"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kuleönülü Mustafa Ertürk

09 Ekim 2019, Çarşamba
Mustafa Ertürk 1905 yılında Isparta’nın Kuleönü Köyü’nde dünyaya gelir.

Babası imam Hasan Efendi’dir. Bundan dolayı İmamoğlu Hafız Mustafa olarak bilinir. Sekiz asır önce Geylani Hazretleri Isparta’ya nazar ettiğinde Bediüzzaman’a hizmet edecekler listesinde onun da ismini görür. Üstad da listede isimleri geçenleri Sekizinci Lem’a’da yayımlar. Nihayet gün gelir Mustafa, Bediüzzaman’a talebe olur. Risaleleri tanıdıktan sonra hayatını hizmete verir. Yazar, yazdırır. Hafızlık ve imamlık perdesi altında Nurlu eserleri anlatır. Bir oğlu olunca aşığı olduğu Said Nursî’nin ismini verir.

Bir gün iki arkadaşıyla Üstadı ziyaret etmeye karar verirler. Ortam gergindir. Üstad ve talebeleri sıkı takip altındadır. Bundan dolayı Üstad ziyaretlerin tekli gerçekleşmesini ister. Santral Sabri, Üstadın mesajını üçlüye iletir. Mustafalar bu Nurlu yola girerken kelleyi koltuğa almışlardır bir kere. Namerde boyun eğecek değildirler. Santral Sabri’nin sözleri içlerindeki Bediüzzaman aşkını ve hasretini dindirecek gibi değildir. Sabri’yi dinlemezler, bildiklerini okurlar. Ne olacaksa olsun, deyip soğuk bir gecede yaya olarak aşkın merkezi Barla’ya yürürler. Gece yarısı Üstadın eşiğine vardıklarında samimiyetlerine binaen sürgülü kapı kendiliğinden açılır. Üstad uyarılarını dinlemeyen bu mübarek üçlünün istikbalde edecekleri hizmetleri hissederek ziyaretlerini kabul eder. Üstadın yanında Mustafa Çavuş ve Süleyman Efendi de vardır. Nurlu sohbetler yapılır. Muhabbet doyulacak gibi değildir, ama güneş de ufuklardan sökün etti edecektir. Üstad daha fazla kalmalarının sakıncalı olacağını hatırlatarak fecirden önce gitmelerini ister. Mübarek üçlü hemen toparlanıp yola çıkarlar. Az sonra şiddetli bir kar fırtınası başlar. Karlar “Siz, karlar menzili Barla’nın piri Üstadın sözünü dinlemeyip niçin ziyaretine geldiniz!” dercesine Mustafaları iki saat resmen tokatlar. Halleri Üstada malûm olur. Niçin gitmelerini istedim, diye içten içe kendine kızar. “Şimdiye kadar bu kışta ne öyle bir fırtına olmuş ve ne de bu kadar kimseye acımıştım.” diye eseflenir. Talebelerinin kendisi yüzünden sıkıntı çekmesini istemez. Süleyman’ı arkalarından göndermek ister. Süleyman emre amade; Üstad git dese gider, öl dese ölür. Fakat Mustafa Çavuş araya girer. “Giderse o da kaybolur. Bu sefer benim de arkasından gitmem gerekir. Ben de gidersem kaybolurum; bu sefer Abdullah Çavuş bizi aramaya çıkar.” deyince Üstad hak verir; tevekkül etmekten başka çare kalmadığını anlar. Daha sonra o günü Şefkat Tokatları Risalesine konu eder. Mustafa yediği şefkat tokadının haklı olduğunu iftiharla itiraf eder. Pek âciz, hiç-ender hiç olan zayıf ruhu o teessürler içinde feryat ederken Üstadının kendileri hakkında ne derece şefkatli olduğunu anlar; o teessüratı sürura kalbolur.

Yine de kalbi bir fetih ve füruç ister. Üstadının sesini özler. O gün  nihayet gelir. Üstad Kuleönü’ne yakın mesafedeki Isparta’ya hicret eder. Bu vesileyle Üstadını daha sık görmek nasip olur. Bu hicret Mustafa’nın ruhunda büyük fütuhata sebep olur. O kadar memnun ve mesrur olur ki ruhundaki yara, bere ve teessürden eser kalmaz.

Mustafa birçok köyde hizmet eder. Çobanisa da bunlardandır. Buradaki akrabalarını sık sık ziyaret ederek Nur hizmetini başlatır. Hüsrev, Hafız Ali, Tahiri gibi ağabeylerle sürekli iletişim halindedir. Üstad kardeşçesine hizmetlerinden çok memnundur.

Mustafa’nın hizmette kritik bir görevi vardır. Yazıcılıkla beraber naşirlik hizmetlerini de yürütür. 1943 yılında Hizb-i Nuri’nin matbaalarda bastırılması söz konusudur. Bin bir zorlukla tedarik edilen kâğıtlar ve klişeler Mustafa’nın evinde muhafaza edilir. O günlerde Türkiye genelinde Nur Talebelerine yönelik operasyon yapılır. Mustafa’nın evi de nasibini alır. Kâğıt ve klişelere el konulur. Emniyet yetkilileri “Nur Talebelerinin matbaalarını bastık!” diye şayia çıkarır. Bedbaht ehl-i dünya senaryoya kanar, matbaaya(!) bakmak için Mustafa’nın evine akın eder. Sonra kâğıtları ve klişeleri Mustafa’nın sırtına yükleyip Kuleönü’nden Atabey’e kadar taşıtırlar. Karakolda ifadesi alınıp zabıt tutulur. Ardından diğer Nur Talebeleriyle birlikte yargılanmak üzere Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevk edilir. Burada Bediüzzaman ve Hafız Ali Ergün gibi güzide talebeleriyle 9 ay hapis yatar.

Mübarekler Heyeti olarak Büyük Ruhlu Küçük Ali, kardeşi Mübarek Mustafa ve Hafız Mustafa Ertürk birlikte Kuleönü’nde hizmet eder. Fakat Kuleönü hizmetine mührü vuran asıl kişi Hafız Ali Ergün’dür. Hafız Ali Denizli Hapsi’nde vefat eder. Mustafa Ertürk Hafız Ali hayattayken onun tam bir muavini olduğu gibi Hafızın vefatından sonra da onun tam bir varisi olduğunu Denizli hapsinde ispat eder. Üstad bir mektubundan bu gerçeğin altını çizer.

Mustafa hapisten çıktıktan sonra Denizli’nin Çivril İlçesi’nin Süngüllü Köyü’nde imamlık yapmaya başlar. Nurlu hakikatlere susamış köylüler Mustafa’nın hallerinden çok etkilenirler. O da bu ilgiyi karşılıksız bırakmaz ve Süngüllü’ye yerleşir. 1950 yılında Hasan Ergünal ile Emirdağ’da Üstadı ziyaret ederler. Üstad, Mustafa’nın hallerinden endişe eder. Mustafa’nın dünya yolculuğunun bitmek üzere olduğunu hissetmiş olmalı ki âcilen evine dönmesini ister. Mustafa hemen döner. Gerçekten de daha halleşmeye ve helâlleşmeye bile vakit kalmadan dünya serüvenini noktalar. O günlerde Süngüllü’ye komşu Irgıllı Köyü’nde imamlık yapan Üstad Hazretleri’nin Isparta Hafız Ali’si olarak iltifat ettiği Ali Yağcı cenazesini kaldırarak ebedî yurda, Hafız Ali Ergün’ün yanına uğurlar.

Üstad, Mustafa dünyadan geçtikten sonra da Hafız Ali’nin yanında onu duâsına dâhil eder. Ali Osman’ın vefatı dolayısıyla bunu bir daha ikrar eder. “O Nur kahramanları Hâfız Ali ve Hâfız Mustafa yanında duâma dâhildir.” Biz de Nurlu hakikatleri bizlere ulaştıran bu yüce ruhları duâlarımıza dâhil edelim.

Okunma Sayısı: 916
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı