Şanlıurfa’daki seminerde konuşan Cevher İlhan, birlik ve meşveretin Müslüman toplumlar için barış ve kalkınmanın anahtarı olduğunu belirtti.
Şanlıurfa - Yeni Asya
Bediüzzaman Said Nursî’nin vefatının 66. yıl dönümü münasebetiyle Şanlıurfa’da “Bediüzzaman'ı anma ve anlama programı” çerçevesinde bir seminer gerçekleştirildi.
Bediüzzaman Eğitim, Kültür ve Sanat Vakfı’nda düzenlenen “Bediüzzaman Said Nursî’ye göre Günümüz Meseleleri ve Âlem-i İslâm” konulu seminer, Risale-i Nur talebeleri ve vatandaşların yoğun ilgisiyle gerçekleşti. Programı Muhammed Yusuf Akbaş sundu.

“Âlem-i İslâmın elemleri beni ezdi”
Programın açılışında konuşan Akbaş, büyük İslam âlimi, Kur’ân müfessiri ve çağın müceddidi Bediüzzaman Said Nursî’yi rahmetle yâd ederek, onun İslâm dünyasının dertleriyle ne kadar yakından ilgilendiğini ifade eden sözlerini hatırlattı:
“Ben kendi elemlerime tahammül ettim; fakat ehl-i İslâmın eleminden gelen teellümat [elemler] beni ezdi. Âlem-i İslâma indirilen darbelerin, en evvel kalbime indiğini hissediyorum. Onun için bu kadar ezildim. Fakat bir ışık görüyorum ki, o elemlerimi unutturacak inşaallah.”
Akbaş, günümüzde yaşanan sosyal, siyasî ve ahlâkî krizlere karşı çözümün Risale-i Nur’da bulunduğunu belirterek, Bediüzzaman’ın “insaniyet-i kübra” anlayışının insanlığın kurtuluşunda temel bir esas olduğunu vurguladı. Ayrıca Üstad’ın “Vefatım, hayatımdan ziyade dine hizmet edecek” sözünü hatırlattı.
Hürriyet ve adaletle istibdat zinciri kırılır
Seminerde konuşan gazetemiz yazarı Cevher İlhan, Bediüzzaman’ın Kur’ân tefsiri olan Risale-i Nur’da, çağın idrakine sunduğu Kur’ânî hakikatleri izah ettiğini belirtti. İlhan, Risale-i Nur’un tarif ettiği demokratik cumhuriyet mânâsındaki meşrutiyet, hürriyet, adalet, müşavere (meşveret) esaslarını detaylı bir şekilde ele aldı.

Bediüzzaman’ın “rey-i vahid-i istibdat” (tek kişilik rejim) olarak nitelendirdiği yönetim biçimlerinin, zulmün temeli, insaniyetin mahvedicisi, İslâm âlemini zillet ve sefalete düşüren ve İslâm’ı zehirleyen bir anlayış olduğunu kaydeden İlhan, Osmanlı’nın son döneminden günümüze misallerle İslam’ın hakikatlerinin “dindeki rüşd-ü irşadın tebyin ve tebeyyünü” ile “Kur’ânî tebliğ metodu”nu anlattı.
Kur’ân’ın şûra ve istişareyi tembihleyen ayetlerinin hükmüyle, hukukun üstünlüğüne dayalı gerçek bir demokratik sistemde istibdat zincirlerinin hürriyet ve adaletle çözüleceğini, maddî ve manevî kalkınma yolunun açılacağını vurguladı. Asrın başlarında Şark’taki aşiretlere verdiği “Münazarat” derslerinde bugünkü anlamıyla demokratik cumhuriyeti Kur’ân ve hadis’e göre temellendirdiğini nazara verdi.
Manevî cihad ikna ile olur
Bediüzzaman’ın “Bu zamanda silah - kılıç yerine hakikî medeniyet ve maddî terakkî ve hak ve hakkaniyetin manevî kılıçları düşmanları mağlup edip dağıtacak” tesbitinden hareketle, İslâm’ın hâkimiyetinin “icbarla [zorla] değil, ikna ile” olacağı ikazını aktaran İlhan, “mânevî cihad”ın gereğini açıkladı.
Cevher İlhan, “Ne var ki İslâm âlemi, Bediüzzaman’ın çağımız Kur’ânî ‘müsbet hareket’ formülü ve ilmî-fikrî mücadeleyi esas alan ‘Asr-ı Saadet modeli’nde Peygamberî tebliğ ve hizmet metodu olan ‘mânevî cihad’ esasını bilmiyor ve uymuyor” diyerek, bu yüzden ‘Arap baharı’ gibi olaylarda İslâm’ın imajını lekeleyen, küresel emperyalistlerin işgal ve tefrika fitnelerine bahaneler üreten vahim yanlışlarla İslâm hakikatinin perdelenmesine dikkat çekti.
Zalimlere meyil felâkete sürükler
İlhan, siyasal İslâm’ın tefrit ile cerbeze ederek daima aldandığını ve maalesef kamuoyunu da aldattığını belirtti. İslâm âleminin yönetimlerinin hemen hepsinin “tek adam” rejimleri olduğunu ve bu yönetimlerin bir yerlere bağlı bulunduğunu, ancak onlara göre hareket edebildiklerini vurguladı.
Zulme karşı büyük dikkat çeken İlhan, Hûd Suresi 113. ayeti’ni hatırlatarak, “Zalimlere meyletmeyin; yoksa size ateş dokunur” buyruğunu okudu ve en edna bir meyil dahi Cehennem azabını icap ettireceğini ifade etti. Ayrıca musibet-i âmmenin ekseriyetin hatasından kaynaklandığını belirtti.

