"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ve aşk...

F. İris Arcan
13 Ocak 2019, Pazar
Cennetten yeryüzüne düşen bir cemreydi ÂŞK…

Bütün varlıklara, hususan insanlara, atalarımız Adem-Havva (aleyhimüsselâm) ile başlayan ve kıyamete kadar gelecek olan evlâtlarına bahşedilen en güzel, en özel ve çoğu zaman nihan olan hâsse…

Nihan.. çünkü ulvî/mahrem duygudur ÂŞK; faş edilmez öyle uluorta.. bazı şairlere mahlas kullandıran, bazılarına ise maşuk/maşukalarına müstearlar yakıştıran-yakıştırılan…

Yaşı, cinsiyeti, kimliği, konumu yoktur ÂŞK’ın. Değdiği gönül belirler, yerini, kimliğini, gücünü...

Sanıyorum karşı konulamayan, gönüllü teslim olunan, çoğu kimse için yakıcı sonuçları olan yegâne duygudur ÂŞK.

Güçlüdür;

Yavuz’a cariyesinin karşısında diz çöktürür ve:

“Merdüm-i dideme bilmem ne füsûn etti felek

Giryemi kıldı hûn eşkimi füzûn etti felek

Şîrler pençe-i kahrımdan olurken lerzân

Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek.

(Bilmem ki gözlerime felek nasıl bir büyü yaptı ki,

Gözümü kan içinde bıraktı, aşkımı arttırdı.

Pençemin korkusundan arslanlar bile titrerken

Felek beni bir âhû gözlüye esir etti.) bu mısraları yazdırır.

Kanûnî’nin dilinden Muhîbbî mahlası ile öyle inciler dökülür ki, aşk ancak bu kadar güzel anlatılabilir:

“Aşk mıdır ki can-ü dîl mülkünü yağma eyleyen

Aşk mıdır sinem içre gelip de câ eyleyen

Aşk mıdır ki boynuma takıp belâ zincirini

Gezdirip Mecnûn gibi âlemde rüsvâ eyleyen…”

(Aşk mıdır cân ve gönül evini yağma eyleyen

Aşk mıdır gelip sînem içre yer eden/edinen

Aşk mıdır boynuma belâ zincirini takan

Ve mecnun misali gezdirip âleme rüsva eyleyen…)

Aşk’ın bir nevî devâ bulmaz cünûn (delilik) hali olduğunu görüyoruz.

Nasıl cünûn-hal olmasındı ki, hiçbir akıl terazisi tart(a)mıyor, sınır çizemiyor insanı teshir (büyü) eden aşka..

Aşk;

Abdurrahim Karakoç dizelerinde de lambada titreyen alev olur, Mihriban diye can bulur:

“Yâr deyince kalem elden düşüyor

Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor

Lâmba da titreyen alev üşüyor

Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban

Tabiplerde ilâç yoktur yarama

Aşk değince ötesini arama

Her nesnenin bir bitimi var, ama

Aşka hudut çizilmiyor Mihriban”

Sınırları olsaydı aşk’ın;

70’lik Koca Sinan ile 17’lik Mihrimâh Sultana sevdalanıp bu derde düş olur muydu?

Koca Sinan;

Gün-ay doğarken, batarken selâmlasınlar istediği o ölümsüz eserlere imza atar mıydı?

Aşk değil miydi bülbülü gül dalında günler geceler boyunca uykusuz bırakan?

Ferhat’a dağlar deldiren,

Kays’ı mecnun eyleyip çöllere süren…

Bir tek mahbubuna duyduğu muhabbet karşısında boyun eğer, bel büker, diz çökerdi.

Mecazi aşklar insan gönlünde bu kadar derin izler bırakıyorsa, İlâhî aşklar nelere kaadir ki? O aşk ile Mecnun Leyla’dan Mevlâya dönmüş, Yunus Emre “bana seni gerek seni” diye inlemiş, İbrahim Ethem tacı tahtı bırakıp derviş olmuştur.

Okunma Sayısı: 962
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı