"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Zelzele (deprem) üzerine mülâhazalar

Muhammed Nur Sungur
31 Ağustos 2021, Salı
Üzerinde yaşadığımız şu dünyada insanoğlu değişik türde birçok musîbet, belâ ve imtihanlarla karşı karşıyadır.

Zaten bizi yaratan Rabbimiz (azze ve celle) Mülk Sûresi’nin ikinci âyetinde öyle buyurmuyor mu? “Davranış olarak hanginizin daha güzel iş ortaya koyacağını denemek için, hem ölümü hem hayatı icat eden O’dur. O Azîz’dir ve Gafûr’dur. (Üstün kudret sahibidir ve çok affedip, bağışlayandır)”

Netice itibariyle bu dünya hayatına türlü imtihanlara maruz kalmak ve hayat sürecinde muhtelif sınavlardan geçmek için gelmişiz. Bizi var eden o yüce kudret, bu belâ ve imtihanlara karşı da sabır ve tahammül gücünü bize vermiş ve bu azimle hadiselerin ağırlığı ve tesirinden kurtuluş, çıkış yollarını da göstermiştir.

İnsanoğlunun maruz kaldığı imtihanlar çeşit çeşittir. Misal olarak; zelzele, yangın, sel felâketi, kuraklık, kıtlık, savaş vs. nevinden pek çok helâketler…

Burada asıl üzerinde duracağımız husus, başlıkta da belirttiğim gibi zelzele felâketi (Allah korusun!) Cenab-ı Hak yeryüzünü yaratırken dağları, denizleri, nehirleri, ormanları ve yer altındaki maden hazinelerini yarattığı gibi, yer altı tabakaları arasında gazları, suları ve değişik katman ve fay hatlarını da yaratmıştır. Üzerinde yaşadığımız ülkemiz de bu fay hatlarının geçtiği deprem kuşağı üzerinde bulunuyor. 

Yer altında sıkışan gazlar ve yer kabuğu içindeki faylarda görülen kırılmalar sebebiyle, yeryüzünde sarsılma ve zelzele meydana geliyor. Bu sarsıntı ve depremlerin, kâinatı ve yeryüzünü tasarruf ve hâkimiyeti altında bulunduran Zat-ı Zülcelâl’in koyduğu kanunlar altında, vahiy ve ilhama mazhar olarak, O’nun emri altında gerçekleştiği inkâr edilemez.

Burada esas temas etmek istediğim husus, bir kısım insanların ve uzmanların televizyonlara çıkarak “Felan vakitte deprem geliyor, filan sene zarfında büyük deprem olacak” gibi ifade ve söylemleriyle insanlarımızı paniğe sevk ederek, bir nevi terör havası estirmeleri; ürküterek, endişeye sürüklemeleridir. 

Onlara sormak istiyorum: “Kardeşim, bu yeryüzünün işleyiş ve idaresi sizin tasarrufunuzda mı ki? Daimî olarak ‘Şu zaman zelzele olacak, şu tarihte büyük deprem kaçınılmazdır’ diyerek korku ve endişe pompalıyor, insanımızı tedirgin ediyorsunuz!”

Fay hattı, gaz sıkışması, maden katmanları arasında hâsıl olacak gerginlikler vs. doğrudur. Bu ve bunlara benzer bilimsel açıklamalar da var. Ama biz toplum olarak inançlı insanlarız. Bizim inancımızda bir yaprağın düşmesi bile Cenab-ı Allah’ın ilmi dahilinde cereyan eder. Zerreden küreye her şey, O’nun koymuş olduğu kevnî kanunlar ve kurallar çerçevesinde hareket eder. O, ne dilerse o olur. O’nun dilemediği hiçbir şey de olmaz. Biz böyle iman ettik. Cenab-ı Allah icabında yer altında biriken, sıkışan o gazları ve gerginlikleri yer üstündeki yarıklardan, deliklerden, kuyulardan ve değişik menfezlerden çıkarabilir ve faylardaki gerginlikleri giderebilir ve o tür bölgeleri rahatlatabilir. Netice itibariyle, zerreden küreye her şey Allah’ın emirber neferi hükmündedir. 

Peygamber Efendimiz’in (asm) mu’cizelerinde bahsi geçer: Peygamberimiz (asm) bir defasında yanında yâranları Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali (r. anhüm) olduğu halde Hira Dağı üzerinde iken dağ titremeye başladı ve zelzele vuku buldu. Peygamber Efendimiz (asm) ferman etti: “Dur! Sabit ve sakin ol ey dağ! Zira üzerinde nebî, sıddîk ve şehitler var.” Onun böyle demesiyle dağın titremesi geçti ve deprem durdu. (Şehitler tabiriyle Peygamberimiz; Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin şehit olacaklarını da haber vermiş oluyor.)

Tabiî bu bir mu’cize. Ama bizler de samimî, içten ve gönülden kâinatın sultanı olan Zat-ı Zülcelâl’e, Allah’ımıza yalvardığımızda, Rabbimiz bu yakarış ve duâlarımızı geri çevirmeyeceğini yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’inde bildirmiş ve müjdelemiş: 

“(Ey Resulüm) Kullarım Beni senden soracak olurlarsa bilsinler ki; Ben onlara pek yakınım. Bana duâ edenin duâsını kabul ederim. Öyleyse onlar da dâvetime koşsunlar ve Bana hakkıyla iman etsinler ki doğru yolda yürüyerek selâmete ersinler.” (Bakara 2/186)  

Bu, işin manevî boyutu… Maddî boyutu olarak da; sebepler dünyasında yaşadığımızdan ötürü Allah’ın kâinatta ve dünyada koymuş olduğu kevnî kanun ve kaidelere uymak durumundayız. O bakımdan vadilere, çukurlara, dere yataklarına ve uygun olmayan güzergâhlara, çürük zeminlere inşaat, bina yapmayacağız. İnşaatlarda sağlam ve kaliteli malzemeler kullanacağız. Ufak ve sathî hesaplar içinde olan zayıf nefisli kişilerin yaptığı gibi demirden, çimentodan ve malzemeden çalmayacağız… İşimizi sağlam ve kaliteli yapacağız ve ondan sonra da “Ya Rabbi! Biz, bize düşeni yaptık. Bundan sonrası Sana emanet” deyip, Rabbimizin hıfz ve inayetine sığınacağız.

Rabbim bizleri her türlü afet, musîbet ve belâlardan; görünür, görünmez kaza ve beliyyelerden; tâkat getiremeyeceğimiz zorluk ve imtihanlardan muhafaza eylesin. Âmin.

Okunma Sayısı: 1193
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Yahya YILDIZ

    31.8.2021 09:48:04

    oldukca olumlu, dini, ilmi ve dengeli bir pozitif makale yazısı olmus...rabbim ebeden ve daimen razı olsun...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı