Bugün itibariyle mübarek Ramazan ayına girmiş bulunuyoruz. İlk teravih bu akşam kılınacak, ilk sahur bu gece yapılacak.
Bilvesile, biz de Ramazanın ruhuna, manasına uygun düşecek yazılara devam ediyoruz. Bugünkü konumuz, başlıkta da görüldüğü gibi Hz. Ebubekir’i (ra) üstün kılan bazı sözlerinden, hâllerinden, meziyetlerinden, vasıflarından söz etmeye çalışalım inşallah.
«
Birçok noktada ilklerden olan Hz. Ebubekir (ra), Kur'ân’ın senâsına mazhar olmuş en büyük Sahabelerden biridir. Aşağıda o ilklerden de ayrıca söz ederiz inşallah.
Hz. Ebubekir’in pek mühim olan vasıflarının başında “Sıddık-ı Ekber” gelir. Yani, sadâkatte birinci olduğu gibi, bu vasfı itibariyle erişilmez bir zirvede bulunuyor.
Meselâ, biri ona Resulullah’tan haber getirdiğinde, hiç tereddüt etmeden hemen ânında “Sadakte, doğrudur” diyerek samimiyetle tasdik eder. Nitekim, Mi’raca gidiş haberini aldığında da, refleksle aynı tepkiyi verir: “Eğer Resulullah ‘Mir’aca gittim’ diyorsa, doğrudur, doğru söylüyordur” diye karşılık verir.
İşte, onu üstün tutan öncelikli bir meziyeti onun bu erişilmez sadâkatidir. Onun sadâkatini perçinleyerek zirveye çıkaran hâl ve tavrı ise, söylediği sözlerin sonuna kadar arkasında durması ve altını bilfiil doldurmasıdır.
Meselâ, yeri geldiğinde hiç tereddüt geçirmeden “Annem-babam sana fedâ olsun yâ Resulallah” demesi, münacatında “Yâ Rabbi, Cehennemde vücudumu öyle büyüt ki, ümmet-i Muhammed'e yer kalmasın” diye dua etmesi, ona has meziyetlerdendir.
Meselâ, iyi bir tüccar ve Mekke'nin sayılı zenginlerinden biri olmasına rağmen, dünyanın mal ve servetine hiç tama’ etmeyerek, elindeki her şeyi Allah yolunda tam bir cömertlikle sarf edebilmiştir.
«
Hz. Ebubekir, Resulullah’a ilk iman eden hür erkeklerin başında geliyor. Aynı zamanda, Müslüman olan ilk zengin erkektir.
Kezâ, o Aşere-i Mübeşşere’nin ilkidir. Raşid Halifelerin birincisidir. Yani, Hz. Muhammed’in (asm) vefatından sonra intihab ve biat ile seçilen ilk halife ve ilk reis-i cumhurdur.
Hz. Peygamber’in (asm), hasta haliyle son namazlarını onun arkasında kılması, şüphesiz vefât-ı Nebi’den sonraki mühim gelişmelere işarettir. Kezâ, Resulullah’tan sonra onun ilk halife ve ilk devlet başkanı olmasına dair bazı işaretlerin Kurân’da da mevcut olduğunu görüyoruz.
Hz. Bediüzzaman’ın da tefsir edip yorumladığı vechiyle, Fetih Suresinin 29. ayetinde geçen “Muhammedun Resulullah, vellezine meahu…” ibaresinde Hz. Ebubekir’e işaret var. Meâli: “Allah'ın elçisi Muhammed'dir. Ve onunla beraber olan…” Burada anahtar ifade “onunla beraber olan”dır: Hicret yolunda ve mağarada onunla beraber olan, aile itibariyle (Hz. Aişe-i Sıddıka ile evli) onunla beraber olan, seferde-savaşta onunla beraber olan, namazda-imamette onunla beraber olan, yaş haddinde onunla aynı durumda olan, vesaire…
Hz. Ebubekir’e işaret eden bir diğer ayet de Nisa Suresinin 69. ayetidir: “Vemen yuti’illâhe ve’r-rasûle (...) mine’n-nebiyyîne ves-sıddîkîne…” Kur’ân, burada da, Hz. Nebî’den sonra gelen ilk halifenin Hz. Sıddık olacağını mu’cizâne bir surette haber veriyor.
Başka bir ayet-i kerîmede “Mağarada bulunan iki kişiden biri” diye bahsedilen kişi, hicret esnasında Resulullah’ın yanında bulunan Hz. Ebubekir’den başkası değildir.
«
Saadetli bir ömür süren Hz. Ebubekir, kemâl-i sadâkatle bağlı olduğu Hz. Muhammed (asm) gibi 63 yaşında iken vefat etti.
Meşhûr “Fil Vakası”ndan 3 yıl kadar sonra Mekke’de 573 senesinde doğduğu rivâyet edilen Hz. Ebubekir’in, Resulullah'tan 2-3 sene sonra doğup, ondan yine 2-3 sene sonra vefat ettiği anlaşılıyor. Allah ondan ve onunla aynı istikamette gidenlerden razı olsun.