Suriye güvenlik güçlerinin 6 Mart 2025’te Nusayrî azınlığa karşı başlattığı çatışmaların sonlandırıldığı 10 Mart 2025’te, Suriye geçici yönetimi lideri Ahmet Şara’nın, Kürt unsur Suriye Demokratik Güçleriyle (SDG) bir mutabakat imzalaması dikkat çekmişti.
Şara ile SDG lideri Mazlum Abdi arasında imzalanan 10 Mart 2025 Mutabakatı’yla, SDG “yeni Suriye yönetimine entegre olmayı kabul ediyor,” yani 2012-2018’deki özerklik iddialarından vazgeçtiği ileri sürülüyordu. Şam yönetimi, bu mutabakatla, ülkenin Fırat’ın ötesindeki egemenliğini tekrar tesis ederek “petrol sahaları, gümrükler ve silâhlı grupların kontrolü ve entegrasyonunu amaçlıyordu” (Yeni Asya, Muhammet Örtlek, 17.03.2025, Şam-SDG Anlaşması). Ancak geçen sürede mutabakatın, sahada uygulanabilirliği pek mümkün olmadı.
SDG de etkili olduğu bölgede IŞİD/DAİŞ/DEAŞ’a karşı 2014-2015 yıllarında güçlü bir direniş göstermişti. Ancak Heyet Tahrir el-Şam’ın (HTŞ) öncülüğündeki muhaliflerin 8 Aralık 2024’te Şam’ı ele geçirmeleriyle, Beşşar Esad’ın ülkeyi terk etmesinden sonra, SDG ve Şam yönetimi arasında anlaşmazlıklar ve çatışmalar yaşandı. Başka bir ifadeyle Esad rejiminin sonu, Suriye’ye beklenen istikrarı getirmedi. Şam-SDG’nin imzaladığı 10 Mart 2025 mutabakatında belirtilen entegrasyon sağlanamamış ve SDG’nin özerklikten vaz geçtiği tartışmalarına yol açmıştı. Zaten mutabakatta, özerklik ifadesi de mevcut değildi.
Şam yönetiminin 2026 Ocak ayının başlarından itibaren, Halep’in Kürt mahallelerine yönelik saldırıları ve yapılan görüşmeler neticesinde, SDG’nin 10 Mart 2025 Mutabakatı’na “zorunlu kontrollü” şekilde dönüşe geçtiği yorumlanıyor. Fakat SDG içindeki bazı kesimlerin hâlen Şam güçleriyle yer yer çatıştığı da kaydediliyor. Buna rağmen “Şam’ın 18 Ocak 2026’da SDG’yle Ateşkes Anlaşması’na vardıkları, Şara’nın, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrac’la görüştükten sonra açıklandı.” Ateşkes Anlaşması temelde, “Şam’ın SDG kontrolündeki bölgeleri devralmasını ve SDG’nin Suriye ordusuna entegresini” öngörüyor. “ABD’nin, ateşkes karşılığında SDG içindeki unsurları ikna ettiği” iddiası da var.
Ateşkes gereğince Şam güçleri, Deyr Zor’daki petrol kuyularının ve Fırat Nehrini geçerek Ömer petrol sahasının kontrolünü sağladılar” bile. Fırat Nehri üzerindeki barajlar ve Halep’ten Rakka istikametindeki yollar da Şam’ın eline geçmiş durumda. Yani Ateşkes Anlaşması için, bu gibi konularda hızlı uygulanıyor algısı mevcut.
Anlaşma gereğince SDG etkisindeki bölgelerde Şam’ın kontrolü sağlaması, Suriye’de merkezî otoriteyi güçlendirmek hedefindeki, Şara yönetimi için oldukça önemli. Kimilerine göre “Şam, Ateşkes Anlaşması’nı zorla kabul ettirdi.” Bununla birlikte “Anlaşma için geç mi kalındı? Esad sonrasında SDG’nin, Arap nüfusun çoğunluk olduğu Rakka’yı merkez edinmesi daha önceden belirlenen bir stratejinin gereği miydi? ABD’nin önceden SDG’ye verdiği ağır silâhlar nerede/ne olacak? Şam-SDG ateşkesi, IŞİD’le mücadeleyi nasıl etkileyecek? PKK’lı milisleriyle birlikte 16 Ocak 2026’da Kandil’den SDG’nin yardımına gelen PKK’nın üst düzey isimlerinden Bahoz Erdal’ın Suriye’deki durumu ne olacak? Bundan sonra Bahoz Erdal’ın SDG lideri Mazlum Abdi (Kobani)’yle ilişkileri nasıl seyir edecek? Suriye’de üniter devlet yapılanmasında SDG/YPG kendisini PKK’dan nasıl ayıracak? Şam-SDG ateşkesi, Türkiye’de teröre yönelik süreci nasıl etkileyecek?
Beraberinde cevap bekleyen birçok soruyu getiren ateşkes, “Suriye’nin birliğinin kademeli yeniden sağlanması girişimlerinin iç ve dış siyasî uzlaşmaların bir kombinasyonu şeklinde ilerlediği muhtemeldir. Ancak ülkenin geleceği hakkında hâlâ netlik bulunmuyor.”