"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İstanbul Sözleşmesi AB dayatması mı?

Mehmet KARA
17 Mayıs 2020, Pazar
“Kadına yönelik şiddetten, ev içi şiddetten arınmış bir Avrupa meydana getirmek…” amacıyla ve bağlayıcılığa sahip ilk uluslar arası sözleşme özelliğini taşıyan “Sözleşme” 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açıldığı için ‘İstanbul Sözleşmesi’ ismiyle anılıyor. 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe giren 81 maddeden oluşan sözleşmeyi Türkiye Meclis’te grubu bulunan partilerin tamamının desteği (!) ile kabul etmişti.

Aslında konu geçtiğimiz Şubat ayında Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu’nda sözleşmenin “bazı maddeleri”nin yeniden ele alınması gerektiği, özellikle de aile içi şiddet konusunda uygulanan “evden uzaklaştırma” tedbirlerine yönelik vatandaşlardan ve aile mahkemelerinden şikâyet geldiğinin belirtilmesi ve yeniden gözden geçirilmesi talebi ile gündeme gelmişti. Ancak koronavirüs salgını sebebiyle birçok meselede gibi bu konu da rafa kaldırılmıştı. 

Aradan geçen 6 yıla rağmen bugüne çok fazla gündeme getirilmemiş iken bir hutbe üzerinden bir tartışma başlatıldı. Bugüne kadar tartışılmamış olan bu mesele yaklaşık 3 haftadır da Türkiye’nin gündemindeki yerini koruyor.

Hatta bu noktada sözleşme için olumlu oy kullanan vekiller teker teker pişmanlıklarını ifade ederken yanlış yaptıklarını itiraf ediyorlar. “Oy veren vekillerin kahir ekseriyetinin neye oy verdiklerini bilmeden el kaldırdığını” dahi söyleyen eski vekiller oldu.

Tartışmalar Sözleşme’nin özellikle “aile yapısına dinamit” koyduğu “toplumu ifsad ettiği ve aileyi hedef aldığı” gerekçeleri üzerinden devam ediyor. Bu sözleşmede, “namus” mefhumunun, “sözde namus” denilerek küçümsenmesi, “eş” yerine “partner” denilmesi, Müslüman ve Türk aile yapısına uymayan ifadeler dayatması meselenin ciddiyetini ortaya koyuyor.

Avrupa Konseyi’nin hazırladığı sözleşmenin ismine bakıldığında “kadına karşı şiddet”in önlenmesi gibi herkesin kabul edebileceği bir başlık gibi görünse de 81 madde arasında bulunan bazı maddelerin aile yapısına dinamit koyduğu görülüyor. Elbette ki şiddeti, hele ki “şefkat kahramanı kadınlar”a karşı yapılan şiddeti kimsenin tasvip etmesi düşünülemez. Fakat kadını şiddetten korumaya çalışırken erkeği dezavantajlı duruma düşürmenin de ailelerin istikbali açısından faydalı olmayacağı ortada. 

***

AB NEDİR?

Tartışma bu minval üzerine devam ederken, “İstanbul Sözleşmesi AB dayatması mı?” şeklinde sorular sorulmaya başlandı. 

Öncellikle “AB nedir?” bir bakmak lâzım. Demokrat Parti Genel Başkanı ve Başbakanı merhum Adnan Menderes’in 31 Temmuz 1959’da yaptığı başvuru ile Türkiye’nin AB’ye tam üyelik serüveni başlamıştı. Türkiye 1959 yılından beri demokrasi, insan hak ve hürriyetleri, adalet, hukukun üstünlüğü, din ve vicdan hürriyetini esas alan AB’ye tam üye olmayı hedefliyor. Kopenhag Kriterleri’ne bakıldığında, istikrarlı demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı, çok partili demokratik sistemin yer aldığı görülür. 

Türkiye-AB ilişkilerinin dönüm noktası, 10-11 Aralık 1999 tarihlerinde Helsinki’de yapılan AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’dir. Bu Zirve’de Türkiye’nin adaylığı resmen onaylanmış, 3 Ekim 2005 tarihinde Lüksemburg’da yapılan Hükümetler arası Konferans ile de Türkiye resmen AB’ye katılım müzakerelerine başlamıştı. Ancak aradan geçen 15 senede açılması gereken fasıllar farklı gerekçelerle bir türlü açılıp, sonuçlandırılamıyor.

Yani AB’ye üyelik için gerekli olan ödevler yapılamadığı ve AB içindeki bizim “menfi Avrupa’yı temsil edenler” diye tarif ettiğimiz kesim yüzünden bir ilerleme olmuyor, olamıyor.

***

DAYATMA VAR İSE, NEDEN İMZALAMADILAR?

AB’nin ne olduğunu özetledikten sonra, “Sözleşme, AB dayatması mı?” sorusuna tekrar gelecek olursak, eğer öyle bir dayatma olsa, öncelikle bütün AB üyesi ülkelerin sözleşmeyi imzalaması gerekmez mi?

Oysa, Almanya, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Finlandiya, Fransa, İrlanda, İspanya, İsveç, İsviçre, İtalya, İzlanda, Kıbrıs Rum kesimi, Letonya, Polonya, Romanya, Slovenya, Yunanistan” gibi ülkeler imzalarken anlaşmaya “şerh” koydular. Yine, AB üyesi ülkelerden olan Avusturya, Finlandiya, Hollanda, Norveç sözleşmenin bazı maddelerine itiraz ediyor. 

Burada söz konusu Sözleşme’nin ABD, Rusya, Kanada, Japonya, Meksika, Vatikan ve Azerbaycan tarafından sözleşmenin imzalanmamış olmasını, Bulgaristan tarafından anayasaya aykırı bulunmasını, son olarak da Macaristan Parlamentosu, Hıristiyan Demokratlar tarafından hazırlanan, “İstanbul Sözleşmesi’nin reddedilmesine ilişkin” siyasî bir bildiriyi kabul ettiğini de not düşmek gerekir. 

İmzalayan 28 devlet anlaşmaya imza koymasına rağmen birçok maddesini uygulamayacağını deklare ederken, “Şerhsiz imzalayan” ülkeler arasında Türkiye, Arnavutluk, Belçika, Bosna Hersek, İzlanda, İtalya, Lüksemburg, Karadağ, Portekiz, San Marino’nun olmasına dikkat çekmek lâzım.

Özetle, AB üyesi ülkelerin çoğu imzalamadıklarına veya şerh koyduklarına göre sözleşmenin “AB dayatması” olduğunu söylemek yanıltıcı olur. 

Hadi, diyelim ki, AB dayatması olsun. “Türkiye, 60 yıldır yapması gereken Kopenhag kriterleri denilen kriterleri yerine getirdi de sıra bu sözleşmeye mi geldi?” sorusunu sormak gerekmez mi? Türkiye’nin tam üyelik için ekonomiden sağlığa, adaletten tarıma, demokrasiden insan haklarına kadar yerine getirmesi gereken birçok konu varken bu mesele tâli bir mesele olarak dahi kabul edilemez.

***

YAPILMASI GEREKEN

İşte bu yüzden bu aşamada yapılması gereken bu sözleşmenin yeniden gözden geçirilmesi ya da incelenmesi değil, tamamının çöpe atılmasıdır. ABD, Rusya, Japonya, Kanada gibi ülkelerin dahi onaylamadığı bu sözleşmenin gerekirse yeniden hazırlanarak ülkelerin kabul edeceği bir sözleşme haline getirilmelidir. Yoksa bu haliyle çöp…

Okunma Sayısı: 1504
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • KAZIM SOYLU

    17.5.2020 14:32:13

    Ailelerde basit bir problem veya tartışmada kadın hissiyatıyla hareket edip boşanma davası açabiliyor ve beraberinde eşinin uzaklaştırılmasını istiyor mahkeme araştırmadan hemen uzaklaştırmayı verince evde ipler kopuyor.Hakim uzlaşmacı atama yetkisi olmayınca kimse geri adım atmayınca yani iş onur gurur gibi şeyler devreye girince al sana bir aileyi devlet ve adalet eliyle bitiriyorlar.Olan çocuklara oluyor, bu sözleşmeyi imzalayanların başlarına gelsin ki anlasınlar ki hatalarını bir an önce düzeltmeleri gerekir. Gündem de tutmalısınız düzelene kadar.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı