"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Geçmiş-bitmiş fitneleri deşmemeli - (Âl-i Beyt muhabbeti esastır-3)

M. Latif SALİHOĞLU
25 Mart 2026, Çarşamba

66. vefat yıldönümünde rahmetle andığımız Bediüzzaman Said Nursî, Râşid Halifelerin sıralamasını dahi Kur’ân’ın mu’cizâne bir sûrette haber verdiğini beyan ediyor. Buna dair, Fetih Sûresinin 29. âyeti ile Nisâ Sûresinin 69. âyetini delil olarak gösteriyor. 

Ayrıca, Asr-ı Saadette ve İslâmiyetin ilk döneminde yaşanan elim hadiseleri bu zamana taşımanın ve mütemadiyen bunları deşip durmanın doğru olmadığını ve kimseye fayda vermediğini ifade ediyor: “...Mazlum Ehl-i Beyt, muvakkat bir azap ve zahmet mukabilinde o derece yüksek bir mükâfat görmüşler ki, aklımız ihata etmiyor. …Zalimlerin gaddarlıklarını değil deşmek, bakmak, belki düşünmek de meşrebimize gelmiyor. Çünkü, onlar [zalimler] mücazatını ve mazlumlar mükâfatını aklımızın fevkinde görmüşler. O meseleler ile meşgul olmak, şimdiki musibet-i diniyeye karşı mükellef olduğumuz vazife-i Kur’âniyeye zarar verir.” 1

Kardeşlerine yazdığı bir mektupta da, özetle şunları söylüyor Said Nursî: “Peşin olarak size bunu beyan ediyorum ki: Risale-i Nur’un üstadı ve ve benim hakaik-ı imaniyede hususî üstadım İmam-ı Ali’dir (ra). Ve ‘De ki: Vazifem karşılığında sizden bir ücret istemiyorum; sizden istediğim, ancak akrabaya sevgi ve Ehl-i Beytime muhabbettir.’ (Şûrâ: 23.) âyetinin nassı ile, Âl-i Beytin muhabbeti, Risale-i Nur’da ve mesleğimizde bir esastır. 

“Fakat, madem bu zamanda zındıka ve ehl-i dalâlet ihtilâftan istifade edip, ehl-i imanı şaşırtıp ve şeairi bozarak Kur’ân ve iman aleyhinde kuvvetli cereyanları var; elbette bu müthiş düşmana karşı cüz’î teferruata dair medar-ı ihtilâf münakaşaların kapısını açmamak gerekir. 

Hem, ölmüş insanları zemmetmek, hiç lüzumu yok. Lüzumsuz onların kusurlarını beyan etmek, emrolunan muhabbet-i Âl-i Beytin muktezası değildir ve lâzım da değildir diye, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat, Sahabeler zamanındaki fitnelerden bahis açmayı men’etmişler. 2

«

Yazının sonlarına doğru yaklaşırken, konumuzla doğrudan alâkalı ve bir düstûra parmak basan Üstad Bediüzzaman’ın Emirdağ Lâhikası-I’deki gayr-ı münteşir bir mektubundaki şu ifadelerini de iktibasen takdim edelim: 

“İhlâs Lem'asında isbat edilmiş ki: Bu zamanda değil yalnız mü'minler dairesindeki kardeşlerle ittifak etmek, belki Hıristiyanın dindar ruhanîleriyle de bu zamanda ittifaka mecburuz. Medar-ı münakaşa olan mes'eleleri medar-ı bahs etmemek gerektir. 

“Demek, İslâmlar içinde meşrebler-şubeler olan Vehhabîlik, Şiîlik, Sünnîlik, Mu'tezile gibi İslâm içindeki cereyanlar, şimdi kat'iyyen ittifaka mecburdurlar ki, küfr-ü mutlak ve zındıkaya karşı dayanabilsinler. Yoksa, kat'iyyen haricî cereyanlar dâhilden birisini kendi hesabına istimal edecek; sonra onu da vuracak. 

“Buna binaen, Risâle-i Nur, tarafgirâne cereyanlara giremez. Bütün ehl-i imana kardeş nazarıyla bakıyor; müsbet hareket ediyor. Başka mesleklerin tezyifiyle uğraşmıyor. Hazır hücum eden ejderhaları bırakıp, eski zamanda geçmiş-bitmiş işlerle uğraşmıyor.”

«

Hülâsa: İran’ın ekseriyetini teşkil eden Ehl-i Şiâ ve Âl-i Beyt muhabbetini hakiki manada taşıyan Alevîler ile onlara saldıran Siyonistler hiçbir şekilde bir tutulamaz ve aynı kefeye konulamaz. 

Ayrıca, İran, Suriye, Lübnan ve sair yerlerde Ehl-i Sünnetten olan Müslümanlara zulmeden Ehl-i Şiâdan kimseler, genel tablo içinde azgın bir azınlık olup, onlar da illâ ki belâsını buluyorlar. Lâkin, nüfuslarının ekseriyeti bu noktada masumdur. Daha büyük zalimlerin onlara musallat olmasını istemeyiz. Tabandaki o insanlara biz samimiyetle el uzatırsak, onların da bize yakınlaşacağı kuvvetle muhtemeldir. Şayet yakınlaşmazlarsa da, bizim bir kaybımız olmaz. 

Bu zamanda herkes için farz-ı ayn derecesinde lâzım olan İttihad-ı İslâmın temini için, bütün ehl-i imanın iki büyük emanet olan Kitabullah’a ve Âl-i Beyte sımsıkı sarılmasıyla mümkün olabilir.

Dipnotlar:

1- Emirdağ Lâhikası, 153. mektup.

2- Age., 151. mektup.

Okunma Sayısı: 1749
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • S.topuz

    25.03.2026 14:54:49

    ..."Ehadîs-i şerifede gelmiş ki: Âhirzamanın Süfyan ve Deccal gibi nifak ve zındıka başına geçecek eşhas-ı müdhişe-i muzırraları, İslâm'ın ve beşerin hırs ve şikakından (ayrıliklarından) istifade ederek az bir kuvvetle nev'-i beşeri herc ü merc eder ve koca Âlem-i İslâmı esaret altına alır. EY EHL-İ İMAN! Zillet içinde esaret altına girmemek isterseniz, aklınızı başınıza alınız! İhtilafınızdan istifade eden zalimlere karşı اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ (Mü'minler ancak KARDEŞTİRLER!...) kal'a-i kudsiyesi içine giriniz; tahassun ediniz. Yoksa ne hayatınızı muhafaza ve ne de hukukunuzu müdafaa edebilirsiniz." Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Mektubat - 270 😭🕋😭🇮🇷😭🇵🇸😭🇵🇸😭🇵🇸 😭😭😭🕊🕊🕊🌍🇪🇺🕋🇹🇷🇩🇪🇷🇺😭🇺🇦😭🇮🇷😭🇵🇸😭🇵🇸😭🇵🇸

  • S.topuz

    25.03.2026 14:49:34

    "İŞTE EY MÜ'MİNLER! Ehl-i iman aşiretine karşı tecavüz vaziyetini almış ne kadar aşiret hükmünde düşmanlar olduğunu bilir misiniz? Birbiri içindeki daireler gibi yüz daireden fazla vardır. Her birisine karşı tesanüd ederek, el-ele verip müdafaa vaziyeti almaya mecbur iken; onların hücumunu teshil etmek, onların harîm-i İslâma girmeleri için kapıları açmak hükmünde olan garazkârane tarafgirlik ve adavetkârane inad; hiçbir cihetle ehl-i imana yakışır mı? O düşman daireler ehl-i dalalet ve ilhaddan tut, tâ ehl-i küfrün âlemine, tâ dünyanın ehval ve mesaibine kadar birbiri içinde size karşı zararlı bir vaziyet alan, birbiri arkasında size hiddet ve hırs ile bakan, belki yetmiş nevi düşmanlar var. Bütün bunlara karşı kuvvetli silâhın ve siperin ve kal'an: Uhuvvet-i İslâmiyedir. Bu kal'a-i İslâmiyeyi, küçük adavetlerle ve bahanelerle sarsmak; ne kadar hilaf-ı vicdan ve ne kadar hilaf-ı maslahat-ı İslâmiye olduğunu bil, ayıl!"... Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat - 269

  • S.topuz

    25.03.2026 14:46:23

    ..."İşte hayat-ı şahsiyece bu derece muzır olan adavete (düşmanlığa) ve fikr-i intikama, -eğer şahsını seversen- yol verme ki kalbine girsin. Eğer kalbine girmiş ise, onun sözünü dinleme. Bak, hakikatbîn olan Hâfız-ı Şirazî'yi dinle: دُنْيَا نَه مَتَاعِيسْت۪ى كِه اَرْزَدْ بَنِزَاع۪ى Yani: "Dünya öyle bir meta' değil ki, bir nizâa değsin." Çünki fâni ve geçici olduğundan kıymetsizdir. Koca dünya böyle ise, dünyanın cüz'î işleri ne kadar ehemmiyetsiz olduğunu anlarsın!.. Hem demiş: آسَايِشِ دُو گ۪يت۪ى تَفْس۪يرِ اِينْ دُو حَرْفَسْتْ بَادُوسِتَانْ مُرُوَّتْ بَادُشْمَنَانْ مُدَارَا Yani: "İki cihanın rahat ve selâmetini iki harf tefsir eder, kazandırır: Dostlarına karşı mürüvvetkârane muaşeret ve düşmanlarına sulhkârane muamele etmektir." Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Mektubat - 266

  • Abdullah

    25.03.2026 11:34:12

    Risale- Nur kaynaklı çok önemli bir yazı.Bu yazıda ölçüler var; istikamet veriyor. Prensip ve stratejiler var; ,ifrat ile tefritten muhafaza ediyor.Aklın,man tığın yolunu gösteriyor. İttihad'ı islamı esas alıyor; uhuvvet ve muhabbeti tesis ediyor.Aynı zamanda sulhu umumi ve huzurun haritasını çiziyor. Siyasi ve içtima-i huzur ve emniyeti te min ediyor.Her kesimin bu ve benzer yazılara çok ihtiyacı var. Beşer, iç ve dış keşmekeşliklerden,kavgalardan,savaş lardan bıktı,yoruldu. Artık bir sulh-u umumiye,suküne,huzura şiddetle ihtiya cı var.Bunu sağlamanın zamanı gelmiş, Bu konuda en büyük görev Nur talebelerine düşüyor.İnşaallah buna muvaffak olacaklar.Bu potansiyel ve enerji Nur talebelerinde var.Artık rahmet-i İlahiyeden bunu bekliyoruz. Sevgili yazarımızı bu fevkâlade önemli yazısından dolayı can-ı gönülden tebrik ediyorum.Eline,ağzına,kalemine sağlık.

  • Raşit Örenel

    25.03.2026 10:37:59

    Yazı genel olarak gayet ölçülü hassaten bu paragraf çok önemli: "Lâkin, nüfuslarının ekseriyeti bu noktada masumdur. Daha büyük zalimlerin onlara musallat olmasını istemeyiz. Tabandaki o insanlara biz samimiyetle el uzatırsak, onların da bize yakınlaşacağı kuvvetle muhtemeldir. Şayet yakınlaşmazlarsa da, bizim bir kaybımız olmaz." Siz bu yaklaşımı sergilediğiniz için ehl-i şia değil ehl-i hakikat olursunuz. Peki biz aynı yaklaşımı üstelik kendi vatandaşımız da olan bazı toplumsal kesimlere gösterdiğimizde neden ehl-i hakikat olduğumuzu görmüyoruz da "bize f.töcü derler" diye korkuyoruz? Şianın müfritlerinin her yerde işlediği Sünni cinayetlerini nasıl tabandaki şia vatandaşa yazmıyorsak, Gülenci idarecilerin hatalarına rağmen de masum olan tabanı ve KHK’lıları savunmaya devam etmeliyiz.

  • S. Pelin Kurukahveci

    25.03.2026 09:51:05

    Tabiki şiiler, Siyonistlerle, yahudilerle, haçlılarla bir tutulamaz. Ancak bu coğrafyada haçlılarla, yahudilerle ittifak kurup, sünnilerin kanını dökerken de bunları düşünmeleri gerekmez miydi? Biz şiileri ehli iman olarak kabul ederken onlar sünnileri haçlılardan daha tehlikeli görüp kanlarını dökerken akılları neredeydi?

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı