Bu da oldu ve ülkemiz neredeyse ‘dünyanın en pahalı ülkesi’ hâline geldi.
Artık pahalılıktan şikâyet etmeyen hiç kimse kalmadı. Hatta iktidar mensupları ya da iktidarı destekleyen sivil toplum kuruluşları da şikâyetçiler kervanına katıldı.
Hatta ve hatta şu da oldu: Türkiye’de üretilen bazı ‘yerli’ ürünler, Avrupa ülkelerinde Türkiye’den daha ucuz satılmaya başladı. En çarpıcı misali, Türkiye’yi idare edenlerin günde beş defa övündükleri TOGG marka otomobilin Almanya’da Türkiye’den daha ucuza satılmış olmasıdır. Başka hiç bir örnek olmasa tek başına bu bile yaşanan büyük çarpıklığı anlatmaya yetmez mi?
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe de ‘şok edici fiyat farkları’na dikkat çekip şikâyetçi olmuş. Özellikle hazır giyim sektöründe fiyat makasının Türkiye aleyhine açıldığını vurgulayan Gültepe, yurt dışından alışveriş yapmanın uçak bileti dahil daha avantajlı hale geldiğini çarpıcı örneklerle dile getirmiş. Düşünün ki uçakla Avrupa’ya gidip alış veriş yapıp dönmek aynı ürünleri Türkiye’den almaktan daha ucuz olabiliyormuş. Bu tablo gerçekten düşündürücü değil mi?
Aynı zamanda bir hazır giyim üreticisi olan Gültepe, üretiminin tamamını ihraç etmesine rağmen Türkiye’deki pahalılığın bizzat kendisini de etkilediğini belirtmiş. Geçmişte Avrupa ile aradaki fiyat farkının yüzde 20 civarında olduğunu hatırlatan Gültepe, günümüzde bu oranın yüzde 50-60 seviyelerine çıktığını söylemiş. TİM Başkanı, tüketicilerin artık Avrupa’ya gidip alışveriş yapmasının, seyahat maliyetine rağmen daha ekonomik olduğunu hatırlatmış. Kendi deneyiminden de örnek veren Gültepe, Türkiye’de baktığı bir montun yurt dışında yüzde 20-30 daha ucuz olduğunu, bir arkadaşının ise yurt dışında 6 bin liraya aldığı bir ürünün Türkiye fiyatının 17 bin lira olduğunu gördüğünü aktarmış.
Gültepe’nin açıklamalarını sosyal medya hesabından değerlendiren ekonomist İris Cibre ise durumun sadece “değerli TL” ile açıklanamayacağını söylemiş. Cibre, yurt dışında 115 Euro (6 bin TL) olan bir ürünün Türkiye’de 327 Euro’ya (17 bin TL) satılmasının matematiksel olarak kur etkisiyle bağdaşmadığına dikkat çekmiş. Cibre, mevcut tablonun bir “fırsatçılık” örneği olduğunu ileri sürmüş. (karar.com, 15 Şubat 2026)
Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği (MÜSİAD) Başkanı Burhan Özdemir de, Türkiye’de fiyatlamaların kontrol edilmediğini, maliyet bazlı çalışma yapılmadığını söylemiş. Özdemir, “Memlekette kimse 1 kilo dondurmanın maliyeti nedir diye sormuyor. Aynı çayı bir yerde 500 liraya başka bir yerde 5 liraya içmek normal değil. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir fiyat makası yok” şeklinde konuşmuş.
Acaba bu tablonun sorumlusu kim ola? “Gülüyoruz ağlanacak halimize” diyerek işin içinden çıkabilir miyiz?