Her gün; yüzlercesinin, nazarımıza çarpıp fikrimizi meşgul ettiği yetmediği gibi o meşhur “acı motivasyonlardan, NLP tavsiyelerinden ve TEDx konuşmalarından” halen hissenizi almadıysanız gelin bir de benden dinleyin, deeermişim :)
Onlar bittiyse bir de “Biz sizin yaşınızdayken..” veya “Sen neden boş oturuyorsun ki?” sekansları var. Onları da olağanca kibarlığımızla ve lütufkârane tavırlarımızla geçiştirdikten sonra “Beni anlamıyorsunuz!” demek için artık çok geç kaldığımızın farkına vardığımız kısma geliyoruz.
Bazen “Bir soru daha yapsaydım şimdi şuralardayım.” zehirli üflemeleri geliyor. Sonra kendi kendinize “Lisedeki bana denk gelsem, mezuniyet; benim başıma ne kadar hazin haller getirdiğini, ona şekva edip söyleyecektim.” nev’inden musaddak cümleler bizi 20 yaş ihtiyarlatıyor. Ya da en azından beni... Hatta EYT’den emekli öğrenci yapacak kadar.
Bu aşamadan sonra “Olanda hayır vardır.” kafasına bürünüyoruz ve bilvesile fırsat bulan malign seyirli yeis patogenezine karşı mâlum eczalara başvuruyoruz. Neyse ki emekli bir öğrenci olduğumuz için sigortamız, ilaçları karşılıyor. “Çıkmadık candan ümit kesilmez.” gibi bir nene sözüyle bağışıklık sistemimizi toparlamaya çalışıyoruz. Eee sonra?
Ecnebi gençlerin güzel bir adeti var: Gap year! Yani hayata atılmadan önce hayatı asabilecek bir ya da birkaç sene... Çünkü hayattaki reaksiyonlar ne yazık ki tersinir değil. Demem o ki itiraz oklarını ha reislere ha zamanın dehrine atmışız, çok da fark etmiyor.
Mezuniyet sonrası, alarmların sınav için çalmayacağı harika bir süre var. Yolun sonunda bazen askerlik bazen KPSS bazen başka bir sınav olsa da...
Neredeyse 20 seneye varan bir eğitim-öğretim macerasından sonra, tecerrüt edip “soft power”ımıza basabileceğimiz bir zamanız bizcağıza; hem kendimiz hem de çevremiz, tanımayacak kadar acımasız mı? N’oldu, evde mi kaldık? Varsın kalalım...
Külliyat nazarıyla; okuyamadığımız kitaplar, izleyemediğimiz filmler, dinleyemediğimiz albümler, oynayamadığımız oyunlar, selam verilmedik akrabalar, gidilmedik programlar, eski ve verimli dostlar, belki sosyal gönüllülük projeleri, meslekî workshoplar, dil eğitimi, müzik aleti çalabilme yeteneği, birazcık olsun bir şeyler karalayabilme istidadı... Bunlar birer kayıp değil bir değer nişanesi olsa gerek. Ve belki sınava, zamana veya ne vazifemiz varsa ona yönelik birer muharrik olabilme potansiyeli taşıyan “boş zamanların hoş birer arkadaşları”. Gap year işte, “Ben emekli öğrenciyim ama bağ-kur’dan değil emekli sandığından.” demenin güzel bir uygulaması. Yoksa ya ev genciyiz ya da saat 10.00’da annesinin zoruyla kahvaltıya oturan, diploma mezunu bir işsiz. Ha bir de “Senin okul ne oldu ya?” sorularına cevap verme görevlisi olarak da tanımlayabiliriz kendimizi.
Bu süreç, insan hayatını dönüştüren birkaç önemli safhadan birisi olurken hele hayırlısıyla bir gün mesleğimizi elimize aldığımızda “sudan çıkmış balığa dönmemek” veya “kitap ve masa başında beyin ve dirsek çürütmekten” başka pek de bir meziyeti olmayan bir karaktere dönüşmemek için belki de ders çalışmak kadar ehemmiyetli.
Hatta bu “gap year”ı ahirete müteveccih hale getirmek hususunda; şöyle desek çok mu cerbezekârane olur: Davası doğru olan değil de davasını doğru ifade edebilen kazanır. Lisan-ı hâlin, bugün etkisi, hiç olmadığı kadar güçlü. O zaman biz hem iyi bir öğretmen, mühendis, avukat, ekonomist, işletmeci, siyasetçi, mimar, hekim, ıvır zıvır (mesleklerin diğerine rüçhaniyeti olmaz tabiî ki..) olsak hem de kendi davasını ifade edebilme kabiliyetine sahip birer dava sahibi...
Varsın bu harcanan aylar, seneler; işyerinde, bir kıdemlinin nazarında, bizi hiç olmazsa iş harici bir konuda çömez olmaktan kurtarsın. Yoksa bizi ne hastaneler, fabrikalar istedi de gitmedik yani. Bu böyle bilinsin :)
Emekli öğrenci usulü gap year bunları içerirken yurt dışındaki öğrencininki elbette daha çok maddî esneklik içinde; gezmeli tozmalı, yemeli içmeli oluyor. “Çıkmadık gezgin mi okuyan mı bilir?” ikilemine düşmemek için biz, cebren ikinci kısım aktiviteleri tercih ederek büyük bir yükten de kendimizi kurtarıyoruz.
Hadi bize iyi gap year’lar... Her ne kadar isimlerin değişmesiyle hakikat değişmese de...