Bahar gelmişse havaya, suya ve toprağa, güneş yoksa eğer, Halid-i Bağdadî gibi kelebek misali bir şems bir nur ararsın da, etrafında dönmek arzusu içinde, bulamazsın.
İşte o şemsi buldun ise eğer dön kardeşim. Sabaha kadar, ecele kadar. Masivadan bihaber, sade O’nun aşkı, sıcaklığı ve teslimiyeti baş başa, teke tek dön.
Müştemilatıyla, her bir gönül kadar çeşit dünyalara müsavi olsa da, sayısız ve tükenmek bilmeyen heva ve heves, ihtiyaç ve zaruret seni senden alıp, başkalarının etrafında dönmeye mahkum eden benlik, yârdan ve de yaradandan uzaklaştırmaktır.
Hayatın çoktan seçmeli imtihanında başarıya ulaşmak, hayatın gerçekliğini hüve hüvesine yaşayarak, amaç ve gaye istikametinde sapmadan, kanmadan, kandırılmadan, dost doğru, emrolunduğu gibi, elif gibi dimdik olmak. Sadece tek O’nun huzurunda eğilmek ile mümkündür.
Kabristan istasyonundan bilet alıp, bilinen bilinmeze seyr ü seferlerinin sürat peyda ettiği şu ahir zamanda, insanlığın, hak, adalet ve merhametin yol olmaya yüz tuttuğu, göz yaşlarının kuruduğu, zalimin galebe geldiği, inananların gaflete dalıp, tepkisizleştiği, sindiği, inandığı gibi yaşamak yerine, yaşadığı ya da yaşamak istediği gibi inananların çoğalıp, İslâm kal’alarının yok sayıldığı, İslâm şeairlerinin önemsenmediği, riyakârların, cirit attığı, ilim ve bilimin cahilin elinde oyuncak olduğu, açıklık saçıklık ile günahların sel gibi yağdığı, her bir günah damlalarında, bilerek veya bilmeyerek ıslanıldığı hatta bu ıslanılmakla, gurur duyulduğu şu garip zamanda çok dikkatli ve uyanık olmak gerekiyor.
Görülüyor ki bu zor ve meşakkatli hücumat karşısında tek başına savaşmak, karşı koymak ve kendini muhafaza etmek mümkün görülmüyor.
İşte bu hücuma karşı Müslüman, bir şahs-ı manevî ile karşı koyabilir. Camilerde, dershanelerde, medreselerde, sokaklarda. Müslümanlar meşveret etmeli, dayanışma ve yardımlaşma ile omuz omuza verip külliyet peyda etmeli.
Anneden aileden başlayarak, ilme talepkâr olmak, ilmiyle amel eden bir medrese-i yusufiye olarak evlerimizi Cennet bahçelerinde bir bahçe olarak dizayn etmek, çocukları, ahlaklı çocuklarla, hemcinsleriyle arkadaş olmalarına imkanlar sunabilmek, meşru dairenin keyfe kâfî geldiğini göstermek ve o tadı aldırmak, haram tatlardan uzak tutmak gerekir.
Günahlardan, ancak ilim meclisleri ve medrese, dershane, evimiz gibi sığınaklara girerek, oralarda zaman geçirerek kurtulabiliriz.
Bilmediklerimiz hakkında bilmeden hüküm vermeyelim. Su-i zan etmeyelim. Unutmayalım ki rabbimiz bizim bilmediklerimizi bilendir. Niyetimiz hayrolsunki akibetimiz de hayrolsun. İman Allah ile kul arasındadır. Lakin imanında alametleri şahısta olmalıdır. Sözümüze, özümüze, fiillerimize dikkat edelim. İnsan bir sözle dine girer yine bir sözle dinden çıkar. O halde bilmeyerek olsa, kemiği olmayan dilden çıkanları kulamız duymalı, af, tevbe, mağfiret dilemeyi her an yapalım.
Mal mülk, siyaset gibi daha nice dünyevi menfaat ve işleri için sakın ailenizle itişip kakışıp, atışıp küsmeyin darılmayın. Yoksa tabutunuza omuz verecek kimse bulamazsınız. Kul hakkı ile göçmeyiniz. Bir birinizden helallik alınız. Hal hatır sorunuz, ahde vefayı, sıla-i rahîmi ihmal etmeyiniz. Ne işlerseniz işleyin, söyleyin hep besmele ile başlayın ve Allah (cc) rızasını gözeterek yapınız. O razı olduktan sonra gayrı boş. Unutmayın rızkı veren O’dur.