"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bir âlimin “en büyük” azabı...

Orhan Ali YILMAZ
03 Ekim 2021, Pazar
Rivayet edilir ki, Büyük Divan Şâirimiz bir vesile ile hapse düşer..

Madem uğradık şu musibete; vardır bunda da bir hikmet, hem de gizli, İlâhî bir adalet, diye düşünür..

Bari “uğradık şu illete, düşmeyelim zillete”, hem de belki faydalı olabilirim/faydası olabilir mülâhazasıyla, oradaki, kendisi gibi diğer Kader mahkûmlarına vâ’z ü nasihat etmeye başlar.. Dinleyenleri içersinde, birisi, özellikle dikkatini çeker.

Adam, Şâir Nâbi’ye, pür dikkat başını kaldırıp yüzüne bakmakta ve için için ağlamaktadır..

Vaazdan sonra Nâbi, hemen adamın yanına varır ve sorar:

-Sen, herhalde, vaazdan, vaazımdan çok etkilendin!?...

Adam ise, şu itirafta bulunur:

- Yanlış anlamayın da Hocam.. der öncesinde ve devam eder:

- Benim, buraya girmeden önce, çok sevdiğim, üzerinde titrediğim, adeta gözüm gibi baktığım bir keçim vardı, onu, nasıl olduysa kaybetmiştim.. Ne kadar aradımsa da, onu hiçbir yerde bulamadım.. Çok güzeldi gerçekten, sakallarına da yeni ak düşmüştü Hocam.. Size her baktıkça, gözümün önünde hep o hazîn hâtıra canlandı, hep onu hatırladım; onun için ağladım…

Şâir Nâbi, bunun üzerine meşhur şu sözünü söylüyor, “Bir âlimin en büyük azabı, onu câhiller içine koymaktır…”

Ayrıca, konuyla ilgili, şöylece yaşanmış, güzel de bir hâtıram var benim..

Süleymaniye’de, Yeni Asya Vakfı’nda çalışıyorum. Beylerbeyi’nde kalıyor ve her gün Boğaz Vapuru ile Beylerbeyi’nden Eminönü’ne gidiyorum. Bir akşam dönüşümüzde, içerde, üst katta sâkince otururken, birden, sarıklı ve cübbeli bir arkadaş, hızla ayağa kalkarak, hatta fırlayarak, yüksek ve gür bir sesle vaaz ü irşada başladı. Bir zaman sonra, ister istemez, yolculardan homurdanmalar, hem de şikâyetler baş gösterdi tabiî ki..

Kimisi, sen ne hakla vaaz veriyorsun?!

Diğeri, sen ilâhiyatçı mısın, titrin ne?!

Bir başkası, ben vaaz dinlemek istemiyorum, beni rahatsız etme!

Arkadaş, bu yoğun, hem de sürekli tepkiler karşısında susmak zorunda kaldı ve sessizce, biraz da mahcup bir şekilde yerine oturdu. Beylerbeyi’nde vapurdan indim. Akşam namazı vakti idi. Abdest için Tarihî Beylerbeyi Camii’nin şadırvanına oturdum, bir de ne göreyim; o sarıklı arkadaş bir iki oturak ötede, o da abdest alıyor.. Yüzü epey bir asık, mahcûbiyetle dolu, belki biraz da inkisar-ı hayâle uğramış, hem de üzgün, içten içe yaşananlara kırılmış olduğu her hâlinden belli, düşünceli bir hâlet içinde..

Doğrudan söze girdim..

- Hz. Mevlânâ’nın güzel bir sözü var, biliyor musun? dedim.

Önce şaşırdı, fakat doğrudan ona bakarak söylediğimi fark edince,

- Nasıl? dedi.

Diyor ki, dedim. “Körler Çarşısı’nda ayna satma, Sağırlar Çarşısı’nda da gazel atma…”

- Tekrar söyler misiniz.. dedi ve sonrasında, mahcup bir taaccüp, ama takdir hem de hayretle,

- Ne kadar güzel bir söz!.. dedi.

Dedim ki kendisine; müşteri olmayana mal satamazsın, aç olmayana da yemek…

- Aynen.. haklısınız.. dedi, mahcup bir edayla…

Üstad Hazretleri ise, konuyla ilgili, “en büyük ıztırabım” dediği, Tarihçe-i Hayat’ında, Merhum Eşref Edip Fergan’a vermiş olduğu meşhur mülâkatında:

Dünya, büyük bir manevî buhran geçiriyor…

Manevî temelleri sarsılan Garb Cem’iyeti içinde doğan bir hastalık, bir veba, bir taun felâketi gittikçe yeryüzüne dağılıyor..

Bu müthiş sârî/bulaşıcı illete karşı, İslâm Cem’iyeti ne gibi çârelerle karşı koyacak?..

Garbın çürümüş, kokmuş, tefessüh etmiş, bâtıl formülleriyle mi!?...

Yoksa, İslâm Cem’iyeti’nin ter ü taze iman esaslarıyla mı?...

Büyük kafaları gaflet içinde görüyorum..

İman kalesini, küfrün çürük direkleri tutamaz..

Onun için, ben yalnız iman üzerine mesaîmi teksif etmiş bulunuyorum…

Risâle-i Nûr’u anlamıyorlar; yahut anlamak istemiyorlar..

Beni, ‘Skolastik Bataklığı’ içinde saplanmış bir medrese hocası zannediyorlar..

Ben, bütün müsbet ilimlerle, asr-ı hazır fen ve felsefesiyle meşgul oldum..

Bu hususta en derin mes’eleleri hallettim..

Hattâ bu hususta da bazı eserler te’lif eyledim.

Fakat ben, öyle mantık oyunları bilmiyorum..

Felsefe düzenbazlıklarına da kulak vermem!

Ben, cem’iyetin iç hayatını, manevî varlığını, vicdan ve imanını terennüm ediyorum..

Yalnız, Kur’ân’ın tesis ettiği tevhid ve iman esası üzerinde işliyorum ki İslâm cem’iyetinin ana direği budur. Bu sarsıldığı gün, cem’iyet yoktur…”

“Bana ‘Sen şuna buna niçin sataştın?’ diyorlar.

Farkında değilim…

Karşımda müthiş bir yangın var..

Alevleri göklere yükseliyor..

İçinde evlâdım yanıyor; imanım tutuşmuş yanıyor…

O yangını söndürmeğe, imanımı kurtarmağa koşuyorum..

Yolda biri beni kösteklemek istemiş de, ayağım ona çarpmış..

Ne ehemmiyeti var!?

O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise, bir kıymet ifade eder mi?..

Dar düşünceler! Dar görüşler!...”

diyordu.

Okunma Sayısı: 1396
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • A. AYDIN

    3.10.2021 23:26:23

    “Körler Çarşısı’nda ayna satma, Sağırlar Çarşısı’nda da gazel atma…” Güzel sözmüş. 👍

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı