İsimlerin değişmesiyle hakikatin ve gerçeklerin değişmediğine tarih şahit. Pek çok ülkenin isminde ‘demokrasi’ geçtiği halde o ülkelerin gerçek demokrasi ile ilgisi olmayabiliyor.
Aynı şekilde adında ‘cumhuriyet’ geçtiği halde uygulamaları bakımından bu ismi hak etmeyen çok sayıda ülke var. İstibdat ve baskı ile yönetmeyi âdet haline getiren çoğu lider, sorulduğunda “demokrat” olduğunu söyleyebiliyor. Bütün bunlar, istibdat rejimlerine ‘demokrat’ adını vermekle o ülkelerin demokrat olmadığına delilidir.
Democracy in the World (Dünyada Demokrasi) başlığıyla 10 yıldan beri yayınlanmakta olan önemli bir yayının yeni edisyonu “Democracy in the World 2025” başlığıyla yayınlanmış. Gazeteci Osman Ulagay, yayın hakkında bilgi verdiği yazısına “Elveda demokrasi” başlığını koymuş ve şu değerlendirmeleri yapmış:
“Dünya nüfusun ortalaması alındığında halkın demokrasiden yararlanma oranının 2025 yılında 1978’deki düzeyine gerilediği görülüyor. Başta ABD olmak üzere daha önce demokrasinin kalesi sayılan ülkelerde son dönemde yaşananlar ise ‘otokratik rejimlerin üçüncü yükselişi’ olarak dikkat çekiyor. (Democracy in the World 2025) Çok çarpıcı verilerle dolu bir yayın bu. Hele demokrasinin önemine ve geleceğine inanmış biriyseniz sarsılmamanız imkânsız bu yayını gözden geçirirken. Başta ABD olmak üzere demokrasinin beşiği sayılan ülkelerde ortaya çıkan tablo özellikle dudak ısırtıcı. (...) Democracy in The World 2025 raporuna göre Batı Avrupa’da ve Kuzey Amerika’da yaşamakta olan insanların yararlanmakta olduğu demokrasi düzeyi son 50 yılın ortalamasının altına inmiş durumda. ABD’de Trump sayesinde halen yaşanmakta olan otoriterleşme tırmanışı ABD’nin 50 yıldan beri ilk kez ‘liberal demokrasi’ olmaktan çıktığını gösteriyor. Dünyada Demokrasi 2025 raporuna göre halen 92 ülkede liberal Demokrasinin yerini Otokrasiye bırakmış olduğu görülüyor ve dünya nüfusunun %74’ünün, yani 6 milyar insanın Otokratik rejimlerde yaşamaya zorlandığı belirtiliyor. Rapora göre şimdi gelinen noktada dünya nüfusunun yalnızca %7’sinin, demokratik rejimlerde yaşama imkânına sahip bulunduğu anlaşılıyor. İfade özgürlüğünün de dünyadaki otoriterleşme dalgasının kurbanı olduğu ve 2025 yılında bu dalgaya kapılan 44 ülkede ifade özgürlüğünün kalmadığı anlaşılıyor.” (t24.com.tr, 23 Mart 2026)
Elbette ki bu tespitler, istikbal hakkındaki ümitlerimizi kırmamalı. İnsanlığı ‘kötü yöne/istibdat idarelerine’ sürüklemek isteyenler olduğu gibi; ‘hak, hukuk ve adalet yolu’na teşvik edenler de var. Zaten dünyadaki asıl kavga bu “iyi ile kötü”ler arasında cereyan etmiyor mu?
İnsaniyet ve fıtratın da yardımıyla son tahlilde iyiler ve iyiliklerin kazanacağına inanıyor ve güveniyoruz. Çünkü sular tersine akamaz. Yaşanan hadiselerden insanlık gerekli dersleri alır ve ‘müstebit liderler’e sandıklarda icap eden dersi verir diye dua ediyoruz.
İsimlerin değişmesiyle hakikatin değişmeyeceğini akılda tutmak lâzım. Başkaları ne anlarsa anlasın, bizim demokrasiden anladığımız ‘hak, hukuk ve adalet yolu’nda ilerlemek olmalı vesselâm.