"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Koronavirüs salgını Türkiye’de kimleri heyecanlandırdı?

Mustafa Eren BOZOKLU
16 Nisan 2020, Perşembe
Türkiye’de bir kısım kesimlerin şu sıralar deyim yerindeyse etekleri zil çalıyor:

Neymiş, “Avrupa ve Avrupa Birliği çöküyormuş, zira çok büyük bir kriz yaşanıyormuş”. Dünya çapında yaşanan virüs salgınında Avrupa’nın yaşadığı büyük sıkıntı ve İtalya, İspanya ve İngiltere’nin düştükleri zor durumdan Avrupa Birliği’nin dağılmasını öngören (aslında içlerindeki arzuyu ortaya çıkartan) bir güruhun varlığı hayli dikkat çekiyor. 

Öncelikle şunu soralım: Dünyanın en büyük iç istihbarat yapısına sahip ve insanın insan olarak bir değerinin bulunmadığı Çin Komünist rejiminin istatistiklerini mi, AB’nin paylaştığı samimî ve gerçekçi verileri mi takdir etmeli? Hangisini yeğlemek daha iyi? Avrupa Birliği’nin bu salgın karşısında dağılacağını öngören siyaset papağanları, daha ağır rakamların geldiği Amerika Birleşik Devletlerinin ve Büyük Britanya Topluluğunun dağılacağından neden bahsetmiyorlar?

Avrupa Birliği, iki dünya savaşı gibi, milliyetçilik, faşizm ve komünizm gibi yıkıcı süreçlerden geçtikten sonra temelleri atılmış; bugünkü durumuna da iki elin parmakları sayısınca kriz yaşayarak; ancak bu krizleri müzakere ile büyük menfaatleri hedef alıp bunları elde etmek için tavizler vermekle, bütün süreçlerde de meşveret ve şûrâyı esas almakla ulaşmıştır.

Türkiye’nin de dahil olduğu mevcut dünya devletleri, İkinci Dünya Savaşı öncesinde zirve yapan faşist ve komünist siyasal yapının ılımlı hallerini yaşatmaya çalışırken; Avrupa Birliği bu tekrarı bozmaya girişerek, ulus ve siyasî toplum mitlerini aşıp milletlerin kültürel buluşmasının mümkün olabileceğini göstermiştir. Avrupa Birliği, eksikleriyle beraber mevcut dünya düzeninde onu eleştiren bütün dinî, siyasî, ekonomik ve sosyolojik odaklardan çok daha iyi durumdadır. Virüs krizi de bir şekilde aşıldığında Avrupa Birliği bununla ilgili verdiği olumlu-olumsuz imtihanı masaya yatıracak; muhtemelen de meşveretin gücüyle daha sağlam bir yapıyı oluşturmak için inisiyatif alacaktır. 

Sadece aşağıda saydığımız bazı hususlar bile Türkiye’nin AB’den uzaklaşıp eski siyasî yapısına dönmeye zorlanmasıyla aslında ne hale geldiğini gözler önüne sermektedir:

Türkiye son 20 yıldaki gelişme istatistikleri arasında en iyi oranlarını 2005-2007 yılları arasında Avrupa Birliği ile sürdürülen müzakere süreçlerinde elde etmiştir. O zamanları yaşayanlar gerçekten de Türkiye’de ortaya çıkan dinamik ve olumlu havayı hatırlayacaktır. Türkiye bu sürecin katkısıyla 1982 Anayasasının çok büyük bir kısmını süreçte ortaya çıkan özgüven ve heyecanla değiştirmiş; kurumsal yapısını yenilemiş, dış borç stoğunu da TÜİK’e göre % 20 dolayında tutabilmiştir. 

Dış borcumuz ülkemizin geldiği noktayı ve AB’den uzaklaşmanın bize pahalıya mal olduğunu gösterebilecek kritelerden birisidir. 

2007 yılı sonunda dış borcumuz 276 milyar dolar ve 1 dolar ise yaklaşık 1,16 Türk Lirası idi; yani toplamda 320 milyar TL borcumuz vardı. 

1 Ocak 2020 itibarıyla dış borç yükü 436,9 milyar dolara ve dış borç stoğunun millî gelire oranı %58 düzeyine çıkmıştır; dolar kuru ise 1 Ocak 2020’de 5,95 Türk Lirası olmuştur. Bugün 1 Dolar 6,70 TL’ye alınabiliyor. 

1 Ocak 2020 tarihindeki verilere göre hesaplarsak borcumuz dolar bazında % 63 (276/436,9), TL bazında ise % 838 (320/2599) yani 8 kattan fazla artmıştır. Enflasyonun etkilerini de eklersek vatandaşın yüklendiği borç muazzam düzeyde artmış ve kazancı reel olarak birkaç kat azalmıştır.  

Peki, Avrupa Birliği ülkelerinde ve AB genelinde rakamlar nedir? Bunları meraklısına bırakıp bizde yaşanan rakamların hayal edilemeyeceğini söyleyebiliriz. 

Şu temel ekonomik veriler bile Avrupa Birliği’nin dağılmasını değil, onunla güçlenecek ve onu güçlendirecek bir Türkiye hayalini kurmak gerektiğini göstermektedir. 

Dünya toplumları, küreselleşme dolayısıyla, bir asırdan daha kısa sürede faşist ve komünist siyasal doktirinlerden bilgi ve enformasyon topluluklarına, kültürel ve bireysel formlara doğru değişen bir çizgi izlemektedir. Yani dünya, pek çok yönden şu anki en güncel siyasal yapı olan Avrupa Birliği’nin de ötesine geçen bir durum arz etmektedir.

Türkiye olarak yirminci yüzyılın başında ortaya çıkan genel siyasî anlayışı ve zihniyeti devam ettirmede ısrar etmek yerine; kendimizi güncelleme ve zamana ayak uydurabilme yolunda Avrupa Birliği ile elele vermek durumundayız. Bu zorunluluk karşılıklıdır ve AB’nin de Türkiye’ye olan ihtiyacı şu anda da 30-40 yıl öncesinden geride değildir.

Veyl bunu göremeyen Tuti Kuşlarına…

Okunma Sayısı: 2145
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı