İnsanlığın asırlardır zihnini meşgul eden ve cevapsız kaldığında dünyayı büyük bir matemhaneye çeviren derin varoluş soruları, Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed’in -Aleyhissalatu Vesselam- dünyayı teşrifleriyle nura kavuştu.
Peygamberimiz (asm) dünyaya teşriflerinin miladî yıldönümü olan Mevlîd-i Nebî haftasına tevafuk eden bu sayımızdaki dikkatler “Varlık ve Anlam” cihetine çekiliyor... Kâinatın büyük bir karmaşa ve sahipsizlik içinde olduğu zannedilen cahiliye karanlığından, her şeyin birer dost ve kardeş görüldüğü Asr-ı Saadet ışığına çıkışın 1455. yılında onun getirdiği nuru anlamaya çalışacağız.

İnsanoğlunun “Necisin, nereden geliyorsun ve nereye gidiyorsun?” sorularına verdiği cevaplar, bugün de modern insanın en büyük arayışı olmaya devam ediyor. Risale-i Nur’da ifade edildiği üzere, Hazreti Peygamber’in (asm) getirdiği nur, kâinatın yüzündeki o vahşet perdesini kaldırmış; mevcudatı birer düşman gibi görmekten çıkarıp her birini Cenab-ı Hakk’ın birer antika sanat eseri ve cana yakın birer dostu haline getirmiştir.

Bismarck gibi Batılı mütefekkirlerin dahi “Sana muasır olamadığımızdan dolayı müteessiriz!” diyerek hayranlıklarını dile getirdiği bu muazzam inkılaba hayret edip hayran olanların sayısı her geçen gün artıyor. Fidanlık olarak, Efendimizin (asm) gösterdiği yolun sadece geçmişe ait bir hikâye değil, bugünün karmaşasında yolumuzu aydınlatan sönmez bir güneş olduğunu hatırlatıyoruz.
