"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İslâmî düşüncenin metin bir kalesi

Cevher İLHAN
29 Mart 2026, Pazar
—BAYAT İSNADLARA CEVAPLAR— (6)

“BEDİÜZZAMAN’IN ESERLERİ TAM DOĞRUDUR, RİSALE-İ NUR MÜCEDDİD-İ DİNDİR…”

Keza Fetva Emini Ali Rıza Efendi’nin, “Bediüzzaman, şu zamanda, din-i İslâm’a en büyük hizmet eylediği ve eserlerinin tam doğru olduğu ve böyle bir zamanda mahrumiyet içinde, feragât-ı nefs edip, yani dünyayı terk edip böyle bir eser meydana getirmenin hiç kimseye müyesser olmadığı ve her suretle şâyân-ı tebrik olduğu ve Risale-i Nur’un, müceddid-i din olduğu” beyânıyla “Cenab-ı Hak, onu muvaffakün-bilhayr eylesin!” duası Bediüzzaman’a ve Kur’ân tefsiri Nur Risalelerine haksız itirazları hükümsüz kılar.

Ve “Bediüzzaman'a kemal-i hürmetle selâm ederim. Telifatınızın ikmaline hırz-ı can (yani, ruha nüsha olacak kadar kıymettar) ile dua etmekteyim. Bazı ulemâüssû'un tenkidine uğradığına müteessir olmasın. Zira 'yemişli ağaç taşlanır' kaziyesi meşhurdur. Mücahedatınıza devam buyurun. Cenâb-ı Hak ve Feyyâz-ı Mutlak âcilen murad ve matlubunuza muvaffakü'n bilhayr eylesin…” desteği peşinen sözkonusu bühtanları boşa çıkarır. (Kastamonu Lahikası, s. 202.)

Bediüzzaman, “Hem merhum Fetva Emini Ali Rıza ve merhum Ahmed Şiranî ve merhum Şevket Efendi ve merhum Mehmed Âkif gibi insaflı, Risale-i Nur’u fevkalâde takdir ve tahsin eden o muhterem ve merhum zatların hatırı için biz, İstanbul hocalarına dostuz, onlardan gücenmeyiz. İnşaallah bir zaman ‘Yirminci Lem’a-i İhlas’ kendini onlara okutturacak, o eski dostları da yeni dostlar yapacak” teşekkürünü lâhikalara derceder. (Emirdağ Lâhikası -1, s. 144.)

RİSALELERİN DİLİNİN ETKİSİ; “İLGİNÇ SOSYOLOJİK OLAY”

“Nur Risalelerinin dilinin ağır ve anlaşılmaz olduğu” bayat iddiası, öncelikle “Risale-i Nur Külliyatı’nın her seviyeden insanın kolayca anladığı eserler olduğu edebiyatçılarca yalanlanır. Risalelerin akıcı bir üslûba sahip olduğu ve kolayca anlaşılır bir dille yazıldığı evvela okuyan milyonlarca Bediüzzaman okuyucusunca ifade edilir.

Bunun yanısıra Nur Risalelerine ve Bediüzzaman’a karşı olduklarını söyleyenler ve Bediüzzaman’ın fikirlerini benimsemediklerini açıkça bildirenler de bu gerçeği teslim ederler. Sosyoloji Profesörü Cahit Tanyol’un, “Bugün, inandığı birçok fikirlerin kofluğunu anlayan gençlik, bir şeye sarıldığında, karşısına Nur Risaleleri çıkıyor” sözü buna bâriz bir misaldir.

Keza “İlkokuldan üniversiteye kadar devrimleri, Kemalizmi ders veriyoruz; fakülteyi bitiren öğrenci ya Marksist oluyor veya Nurcu oluyor” diyen Prof. Tanyol’un, 29 Mart 1963 tarihli Cumhuriyet gazetesinde “…Ve bir gün, Atatürk’ün Nutku karşısında, Said Nursî’nin Nur Risalelerini gürül gürül okunur bulduk. Tanrının şu cilvesine bakınız; kırk yıl sonra M. Kemal’le Saidi Nursî karşı karşıya gelmişti...” hayıflanmasıyla açığa çıkıyor. (Aydınlar Konuşuyor, N. Şahiner, s. 199.)

Bu açıdan Risalelerin diline dil uzatan nâdânlara tavsiyemiz şudur: “Hiç olmazsa Tanyol’un ‘Said Nursî’nin milyonlarca insanı peşine taktığı” tesbitinden hareketle gerçekleri görsünler. “İşte bu nokta sosyolojik açıdan çok ilginçtir, sosyolojinin meşgul olduğu bir sahadır” önerisine uyup Nur Risalelerinin dilinin etkisindeki “ilginç sosyolojik olay”ın sebeplerini araştırsınlar.

Aydınların, araştırmacıların araştırmalarını istediği, Bediüzzaman’ın Risalelerinin neden bu denli okunduğunu, okuma yazma bilmeyen insanların sırf Risaleleri okumak için büyük gayretlerle kısa zamanda okur-yazar olmalarının sırrını incelesinler; eğer azıcık fikir nâmusları varsa…

“NUR RİSALERİ BU TOPRAĞIN BAĞRINDAN FIŞKIRAN BİR HAZİNEDİR”

Bediüzzaman’ın eserlerinin anlaşılmadığını ileri süren nâdânlar, büyük mütefekkir ve yazar merhum Cemil Meriç’in (12 Aralık 1916 – 13 Haziran 1987) Bediüzzaman’ı “İnsanımızın şuuur altına işlemiş ve kalabalıkların ruh dünyasını yoğurmuş, uğrunda büyük fedakârlıklara katlanılmış, bir kelime ile çağımızın mâşerî vicdanında büyük akisler uyandırmış bir fikir ve dâvâ adamı” olarak tanıtan tesbitlerini okusunlar. (Age., s. 59-60.)

Meriç’in “Bediüzzaman, İslâmî düşüncenin en metin kalelerinden bir tanesidir. Hayatı ile düşünceleri arasında hiçbir tenâkuz olmayan gerçek bir fikir adamıdır” analizini yapan; ve “Aydınların Risale-i Nur’a tavrı, korkak, pısırık ve samîmiyetsizdir. Eli kalem tutanlar, maalesef gerçek samimî mütefekkirlerimizi ihmal ede gelmişlerdir” uyarılarını dinlesinler… (Köprü, Mart-1985, sayı. 84)

“Said Nursî, Türk insanına kendi sesini, kendi iklimini ifşa ettiği için nesillerin hâfızasına taht kurabilmiştir” diyen Meriç’in “Risale-i Nur son ikiyüz yıldan beri tefekkür dünyamızı istilâ eden Batının işportacılarından gelişi güzel devşirilmiş sahte, sakat ve şahsiyetsiz paçavralar arasında benzerine güç rastlayacağımız dürüst, metin, dost ve bu toprağın bağrından fışkıran düşüncelerle dolu bir hazinedir” ifadesinin anlamını anlasınlar…

Ve “Said Nursî’den niçin korkuluyor?” sorusuna Meriç’in, “Said Nursî bir mücâhiddir. Bir dünya görüşünün yayıcısıdır. Bu dünya görüşüne katılsın-katılmasın, her namuslu insanın vazifesi; bu toprağın bağrında fışkıran, salâbet, metânet, ciddiyet ve samîmiyetini asırların imtihanından geçerek ispat etmiş bulunan İslâmî düşünceleri neşr ve tamim etmektir” tarifinin ve çağrısının mânâsını idrâk etsinler…

“RİSALELER ÇOK İLGİNÇ VE ATEŞLİ BİR ÜSLÛPLA YAZILMIŞ…”

Türkiye’de ve bütün dünyada okunan ve aslı Türkçe yazılan Nur Risalelerinin edebî cephesi ve belâgatı yerli ve yabancı birçok hakperest ilim adamlarınca takdir edilir.

San’atçı Zülfü Livaneli, daha önce Zafer dergisinde (Kasım 2007) ve haftalık Aktüel’de “sağım, sağ tarafım” dediği yönünü tanıttığı, daha sonra yayınlanan “Sevdalım Hayat” adlı kitabına aldığı hatırasında, Risalelerin muhtevasının yanısıra üslûbunu ve dilini nazara verir.

Gençliğinde bir yaz tatili boyunca okuduğu Said Nursî’nin kitaplarının muhtevası için yazdıkları kayda değerdir. Memleketi Konya’nın Ilgın ilçesinde iki Ilgınlı üniversite öğrencisinin kendisine verdiği birkaç Risale-i Nur kitabından “Asâ-yı Mûsa”yı hemen okumaya koyulduğunu kaydeden Livaneli’nin ilk intibâı şudur: “Çok ilginç ve ateşli bir üslûpla yazılmış ve yazarın bambaşka bir Türkçe anlayışı var…” (Sevdalım, Hayat, s. 59-61.)

Said Nursî’nin kitaplarında “bir edebiyat tadını bulduğunu” ikrarla “öylesine hırslı ve kuvvetli bir üslûptu ki ister istemez etkileniyordunuz” takdirini cümleleri arasına serpiştiren Zülfü Livaneli, ilkokul yıllarında dedesinin sıkı dinî eğitiminden geçmesiyle Risalelerdeki terminolojinin kendisine yabancı gelmediğini belirtir.

“SAİD NURSÎ, BALZAC’LA, KİERKEGEARD’LA, CAMUS İLE AYNI KONULARI İRDELİYOR…”

Nur Risalelerinden okuduğu “kader bahsi”nde Bediüzzaman’ın çok mantıklı cevaplar vermesi karşısında hayran kaldığını ifade eden Livaneli, o yaz tatili boyunca kendisine verilen ve bekletmeden okuduğu Nursî’nin kitapları hakkında şunları yazar:

“İlk okuduğum bölüm kader kavramıyla ilgiliydi. Eğer insanoğlunun kaderi alnına yazılmışsa, uğraşmasına ne gerek vardı? O zaman insanoğlunun işlediği günâhın da, sevabın da sorumluluğu Allah’a ait değil miydi? Bu beni müthiş ilgilendirmişti. Çünkü bu hem ‘varoluşçuluk felsefesi’nin temel sorusuydu, hem de Balzac aynı soruyu öğretmenine sormuştu.

“Said Nursî adlı yazarın yorumu ve cevabı ilginçti: Ay tutulmasını örnek gösteriyordu. İnsanlar, ayın hangi tarih ve saatte tutulacağını bilirdi ama bu bilgi insanların ay tutulmasına neden olduğu anlamına gelmezdi. Ay, kendi kurallarına tâbi olduğu disiplin gereğince tutulurdu, ama biz bunu önceden bilirdik. Kader de aynı biçimdeydi. İnsanlığın kaderi kendi davranışlarına bağlıydı. Ne var ki bu, Allah katında önceden bilinirdi. Alın yazısı denilen şey buydu…” (Age.)

Bu bölümü okuduktan sonra kayalıktaki ince esintide gözlerini kapatıp düşündüğünü ve bu kitapları yazanın ne kadar zeki bir kişi olduğunu anladığını not eden Livaneli, “Said Nursî, Balzac’la, Kierkegeard’la, Camus ile polemiğe giriyor, aynı konuları irdeliyordu ve doğrusu çok mantıklı bir cevap veriyordu” diye Bediüzzaman’la felsefe ve edebiyat dahilerinin mukayesesini yapar.

Said Nursî’nin kitapları ve düşüncelerinin kendisini epeyce ilgilendirdiğini ve bu hususta ilgisini çeken bir başka mevzuun, (yine Kader Risalesi’ndeki)“irade-i külliye ve irade-i cüziye bölümü” olduğunu nazara veren Livaneli, “Benim cevap aradığım birçok soruyu aydınlatıyordu” cümlesiyle, “kitapları çok beğendiğini” bildirir, “bambaşka Türkçe” beyânından anlaşılır.    

 — Devam edecek—

Okunma Sayısı: 153
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı