Hayat mücadele midir? Şimdiki medeniyete göre öyle. Oysa İslâmî medeniyet bunu reddeder.
Hayat bir cidal değil; bir teavün, bir yardımlaşmadır, der. Cidal, toplumsal hayatın prensiplerinden değil; hususî hayatımızda nefsimize karşı uygulayacağımız bir düstur olabilir.
Toplumsal hayata “mücadele” niyetiyle çıkmak rekabeti doğurur. Rekabet ise insanî ilişkilerde zehirdir. Hırs ve inat gibi duyguları yanlış kullanmaya sebeptir. İçtimaî hayatta düstur-u teavün, kanun-u ekrem ve namus-u ikram esastır. 1 Bunlar sırasıyla yardımlaşma, iyilik ve ikramda bulunmaktır. Toplumsal hayatın bu kanunları şöyle dursun, nefsimizle olan ilişkilerde bunların aksiyle hareket etmek boynumuzun borcudur.
Üstad Bediüzzaman’ın iki asker örneğini verdiği Beşinci Söz’de bir askerin ‘nefis ve şeytan ile mücahede eden müttakî Müslüman’ olduğunu söyler. 2 O askerin, farzlarını bilen ve yapan, günahları işlememek için nefsiyle cihad eden biri olduğunu vurgular. Aynı parçada bir harpten bahseder ve o harbin Müslüman asker için nefis ve heva, cin ve ins şeytanlarına karşı bir mücahede olduğunu söyler.3 Evet, nefis mücadeleyi hak eder.
Üstad Bediüzzaman, “Düşman istersen nefis yeter” demiş4 ve düşmanı uzaklarda değil kişinin nefsinde aramayı tavsiye etmiştir. Uzaklardaki düşmanlar da heva ve hevese tâbi olan nefisle aynı yolda yürüdüğü için, nefsiyle mücadele eden insan aynı zamanda sefih medeniyetle, zâlim ve canavar şahıslarla mücadele etmiş gibidir.
Nefisle mücadele şahsî hayatta bir esastır. Kötülüğü emreden nefis, mücadele edilmesi için insana verilmiştir. Bunun altında ahir ömre kadar mücahede-i nefsiyenin sevabdâr devamı vardır.5 Nefsin istekleri bizler için sevap kapısıdır. Nefsi her reddedişimiz bizlere mühim sevaplar getirecektir.
Bir şey talep ettiğimizde bu talep nefisten mi geliyor diye bir düşünmek gerektir. “Bu isteğin altında acaba nefsin bir arzusu mu yatıyor?” şeklinde yapılacak bir muhasebe belki de bizi o yanlış talepten uzaklaştıracaktır. Sırf lillah için istemek ve ihlâsla amel etmek için nefsin isteklerini frenlemek esastır. Nefsin istediği şeylerin tersini yapmak en doğru olandır.
Nefisle mücadele ederken net olmak, sert olmak, ona acımamak gerekir. Nefis nasıl ki insana acımıyor, sonunu bile bile insanı Cehenneme sebep olabilecek amellere götürüyor. Biz de nefse acımamalı ve bu noktada net bir duruş ortaya koymalıyız. İstediği şeylere karşı “Hayır! Bu yapılmayacak!” diyebilmeliyiz.
Kişi nefsiyle mücadelede zorlansa da şunu bilmelidir ki, “İşlerin en hayırlısı en zor olanıdır.”6 sırrıyla; meşakkatli, külfetli, zevksiz, sıkıntılı a’mâl-i sâliha ve umur-u hayriye daha kıymetli, daha sevaplıdır.”7 Zamanla görülecek ki Rabb’imiz bize nefisle mücadelede zorluklardan sonra kolaylıkların kapısını açacaktır.
Dipnotlar:
1- Otuzuncu Söz, Birinci Maksat.
2- Beşinci Söz.
3- Age.
4- Yirmi Üçüncü Söz, Yedinci Sual.
5- On Üçüncü Şua.
6- El-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 1:55.
7- Kastamonu Lâhikası, 91. Mektub.