"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yapay zeka çağında insan olmak (3) - Akıl bir bağdır

M. Said BAYRAKLILAR
08 Temmuz 2026, Çarşamba
“Akıl” kelimesinin kökü dikkat çekicidir. Arapçada “akl”, devenin dizini bağlamak için kullanılan ip anlamına gelir. Çünkü deve serbest bırakıldığında başını alıp gider. Onu durduran şey kuvvet değil, bağdır.

İnsan da biraz böyledir. Ona şehvet verilmiş, gadap verilmiş, akıl verilmiştir. Fakat bu kuvvelerin sınırları fıtraten tam çizilmemiştir. Bediüzzaman’ın ifadesiyle2 insandaki kuvvelere şeriatça had konulmuş; fıtraten konulmamıştır. Bu yüzden insan ifrat ile tefrit arasında savrulabilecek bir mahiyet taşır. Kuvve-i şeheviyenin ifratı fücura, kuvve-i gadabiyenin ifratı zulüm ve tahakküme, kuvve-i akliyenin ifratı ise cerbezeye dönüşebilir. Cerbeze, hakkı bâtıl, bâtılı hak gösterebilen istikametsiz bir zekâ hâlidir.

Çağımızın büyük problemlerinden biri burada görünür hâle geliyor. Eskiden cehalet daha kaba görünürdü; şimdi ise çoğu zaman zekâ kılığına giriyor. İnsanlar çok akıllıca konuşabiliyor, güçlü mantık örgüleri kurabiliyor; fakat bütün bu zihinsel faaliyet hakikate değil, hevâya hizmet edebiliyor.

Çünkü akıl yalnızca düşünme kabiliyeti değildir. Akıl aynı zamanda bağ kurma kabiliyetidir. İnsan aklı sayesinde olaylar arasında ilişki kurar; sebeple sonucu bir arada düşünür. Bir eser gördüğünde müessiri, sanatı gördüğünde sanatkârı hatırlar.

Bediüzzaman’ın Kur’ân için kullandığı tariflerden biri bu noktada dikkat çekicidir: “Sutûr-u hâdisatın altında muzmer hakaikin miftahı…3” Yani yaşadığımız hâdiselerin satırları altında gizlenmiş hakikatlerin anahtarı…

Demek ki mesele yalnız olaylara bakmak değildir; onların arkasındaki manayı okuyabilmektir. Aynı hâdiseye bakan iki insandan biri sadece görüntüyü görürken, diğeri o görüntünün arkasındaki hikmeti fark edebilir.

Fakat her bağ kuran zihin hakikate ulaşmaz. İnsan bazen yanlış bağlar kurarak da sapabilir. Hatta en tehlikeli sapmalar çoğu zaman akılsızlıktan değil, istikametten kopmuş akıldan doğar.

Bediüzzaman’ın şu sözü bu yüzden derindir: “Akıl ve nakil tearuz ettikleri vakitte akıl asıl itibar ve nakil tevil olunur. Fakat o akıl, akıl olsa gerektir.4”

Çoğu zaman ilk kısmı konuşulur; hâlbuki düğüm son cümlededir: “Fakat o akıl, akıl olsa gerektir.”

Çünkü hevânın emrine girmiş bir zekâ, kendini merkeze koymuş bir zihin, önceden verdiği hükme delil arayan bir akıl hakikati aramaz; kendi nefsine avukatlık yapar. Böyle bir akıl, hakikate anahtar olmaz; bilakis hakikatin üzerine perde olur.

İnsan bugün yıldızların hareketini hesaplayabiliyor, atomu parçalayabiliyor, yapay zekâ sistemleri geliştirebiliyor. Fakat bütün bunlara rağmen eserle müessir arasındaki en açık bağı kuramıyorsa, problem aklın yokluğu değil; aklın istikametini kaybetmesidir.

Çünkü akıl, yalnızca hesapladığında değil; insanı hakikate bağladığında akıl olur.

Dipnotlar:

2- Said Nursî, İşârâtü’l İ’caz, s. 39.

3- Said Nursî, Sözler, s. 271.

4- Said Nursî, Muhakemat, s. 27.

Okunma Sayısı: 178
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı