"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Türkiye’nin geleceği AB’de” ise…

Mehmet KARA
17 Ocak 2021, Pazar
Dünyayı kasıp kavuran koronavirüs salgınının tedirginliği, aşı ile ilgili belirsizlikler sebebiyle demokrasi, hürriyetler ve adalet gibi değerler hak ettiği ölçüde konuşulamıyor.

Tam manasıyla konuşulamayan konularından birisi de AB üyeliği. Günlük meseleler üzerinden ve ülkeyi yönetenlerin AB konusundaki inişli-çıkışlı görüşleri milletin AB’ye tam üyeliğe bakışı değiştiriyor ya da hiç gündeminde olmuyor. 

Bir bakıyorsunuz, “Kendimizi Avrupa’da görüyor geleceğimizi Avrupa ile birlikte tasavvur ediyoruz” denilirken, bir başka gün, “Avrupa Birliği’nin sonu geldi” veya “AB’ye ihtiyacımız kalmadı” noktasına gelinebiliyor. 

Ya da  “Yolumuza Ankara Kriterleri ile devam ederiz” deniliyor. 

AB standartları olarak isimlendirilen “demokrasi, adalet, insan hakları” gibi standartların yakalanması ancak Türkiye’nin Birliğe girmesi için gereken reformları yapmasıyla mümkün olabileceği orta yerde dururken, bir bakıyorsunuz, Rusya ve Çin’e yakınlaşma neticesinde ülkenin yönü AB’den Şanghay İşbirliği Örgütü’ne çevriliyor. ŞİÖ AB’ye alternatif olarak gösterilip sözüm ona AB’ye gözdağı verilmeye çalışılıyor!

Türkiye’de hukuk ve adalet alanında yapılan birçok reform, birçok adım AB müktesebatına uyum için yapıldı. Şimdi de ekonomi ve hukuk alanında yapılacağı söylenen reformların “AB’ye uyum” için yapılacağı söyleniyor.

Geldiğimiz nokta da, AB Komisyonu Başkanı Ursulavon der Leyen ile görüşen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin gündeminin öncelikle konunun AB olduğunu söylerken “Türkiye’nin geleceğini Avrupa’da görüyoruz” noktasına gelinmesi önemli… AB konusunda Türkiye’nin ikircikli tavrı hem AB yetkilileri hem de dünya tarafından görülüyor, gözden de kaçmıyor.

***

YAPILMASI GEREKEN KRİTERLERİ YAKALAMAK

“Türkiye’nin geleceği Avrupa’da” ise yapılması gereken demokrasi, adalet, hürriyetler konusunda AB kriterlerini yakalamaktır.

Son olarak Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raportörü Nacho Sánchez Amor’un AB rotasına dönüşün demokrasi değerlerine dönüş anlamına geldiğini söylemesi de bunu gösteriyor. 

Hep söylediğimiz gibi Türkiye demokrasi, insan hak ve hürriyetleri, adalet, hukukun üstünlüğü, din ve vicdan hürriyetini esas alan AB hedefinden asla vazgeçmemelidir. Avrupa Birliği sadece bir ekonomik birlik değildir. Bir medeniyet, insan hakları, din, vicdan hürriyeti ve demokrasi projesidir. Kopenhag Kriterleri’ne bakıldığında, istikrarlı demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı, çok partili demokratik sistemin yer aldığı görülür. 

Şu anda AB ülkeleri içinde bu değerlere zarar veren ülkeler de var. Bu ülkelerdeki liderler değiştiğinde kriterlere er ya da geç dönüleceği de ortada. 

“Türkiye’ye en başta lâzım olan demokrasi, hürriyetlerin genişlemesi, hukukun üstünlüğü mü, yoksa sınır güvenliği ve askerî tedbirler mi?” sorusunun cevabı gayet açık ve net. 1959 yılından beri de bunun kararı verilmiş ve ülkenin yönünün AB olduğu ortaya çıkmıştır. Şurası bir gerçektir ki, demokrasi, hürriyetlerin genişlemesi, hukuk ve adaletin tam manasıyla yerleşmesi Türkiye için her zamankinden daha fazla lâzımdır. 

***

BASİRETSİZ YÖNETİCİLERE KULAK ASMADAN

Burada şunu da söylemeden geçmeyelim. Türkiye’yi, AB’den uzaklaştıran sebeplerden birisi de Avrupa Birliği ülkelerinin yönetiminde olan “basiretsiz” yöneticiler… Irkçılık, İslâmiyet ve Müslümanlara bakışları aslında AB standartlarına aykırı olan bu basiretsiz yöneticiler, bir yandan ülkelerini diğer yandan da AB değerlerini yıpratıyorlar ve AB’nin kuruluş felsefesine uygun hareket etmiyorlar. 

Türkiye’ye ne kadar görev düşüyorsa, AB’ye de en az o kadar görev düşüyor. 

Bu basiretsiz yöneticiler öncelikle de AB’nin kuruluş amaçlarına ve felsefesine aykırı davranışlardan vazgeçmelidir. AB içindeki “Türkiye karşıtları”na koz verilmemesi, AB’nin bazı kararlarını provoke edecek adımlardan kaçınılmaları gerekir. 

Gelinen noktada iki tarafında “samimiyetle hareket etmesi” ile işe başlaması gerekiyor. Türkiye’nin geleceği AB ise öncelikli hedefi Birliğin standartlarını yakalamak olmalıdır. Bunun için yapılması gereken bellidir. Kopenhag Kriterleri’ni önümüze koyup hangi konu eksiklerimiz var, ona göre yol haritası çıkarılmalıdır.

***

BASIN HÜR MÜ?

10 Ocak Çalışan gazeteciler günü dolayısıyla yapılan açıklama da, “Ülkemizde basın özgürlüğü ve ifade hürriyeti alanı 20 yıl öncesiyle kıyaslanmayacak ölçüde genişletilmiş ve güvence altına alınmıştı” denilse de Türkiye şu anda basın hürriyetinde 180 ülke arasında 154. sırada bulunuyor. 

Geçen yılın başında yayınlanan Demokrasi Endeksi’ne göre ise, demokrasi puanlarına göre en yüksek puanı alan Norveç’i sırasıyla İzlanda, İsveç, Yeni Zelanda, Finlandiya, İrlanda, Danimarka, Kanada, Avustralya ve İsviçre takip ediyor. Türkiye ise Gambiya, Pakistan ve Nijerya’dan sonra ancak 110. sırada kendine yer bulabiliyor.

İşte bu yüzden de AB’nin en önemli kriterlerinden olan demokrasi ve basın hürriyeti konusunda adımlarla işe başlanılmalıdır.

Okunma Sayısı: 1317
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı