...Dünyada, hiçbir işgal ordusunun yapamadığı kültürel yıkımı, kendi halkına tepeden bakarak tek bir gecede dayatan başka bir yönetim örneği yoktur.
Harf İnkılâbı; bazı cenahlarca yaygın olarak iddia edildiği gibi, düşük oranda bulunan okuma-yazarlığı kalkındırma yahut geliştirme hamlesi olmamıştır. Aksine, ecdadı suçlayarak mevcut okur-yazar nüfusu da bir günde cahil bırakan bir hafıza su-i kastıdır. Bu dayatma, geçmişi katletmiş, ve Batı deniyetine yaranmak adına ümmetin ortak alfabesini gasp etmiştir.
Milletimizin hayatında açılan bu yara, Batı’ya yaranma mukabilinde İslâm medeniyetine arkasını dönenlerin bıraktığı en ağır yaralardan yalnızca biridir. Kimlik ve laiklik adına ümmet mirasından kopmayı başarı olarak kabul gören dayatma, köksüz ve hafızasız bir toplum inşa etme projesinden başka bir şey değildir. Türkiye, ön kapısından girmeye can attığı “Batı deniyeti”nin kölesi kılınmak istenirken, kendisini var eden aslî değerlerinden ve İslâmî kimliğinden koparılmıştır. Mesele hiçbir zaman alfabe meselesi olmamış, doğrudan İslâm ile hesaplaşma çizgisine oturtulmuştur.
Bu su-i kastın açtığı yara, sadece harflerin şekillerinin değişmesiyle sınırlı kalmayarak topyekûn bir idrak ve lisan tasfiyesine dönüşmüş. Alfabesi çalınan bir milletin, zamanla kelimeleri, kavramları ve en nihayetinde düşünme melekeleri de elinden alınmıştır. Bugün gelinen noktada, köksüzleştirilen nesiller kendi inanç dünyasının en temel mefhumlarını dahi idrak etmekte zorlanıyorsa, bu durum doğrudan bir neticedir. Hafızası sıfırlanan bir cemiyet, dışarıdan gelecek her türlü fikri istilaya karşı bütünüyle savunmasız hale gelmiştir. Batı deniyetinin uydusu olmaya can atanlar, milleti kendi öz yurdunda prangalı hale getirirken, aslında kendi sonlarını da hazırladıklarını görememişlerdir.
Yıllarca, aydınlanma diye pazarlanan şey; Doğu’nun ve İslâm’ın parlak ışığını söndürüp Batı’nın çağdışı karanlığına yürümekten ibarettir. Müslüman bir toplumun içindeki ruhu kurutmayı modernleşme zanneden zihniyetler, arkasında ucu bucağı olmayan bir çöl bırakmıştır. Neslin mukaddesattan koparılması, kütüphanelerin birer müzeye çevrilmesi ve ümmet şuurunun örselenmesi, yapılmış en büyük kötülüklerdendir. Ancak bilinmelidir ki, bu milletin sinesindeki iman cevheri, hiçbir harf dayatmasıyla sökülüp atılamayacak kadar sağlamdır ve bâkîdir.
Harf İnkılâbı’nın üzerinden geçen yılların ardından, tarihin önümüze astığı tablo gayet açık ve net... Dayatılan alfabe bizi ne Batı ile eşit kılmıştır ne de bizi muasır yapmıştır. Aksine, bizi biz yapan ne varsa elimizden alma teşebbüsü olmakla kalmıştır. İnşallah âtideki gün geldiğinde yapılan inkılapların en hayırlısı zuhur edecektir ve geçmişteki bazı inkılaplara tokat olarak cevap verecektir. Üstad Hazretlerinin bizlere verdiği bu haber, istikbalin şafağında yeniden gürleyecek imanın müjdecisidir: “Evet, ümitvar olunuz; şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sadâ, İslâm’ın sadâsı olacaktır!”¹ ilâ ahir...
Dipnotlar:
1- Tarihçe-i Hayat, s. 128.