Demokrasi Platformu, daha önce “adâlete çağrı”yla “Türkiye’de hukuk devletinin askıda olduğu”na, “yargı reformu”yla “hukukun üstünlüğüne, “devlette denge ve denetim”e, “âdil yargılama” ilkesine, “kayyım atamalarına, KHK uygulamalarına son verilmesi” çağrısı yapmıştı.
“Barışa çağrı”yla insan hak ve hürriyetlerinin, demokrasinin kurumsallaşmasıyla ekonominin gelişmesi; verimin, üretimin artması, refahın yaygınlaşması, bilimin, çevrenin, kültürün gelişmesi, ülke, bölge ve dünya için yeni güvenli gelecek inşası deklâre edilmişti.
Ve “siyasete çağrı”yla, “şeffaf ve denetlenebilir siyasetin finansmanı”yla, her türlü istismarın önüne geçecek “siyasî ahlâk yasası”yla “temiz siyasete”, halktan kopuk “otoriter-totaliter ‘sözde’ cumhuriyetler” yerine toplumda barış ve dayanışmayı teminle kapsayıcı “demokratik hukuk devleti”nin gereğine dikkat çekilmişti.
“SİYASAL AHLÂK OLMAZSA YOLSUZLUK ‘SİSTEM’ OLUR!”
Son “Önce siyaset değişmeli” panelinde konuşan Kültür eski Bakanı Etuğrul Günay’ın “katılımcı, çoğulcu, saydam demokrasi”yle siyaset, adâlet ve barışın geleceğini, ekonominin düzeleceğini özetleyip Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarının mutlaka uygulanması gerekliliğini vurgulaması, toplantının nirengi noktasını oluşturdu.
Keza siyasetin toplumda “parti siyaseti ”olarak algılandığını, oysa siyasetin toplumun problemleri, dertleri, ekmeği ve geleceğiyle ilgilenmek olduğunu vurgulayan Günay’ın, “bir seçim çevresinde on binlerce seçmenin parti merkezlerinin sıraladığı listelere oy vermesi ‘seçim’ değil ‘kimlik sayımı’dır” yorumu büyük tasvip gördü.
Yine sosyolog, siyaset bilimci, öğretim üyesi Prof. Dr. Doğu Ergil’in, “siyasî ahlâk”ı, kamu yararı önceliğinin, hesap verilebilirliğin, şeffaflığın olduğu, aldatmanın, manipülasyonun olmadığı dürüst sistem” tanımı, “otoriter rejim”de siyasetin sürüklendiği vahameti açığa çıkardı.
“Siyasî ahlâk olmazsa siyaset ‘seçim kazanmaya’ evrilir ve tek ‘başarı’ seçim kazanmak olur; yolsuzluk sapma değil ‘sistem’ haline gelir. Hukuk zayıflayıp araçlaşır, toplum kutuplaşır. “Benden olmayan düşmandır’ çarpıklığıyla ‘millet ittifakı’ ‘zillet ittifakı’ diye tahkir edilir. Yandaşlık liyakatin yerini alır” tesbitleri, “otoriter rejim”de siyasetle birlikte devletin çürüyüşünü ortaya koydu.
Siyasetin finansmanına dair Avrupa’da hukukî altyapı üzerinde kuralların, normların, kültürel kodların işlediğini güven nazara verip, “Siyasetin finansmanı şeffaf değilse seçimler âdil değil” ifadesi, Türkiye’de siyasetin fay hattını ifşa etti.
ÖNERİLER, SİYASETE YOL GÖSTERİYOR…
Neticede araştırmacı-yazar Bekir Ağırdır’ın milletvekili-seçmen ilişkileri, seçim kütükleriyle seçmen listelerinin siber güvenlikleriyle ilgili tesbitleri, “siyaset hukukunda reformlar”la kanunî zeminin düzenlenmesini, siyasetin topyekûn demokratikleştirilmesi gerekli kılıyor.
Türkiye’de siyasete “particilik” olarak bakıldığını belirten Ağırdır’ın “Siyaset, ‘siyaset esnafı’nın elinde, sosyal medyayı tâkiple kalmamalı. Parti siyasetiyle salonlara, meydanlara hapsolmamalı. Ahaliyle diyalog zemini olmalı, düşüncesi sorulmalı, Toplumun katılımı olmadan, anayasayı tartışmadan siyaset millete mal olmaz. Siyaset, sivil toplum, dernekler, sendikalar, hak ve hürriyetler, ifade özgürlüğü ekseninde halka inmeli” çağrısı, siyasetin ıslâhının temel dinamiklerini belirliyor.
Ve Ağırdır’ın, “monolitik kültür”le, “kimlik siyaseti”yle “seçim”in değil âdeta “kimlik sayımı”nın yapıldığı; bozulma, ahlâkî çürüme, kutuplaştırıp düşmanlaştırmaya son verilmeli. Siyaset “münâkaşa”dan “müzâkere”ye geçmeli. zihniyet değişimiyle insanların birbirine aklını, gözünü, kafasını kapatmayıp adâletin, sistemin milletin önüne konulması önerileri çıkmazdaki siyasete demokratik çâreyi gösteriyor.
Kısacası, “tek kişilik hükûmet”le ülkenin başına “istibdat belâsı”nı musallat eden “otoriter rejim”e karşı demokratik direnç çabaları, karanlıkta yakılan mum misali ümit veriyor.
Siyaset, demokrasi ve hukuk çağrılarına bigâne kalmamalı...