İstibdata ve tefrikaya karşı demokrasi ve ittihad
İlhan, Bediüzzaman’ın “birinci talebesi” merhum Zübeyir Gündüzalp’in Kasım 1950’de Ankara Üniversitesi’nde verdiği konferansta dile getirdiği ikazları aktardı. Ecnebî parmağıyla idare edilen zındıka komitelerinin İslâmiyet’i imha için çevirdiği entrikaları, hunhar zulümleri, kardeş kardeşi çarpıştırma planlarını ve “federasyon” paravanında “özerk-ozerk bölgeler” perdesinde terör örgütlerine “devletçikler” kurdurulması tefrika projesini hatırlattı.
Zalim ecnebî güçlerin sömürülerini sürdürmek ve İslâm âleminin uyanışını önlemek için dikta yönetimleri, krallıkları ve sultanlıkları Müslüman milletlerin başına musallat ettiğini belirten İlhan, buna karşı Bediüzzaman’ın 1911’de Şam Emevî Camii’nde 100’den fazla âlim ve on bini aşkın cemaat huzurunda verdiği Hutbe-i Şamiye’de ortaya koyduğu çözümü izah etti: "Müslümanların her türlü istibdadı bir tarafa bırakıp meşveret ve şûrâ ile demokratik direnç göstermesi, mekteplerde din ve fen/müsbet ilimlerin beraber okutulmasıyla İslâm medeniyeti etrafında sulh ve istikrara kavuşması."
Kardeşlik tahkim edilirse kalkınma yolu açılır
Bediüzzaman’ın, İslâm coğrafyasını çeşitli tahriklerle karıştırıp Müslümanları birbirine kırdıran “fitne stratejileri”ne karşı, Türkiye’nin ve Müslüman ülkelerin bin yıldır beraber yaşayan, aynı inanç, tarih ve kültürle ortak maziyi paylaşan akraba halkların “komşu ve birbirine muhtaç kardeşler” olarak hareket etmesini, komplolara düşmeyip kardeşlik ve vatandaşlık bağlarını tahkimle dahili ve bölge barışını sağlayacağını, kalkınma yolunu açacağını hatırlattı.
Seminer, soru-cevap bölümüyle interaktif bir müzakere ortamına dönüştü. Katılımcılar, Risale-i Nur’un günümüz meselelerine sunduğu çözümleri değerlendirme imkânı buldu.
Program ilgiyle izlendi
Programın sonunda Bediüzzaman Eğitim, Kültür ve Sanat Vakfı Başkanı Ahmet Zorlu, gazetemiz yazarı Cevher İlhan’a plaket takdim etti. Seminer, genç hafız Faruk Turgut’un okuduğu Kur’ân-ı Kerîm aşr-ı şerifiyle dualar eşliğinde son buldu.
Etkinlik canlı yayınlanırken, hanım katılımcılar programı ayrı bir salondan takip etti. Seminer, başta Şanlıurfa olmak üzere yöreden gelen dinleyicilerin katılımıyla büyük ilgi gördü.
Katılımcılar, Risale-i Nur’un Kur’ânî esaslara dayanan müsbet mesajlarının, günümüzün istibdat, tefrika ve fitne problemlerine karşı en etkili çözüm olduğunu ifade ederek, bu tür programların devamını temenni etti.