"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Demokrasi içine diktatör kaçar mı?

Hakan Özlen
05 Temmuz 2024, Cuma
Demokrasi, yönetimin millete dayalı olduğu bir sistemdir. Türkiye’de vatandaşlar, milletvekilleri aracılığıyla mecliste temsil edilirler.

Bu nedenle, Türkiye’deki yönetim biçimine temsili demokrasi denir. Ancak demokrasi içinde diktatörlük unsurlarının gizlice yer alıp almayacağı sorusu, bugünün Türkiye’sinde önemli bir tartışma konusu olmalıdır.

1908'den günümüze kadar oluşan meclisler, halkın çoğunluğunu temsil eden yapılar olmuştur. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır: Ali Fuat Başgil'in demokrasi ve hürriyet arasında kurmuş olduğu ilişki.

Başgil, demokrasiyi “bir zarf” olarak tanımlar ve bu zarfta hürriyet rüzgarlarının esebileceği gibi, baskı ve esaretin de hüküm sürebileceğini belirtir. Başgil’in uyarısı, demokratik bir ortamın devamı için hürriyetin vazgeçilmez olduğunu vurgular. Aslında Başgil bu yazısı ile tek parti döneminde, isimden ve resimden ibaret “cumhuriyet ve meclis” görünümündeki diktatörlüğü deşifre etmek istemiştir. 

Başgil’in 1948 yılında “Hür Fikirler Mecmuası”nda yayınladığı bu makalesinde demokrasi, halkın ekseriyetinin millet meclisiyle temsil edildiği bir hükümet tarzı olarak tanımlanır. Bu tanımdan hareketle, demokrasinin meşrutiyet düzeni ile eş anlamlı olduğunu anlarız. Zira meclisin varlığı, demokrasi ve meşrutiyetin temelidir. Ancak, demokrasinin şekli bir düzen olduğu, içini dolduran unsurun ise “hürriyet” olduğu açıktır.

Bu nedenle, 24 Temmuz 1908 yılında meşrutiyetin ilanı, aynı zamanda “Hürriyetin İlanı” olarak da ifade edilmiştir.

*** 

2017 yılında Türkiye, bir referandum ile parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçiş yapmıştır. Bu yeni sistem, parlamenter düzende olduğu gibi meclisin çoğunluğuyla belirlenen bir cumhurbaşkanı yerine, doğrudan halk tarafından seçilen bir cumhurbaşkanı öngörmektedir.

Ancak, Cumhurbaşkanının aynı zamanda parti başkanı olması, milletvekilleri üzerinde doğrudan bir tahakkümü oluşturabilir. Bu durumda, Cumhurbaşkanının belirlediği bakanlar güven oyu aramadan göreve başlamaktadır. Böyle bir sistemde Cumhurbaşkanını frenleyecek tek güç olan meclisi harekete geçiren saikin de Cumhurbaşkanının iradesi olduğunu düşünürsek, tehlikeli bir düzenle karşı karşıya olduğumuzu söylemek isteriz.

*** 

Ali Fuat Başgil, “milli iradenin kutsiyetine dayanarak en zalim diktatörlere bile rahmet okutacak şekilde hareket edilebileceğini” belirtmiştir. Ona göre Demokratik de olsa çoğunluğun getirdiği istibdat ile bir diktatörün getirdiği baskı arasında hiçbir fark yoktur. Başgil’e göre, çözüm çifte meclis usulüdür. Ancak, 1961 Anayasası ile uygulanan çifte meclis sistemi bile, 12 Mart Muhtırası ve 12 Eylül Darbesi gibi askeri müdahaleleri engelleyememiştir.

Bugün Türkiye’de demokratik sistemin içindeki diktatörlük eğilimlerini engellemek için hürriyetin önemi üzerinde durulmalıdır. Bu amaçla hür basın, medya ve sivil toplum örgütlerine büyük görevler düşmektedir. Aksi takdirde, demokrasi adı altında diktatörlere daha fazla fırsat tanımış oluruz.

Okunma Sayısı: 736
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı