlesi”dir. Bu eserin özeti ise “Hizb-i Ekber-i Nûrî”dir. Hülâsatü’l- Hülâsa da Hizb-i Ekber-i Nûrî’nin özeti mahiyetindedir. 

Hizb-i Nuri’nin Hülâsatü’l Hülâsa olarak kısaltılmasını ise Bediüzzaman Hz. Emirdağ Lâhikası’nda şöyle ifade eder:

“Sizlere evvelce Âyetü’l-Kübrâ’nın Birinci Makamı’nın hülâsası namıyla gönderdiğim parça, o hizbin (Hizb-i Nuriye) esasıdır. İhtiyarsız, o esasa küçük fıkralar ve bazı kayıtlar ilâve edildiği vakit, birden başka bir şekil aldı; inkişaf ve inbisat ederek Âyetü’l- Kübra’nın misal-i müsağğarı gibi şehadet-i tevhidiyesi parladı; manaları ziyalandı, ruhuma, kalbime, fikrime büyük bir inşirah vermeye başladı. Ben de en yorgunluk ve usanç zamanımda onu mütefekkirâne okudum, büyük zevk ve şevk hissettim.” (Kastamonu Lâhikası, s. 33).

“Evet ben, Hülâsatü’l-Hülâsa’yı okuduğum zaman, koca kâinat, nazarımda bir halka-i zikir oluyor. Fakat her nevin lisanı çok geniş olmasından, fikir yoluyla sıfat ve esmâ-i İlâhiyeyi ilmelyakîn ile iz’an etmek için akıl çok çabalıyor, sonra tam görür. Hakikat-ı insaniyeye baktığı vakit, o cami mikyasta, o küçük haritacıkta, o doğru nümunecikte, o hassas mizancıkta, o enaniyet hassasiyetinde öyle kat’î ve şuhudî ve iz’anî bir vicdan, bir itminan, bir iman ile o sıfat ve esmâyı tasdik eder. Hem çok kolay, hem hazır yanındaki ayinesinde hiç uzun bir seyahat-ı fikriyeye muhtaç olmadan iman-ı tahkikîyi kazanır.” (Emirdağ Lâhikası, s.175).

-DEVAM EDECEK-

Okunma Sayısı: 4257
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • SAİD

    3.6.2020 14:28:47

    Allah razı olsun kıymetli ağabeyim çok istifade ettik.

  • Emine

    3.6.2020 13:21:13

    Büyük çevsende yer olan bu dualarla ilgili bilgiler ,elimizde ne kadar kıymetli bir eser bulunduğunu idrak ettirdi.Allah razı olsun sizlerden...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı