"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Şu “İki Reis” arasındaki şu iki “derin” handikapımız...

Orhan Ali YILMAZ
22 Haziran 2024, Cumartesi
Türkiye’nin, “iki temel problemi” var galiba…

Geçen gün yaşadığım, aşağıda bahsedeceğim üzere şu “tartışma” üzerinden anladığım…

“Kemâlizm” vurgusu, hem de tonu, şu epey bi’ yüksek, kendisi elân şu Tarih öğretmeni bulunan bir arkadaşımız, şu üst perdeden, otoriter, hem de bulunduğumuz şu ortamı şu baskılayıcı, şu epeyce geren, kendince “tehditkâr” bir edayla bana hitaben dedi ki: “Hocam! Mustafa Kemâl eleştirilemez…”

Ben de bunun üzerine kendilerine dedim ki: “Nasıl yani; Mustafa Kemâl, kendisi bir peygamber mi; ki, şu ‘İsmet’ sıfatına sahip olduğu, onunla ‘muttasıf’ olduğu hâlde, sen onu bile; yani Peygamberimizi, O’nun şu tasarrufatını ‘kendince’ eleştirebiliyorsun; daha doğrusu, şu eleştirme hakkını, şu selahiyetini, hem de cesaretini kendinde görebiliyorsun…”

Bunun üzerine, tekrar bana hitaben: “Hocam, öyle büyük zâtları, tarihe mâl olmuş şahsiyetlerimizi eleştirmek bize yakışmaz, hem buna ne bizim gücümüz ne de ilmimiz yetmez… Hem de bu konu, bizim görev alanımızda değil...” dedi.

Ben, bunun üzerine, tekrar, kendilerine karşı şöylece son bir sual daha tevcih ettim: “Hocam, ben tam anlamadım; siz şimdi; Mustafa Kemâl, şu 57 yıllık ömründe, şu hayatında hiç hata, hiç yanlış yapmadı, hiç yanılmadı mı diyorsunuz?..”

Sonra kendisine, başımdan geçen şu hikâyeyi hikâye ettim ve dedim. Hocam, geçenlerde tramvaya binmiştim, şu ‘akıllı zannettiğimiz’ telefona fazlaca dalınca, ineceğim şu durağı üç dört durak kadar geçtiğimi fark ettim ve fark ettiğim anda hemen o durakta indim. Baktım ki, ortanın üstü yaşlarda bir vatandaşımızın da benimle birlikte inmiş. Hemen, onun da duyabileceği tonda, ona doğru bakarak, hem de dönerek, pek sevdiğim şu yüksek sesle düşünmeye başladım: “Ya hemşerim! Şu ‘akılsız’ telefona bi’ daldım, şu ineceğim durağı üç-dört durak kadar meğer geçirmişim.. burada inmek zorunda kaldım, şimdi ise tekrar geri döneceğim…” Bunun üzerine o da “Ya, ben de merkezde, şu Cumhuriyet Meydanı’nda inecektim, ben de yanlışlıkla 4-5 durak ‘erken’ inmiş oldum…” deyince, şu mahcûbane, acı acı karşılıklı epeyce gülüştük… Ve birden zihnime tedâi ile, yaşanmış şu gerçek olayı hemen ona hikâye ettim.

Dünya Hâfıza Şampiyonlarından birisi, bir tarihte, ilgili şu konferansını verdikten, şu uzunca seminerini bitirdikten sonra dinleyicilerine, şu katılımcılarına hitaben “Arkadaşlar! Benim, bu söylediklerimi eğer tam yaparsanız, birebir uygularsanız, hayatta hiç ama hiçbir şeyi unutmazsınız…” deyip kürsüden ayrılmış. Dinleyiciler, şu katılımcılarımız, bir de bakmışlar ki, bizim şampiyonumuz, meğer aldığı şu plaketi şu kürsüde “unutup” öylece gitmiş…

Devamında, Din Dersi öğretmeni olduğumu bildirerek ve şu kendisine iyice yaklaşarak: “Biz, neden ‘tövbe’ ediyoruz; hiç biliyor musunuz!?..” dedim ve şöylece devam ettim: “Tabii ki, yanlış yaptığımız için… Şu yapmış olduğumuz yanlışlarımız, şu hatalarımızdan dolayı Allah’tan ‘özür’ dilemek için… Eğer biz, hiç yanlış yapmayacak olsaydık, ne olurduk biliyor musunuz; her birimiz birer küçük ‘Tanrı’ olurduk ya da kendimizi bir şekilde tanrılaştırırdık...”

Aslen Yahudi, üstelik de bir hahamın oğlu olan Moiz Kohen’in, şu ‘Munis Tekinalp’ takma ismiyle ve “Sâfî” mahlasıyla kaleme aldığı şu “Türkün Amentüsü”, hem de Behçet Kemâl Çağlar’ın, Süleyman

Çelebi’nin Peygamberimiz hakkında yazmış olduğu meşhur şu Mevlid’ine “nazîre” olarak kaleme aldığı şu hezeyanvâri, Mustafa Kemâl’e uyarladığı -sözüm ona- şu mevlidi, bu “ilâhlaştırma”nın, şu “tanrılaştırma”nın “en uç” örnekleri olarak, ne yazık ki, şu Yakın Tarihimizin şu “tozlu” sayfalarına kaydedilmiştir...

Günümüz itibariyle, daha bir şu güncele gelecek olursak, meselâ AK Parti Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şu başbakanlığı döneminde, onunla ilgili olarak, konuyu şu “derece-i taabbüdiyet”e îsal ederek, “Başbakana ‘dokunmak’ bile, bence ‘ibadet’tir!” diyebilmişti…

Bilgisayar mühendisi ve aynı zamanda şu yazılım geliştiricisi olan AK Parti Düzce Milletvekili Fevai Arslan ise, daha da ileri giderek, şu hızını alamayarak, bir anda şu vecde gelip, belki de, zannediyorum, şu hâle mağlûp olup, mâlum konuşmasında, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı tarif ederken “Allah’ın ‘tüm vasıflarını’ üzerinde toplamış lider” olarak, hem tesmiye, hem tasvir, hem de “ifade” etmişti…

Okunma Sayısı: 1884
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Zeliha

    26.6.2024 11:01:04

    Yazının kitap haline dönüşmesi lâzım. Tebrik ederim.Tarihe öyle bir geçecekler ki geriden gelen nesil bu hakikatleri net bir şekilde kim yazmış diye ararsa yeni aysa gazetesinin yazarlarını bulacak ki çok önemli birşey. Allah razı olsun.

  • Orhan Ali YILMAZ

    23.6.2024 17:17:26

    Asıl "düşündürücü" olanı şu ki: Mustafa Kemâl 'in, öyle bir şansı ve imkânı yok, zaten beyanı da yok... Ama RTE çıkıp, Hz. Ali'nin, kendisi hakkında "Ali, bizim en büyük ilâhimizdır!" diyen Abdullah İbn-i Sebe'yi bu söyleminden dolayı hapsettirdiği gibi, o da, kendisi hakkında şu haddini aşan beyanlarda bulunanlara "Siz ne söylüyorsunuz öyle... Haddinizi bilin, yoksa, ben size haddinizi bildirir, gerekirse sizi hapse attırırım!" diyebilirdi ama demedi veya diyemedi... "Sükût, ikrârdandır..." demiş şu Atalarımız... Kendisine -sözüm ona- şu "hakaret" eden 170 bin civarında vatandaş hakkında kovuşturma, inceleme yaptırtmış, bunlardan 30 bin civarında kişiye şu dava açılmış ve bunlardan, başta gazeteciler olmak üzere, 3000 civarında şu ülkenin şu aydınına hapishanenin yolu gözükmüş ve oraya girmiş, şu ziyaretle şereflenmişken, bu dramatik tablo ve vaziyet "apaçık" ortada iken...

  • Tarık Söylemezoğlu

    22.6.2024 13:52:56

    Çok doğru bir yazı. İnsanımız maalesef monarşi kafasından kendini kurtaramamış.Kemalistlerdeki bu kafa yapısının benzerinin muhafazakar insanlardaki tezahürü. Meşrutiyete/Demokrasiye zihni olarak geçememizde en önemli neden de maalesef eğitim sistemimizin demokrasi yerine tek adam rejimini aşırı derecede övmesi olsa gerek.

  • Erhan

    22.6.2024 10:54:22

    Ve çok garip nedense kendisine bu atıflarda bulunan insanları çıkıp, halkın önünde uyarmadı ve ben sadece fani bir kulum diyemedi beyefendi, demekki ene tavan yapmış, çok ciddi derecede yer yapmış ve artık kendisini farklı yerlerde konumlandırıyor. halbuki bomboş bir insan, hakkında binbir türlü şaibe olan, hakkında binbir türlü söylenti olan biri. Ama bir deyim vardır şeyh uçmaz, müritler uçurur diye, müritlerde şahsi çıkar ve menfaatleri uğruna şeyhlerini tanrılaştırırlar.

  • Mustafa Eren B.

    22.6.2024 08:59:35

    Tarihe not düşülmesi gereken hususları bir kez daha gündeme getiren sayın yazarımızı tebrik ediyorum. Vesselam.

  • Mustafa Said Kara

    22.6.2024 02:17:06

    Son iki paragrafla Erdoğan'a oy veren Müslümanları genellemek doğru olmaz. Bu tür uçlarda yaşayan kişiler yok değil. Ama köylü hacı amcanın Erdoğan'ı böyle görmediğini hepimiz biliyoruz. Dün Süleyman Demirel'e niçin oy veriyorduysa bugün de Erdoğan'a o yüzden oy veriyor insanların çoğunluğu.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı