"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Başarısızlıktan başarıya dönüşün hikâyesi

HALİS SERHAT TAN
05 Ocak 2012, Perşembe
OKULUN açılmasından sonra bir buçuk ay geçmişti. İlk sınavları yapmış, birer birer öğrencileri çağırarak kâğıtlarını kendileri ile birlikte okuyordum. Maksadım, ben kâğıtları okurken öğrencilerin de ‘öz değerlendirme’ yapmalarına fırsat tanımak ve düşük de yüksek de alsalar aldıkları puanların kendileri tarafından alındığını, benim tarafımdan kimseye bir imtiyaz tanınmadan ‘adil ve eşit’ bir şekilde değerlendirme yaptığımı görmelerini sağlamaktı.
Böylelikle, hem bana olan güvenleri artacak, hem de benim onlarla olan iletişimim daha sağlam zeminlerde yürümüş olacaktı. Zira sağlıklı bir eğitim öğretim sistemi için öğrenci-öğretmen arasında bir ‘güven’ duygusunun oluşması oldukça önemlidir.
Öğrencileri teker teker öğretmenler masasına çağırıp kâğıtları birlikte okumanın benim açımdan da yararı vardı; öğrencileri daha yakından tanıma fırsatım oluyordu çünkü. Gerçi her öğrenci hakkında az çok bir öngörüm vardı. Kiminin ileri derecede, kiminin ise orta derecede başarılı olduğunu düşünüyor, kimini ise başarı önünden zayıf buluyordum.
Hakan da o öğrencilerimden biri. Derste o kadar sessiz ve sakin durur, kimseye sataşmaz, dersin işleyişini aksatmazdı ki kâğıdını okumak üzere yanıma çağırana kadar açıkçası varlığından dahi bîhaberdim. Geride kalan bir buçuk aylık zaman zarfında dersteki sessizliğinden ötürü, belki de hiç iletişim kurmadığım, adeta sınıfta yokmuş gibi durgun ve kendi halinde olan Hakan hakkında haliyle hiçbir öngörüm de yoktu. Gerçi sessiz duran bir öğrenci; ya dersi çok iyi anlıyordur ya da derse karşı hiçbir ilgisi yoktur hakikati de vardı. Böylece Hakan ya çok başarılı ya da zayıf olan öğrenciler arasında olacaktı.
Hakan’ı kâğıdını okumak üzere yanıma çağırdım. Kâğıdını elime aldığımda tamamen boş olduğunu görünce doğrusu pek de şaşırmadım.
Sınıfın genel not ortalaması üç-dört civarında seyrederken Hakan’ın bomboş kâğıt vermesi ve ‘sıfır’ alacak olması beni şaşırtmasa da oldukça üzmüştü.
Sıfır alacak olmanın üzüntüsünü kendisinin de yaşadığı, simasına bakıldığında çok rahat okunuyordu. Çok zevkli ve eğlenceli geçen ve sınavda da oldukça basit sorular sorduğum bu sınavda boş kâğıt veren Hakan’ın bazı kişisel sorunlarının olabileceği ilkin hiç aklıma gelmemişti. Derse karşı bu ilgisizliğinin keyfi bir vurdumduymazlık olduğunu düşünüyordum başta. Bu vurdumduymazlıktan kurtarıp bir farklılık oluşturmak adına kendisi ile özel olarak görüşmek istedim. Ders çıkışında beni beklemesini kendisine söyleyerek sıradaki öğrenciyi çağırıp kaldığım yerden kâğıtları okumaya devam ettim.
   Hiçbir öğrencinin verdiğim puana itiraz etmesine mahal vermeyecek şekilde kâğıtları adil ve eşit bir şekilde okuyup bitirirken saate baktığımda dersin bitimine beş dakika vardı.
Sınava yönelik kısa bir genel değerlendirme yaparken bu süre de bitmiş, teneffüs zili çalmıştı.
Sınıftakiler yavaş yavaş dağılırken Hakan yanıma yaklaşarak sessizce durdu.
Akşama kadar başka bir dersim yoktu o gün. Benden sonraki iki saat derslerinin boş olduğunu da öğrenince Hakan ile birlikte kantine doğru indik. Birer çay ve tost alarak okul bahçesindeki kamelyanın altında oturup kahvaltı niyetine atıştırıp sohbet etmeye başladık.
Oldukça içine kapanık bir kişiliğe sahipti Hakan. Pek konuşmazdı. Sorulan sorulara da dil ucu ile çekingen ve utangaç bir tavırla cevap verirdi. İçine kapanıktı. Onu açmadan konuşmamızın bir amaca hizmet etmeyeceğini biliyordum. Ne yapıp etmeli onu açmalı, ortamı güzel bir sohbet ortamına dönüştürmeliydim.
Zaman geçtikçe kendisine olan öz güveni ve öz saygısının düşük olduğunu ve kendisine olan güveni tazelemek gerektiğini, bu güveni tazelemeden güvensiz bir ortamda konuşacaklarımızın havada kalacağını görünce kendisine iltifat ederek başlamak istedim.
“Oldukça yakışıklısın Hakan! Aynı zamanda oldukça da temiz ve bakımlı” dediğimde çekingen ve utangaçlığından yüzüme bile bakamayan Hakan başını kaldırıp yüzüme baktı.
Bu bakış, aynı zamanda yapılan iltifatların Hakan’a pozitif olarak yansıdığı ve kendisinde güven duygusunu oluşturduğunun da ilk belirtisi idi.
 “Küçükken hocam benim için de oldukça yakışıklı olduğumu söylerdi. Kim bilir belki sen de büyüdüğünde bir öğrencine yakışıklı olduğunu söyleyeceksin” dediğimde Hakan’ın tebessüm etmesi beni de tebessüm ettirtiyor, dahası onun mutlu olduğunu görünce ben de mutlu oluyordum. Anlaşılan ‘bir öğrenci’ olan kendisine öğretmenlik rolü biçmem ve belki de gelecekte kendisinin de öğrencilerine iltifat edecek pozisyona oturtmam geleceği adına kendisinde umut uyandırmış ve heyecanlandırmıştı.
İlkin oldukça içine kapanık olan Hakan; yapılan şakalaşmalar ve tatlı iltifatlar eşliğinde yavaş yavaş açılıyor ve bulunduğumuz atmosfer sıcak bir sohbet ortamına dönüşüyordu. İltifatlar, tebessümler, karşılıklı bakışmalar arasında kahvaltımızı yaptıktan sonra asıl konuya gelmiştik.
Başarısızlığın perde arkasında yatan sebepleri öğrenmeye çalışacak ve elimden geldiğince kendisine yardımcı olacaktım. Bunun için de öncelikle ekonomik ve sosyolojik olarak kendisini tanımam gerekiyordu.
Aileyi tanıyarak işe başlamak istedim.
 “Kaç kardeşsiniz?” diye sorduğumda evin tek çocuğu olduğunu söyledi.
 “Evin tek çocuğu olduğun için şanslısın Hakan” dediğimde ne için olduğunu anlayamadığım ve anlamlandıramadığım bir teşekkür ile karşılık verdi.
 “Evin tek oğlu olmak genelde şımartır. Ama sen maşallah oldukça uyumlu birisin. Allah nazardan sakındırsın” dediğimde utanmış olacak ki göz göze gelmemek için tekrardan başını yere eğdi. “Baban ne iş yapıyor peki Hakan?” diye sorduğumda babasının vefât ettiğini söyledi canı sıkılaraktan. “Başın sağ olsun oğlum! Çok oldu mu baban vefât edeli?” dediğimde akan gözyaşları çok fazla zaman geçmediğini ve acısının hâlâ taze olduğunun mesâjını veriyordu.
Onun ağladığını görünce ister istemez benim de canım sıkılmaya başladı.
İkimizin de sıkıntısı geçsin ve daha fazla kendisini üzmeyeyim diye kantine gidip birer çay daha alıp geldim. Başka konu konuşmak niyetinde iken bu sefer kendisi konuyu açıp paylaşmak istedi.
    İlk defa bu kadar samimî ve rahat bir şekilde onu konuşuyor görmenin şaşkınlığı ile kendisini dinlemeye başladım. Dinledikçe de suskunluğu, çekingenliği ve utangaçlığının babasına olan ‘hasretinden’ kaynaklandığını anlıyorum.
“Hocam” dedi Hakan; “Babam bana ben babama çok düşkündüm. Aşırı bir sevgi bağı vardı aramızda. İki arkadaş, sırdaş gibiydik. Her şeyimizi paylaşırdık birbirimizle. Bana, dedemin, yani kendi babasının adını vermişti. Hatta bundan ötürü sürekli bana ‘babam!’ diye hitap ederdi. İki yıl önce doğu görevini yapmak üzere Muğla’dan buraya verdiler bizi” diyerek suskunluğunu bozup sıkıntısını anlatmaya başladı.
Merak ettiğim bazı konular olsa da sözünü kesmek istemiyor, iyi bir dinleyici pozisyonunda sessizce kendisini dinliyorum. Dinledikçe öğreniyorum ki, Hakan bir asker çocuğu. Afyonlu kendisi.
Doğu görevini yapmak üzere iki yıl önce babasını Muğla’dan buraya nakletmişler. 5 yıl önce babası vefat etmiş biri olarak Hakan’ı dinledikçe ‘babaya hasret’ olan ortak duygumuzdan ötürü kendisini çok iyi anlıyorum.
 “Hocam iki yıl önce buraya geldiğimizden beri birçok olay yaşadık. Ama en son geçtiğimiz seneki olayda teröristlerle yapılan çatışmada babam şehit düştü” deyince hıçkırıklara boğuluyor; göz yaşları sel olup akıyor! Kendisini teselli edecek bir durum da bulamıyorum açıkçası; aciz bir şekilde kendisini dinliyorum. Bu küçük çocuk, en büyük serveti olan babasını kaybedişi ruhunda derin bir iz bırakmış.
Aradan bir yıl gibi bir süre geçse de henüz acısı taze. Çocuk denilecek yaşta olduğundan ilgiye ve sevgiye muhtaç. Derslerindeki başarısızlık da bu ilgisizlik ve sevgisizlikten kaynaklanıyormuş meğer.
“Her ne kadar öz babanın yerini tutamasam da, artık hem senin baban, hem ağabeyin, hem öğretmeninim bundan böyle. Her türlü sıkıntını benimle paylaşabilir, dertleşebilirsin. Nerede, ne zaman bir sıkıntın olursa benimle görüşmek, danışmak istersen beni arayabilirsin” diyerek kendisine telefon numaramı verdim.
Zaman zaman ben onu arayarak, zaman zaman da kendisi beni arayarak görüştük, dertleştik.
Elimden geldiğince kendisi ile ilgilenmeye; beş yıl önce babası vefat etmiş biri olsa da, bir baba sıcaklığı ile sevgimi ve sıcaklığımı göstermeye çalıştım.
Zaman zaman da telkinlerde bulunarak ders çalışmaya yönlendirdim kendisini.
Ders çalışma metotları hakkında kısa kısa nasihatlerde bulundum.
Aradan iki ay gibi bir süre geçti. Derken ikinci yazılı vakti gelmişti.
Bu sefer seçici davranıp soruları ilk yazılıya göre biraz daha zorlaştırdım.
Sınıfın genelinin ortalaması hemen hemen ilk yazılı gibiydi.
Hiçbir öğrencinin düşük not almaması sevindirici idi.
Dahası en çok sevindirici olan ise, Hakan’ın en yüksek not alması oldu.
Bu başarı hem Hakan’ın çalışmasının ürünü hem de kendisine olan ilgi ve sevgimin bir ürünü olması hasebiyle bunu birlikte kutlamak istedim. Akşama evime dâvet ettim Hakan’ı.
Çam sakızı çoban armağanı bir hediye de aldım kendisine. Bir ‘pekiştireç’ ile bu başarısının devam etmesini sağlamaktı maksadım. O gece geç saatlere kadar sohbet ettik. Ardından kendisini arabayla eve bıraktım. Daha sonraki günlerde diğer hocalarıyla da görüştüm. Hakan’ın genel durumu hakkında bilgi aldım. Hakan diğer derslerinde de aynı başarıyı yakalamış. Bütün dersleri dört-beş imiş. Hatta bazı öğrenciler artık Hakan’ın defterinden fotokopi çekip çalışıyormuş. Aynı zamanda Hakan kendisine gösterilen ilgi ve sevgi ile derslerindeki başarısının yanı sıra içine kapanık, çekingen ve utangaçlığı gidip; sempatik, konuşan, paylaşımcı oluvermişti. Böylelikle, bir eğitim sistemi içerisinde duygudan yoksun, sadece ‘bilgi’ üzerine endeksli bir sistemin var olması; ilgiden yoksun bir mekanizmanın işlenmesi yerine ilgi ve bilgiyi birlikte harmanlayarak öğrenciye sunmanın daha isabetli sonuçlar alınabileceğinin somut bir örneğini Hakan’da yaşamış ve görmüş oldum!
Bir eğitimci için bir öğrenciyi kazanmanın tarifi imkânsız mutluluğunu yaşıyorum.
Hani derler ya; ‘ilgi bilgiden önce gelir’ diye. Doğruymuş meğer.
Okunma Sayısı: 7932
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı