"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Muhammed Ali Raşvan

Raşit Örenel
30 Ağustos 2025, Cumartesi
Muhammed Ali Raşvan, Muhammed Ali Clay ile benzerliği sadece ismi değil. Bir judocu olarak o da bir dövüş sporcusu.

Aralarındaki diğer bir benzerlik ise, Raşvan da Clay gibi duruşuyla İslâmî temsiliyet sergileyen biri. 1984 Los Angeles olimpiyatları judo finalinde, sağ ayağı sakat Japon rakibi Yasuhiro Yamashita ile karşılaştı. Müsabakayı ve altın madalyayı kazanması için rakibinin sakat ayağına indireceği tek bir darbe yeterliydi. Ancak altın madalyayla arasında sakat bir rakipten çok daha büyük bir engel vardı: İslâmî ahlâkı. 

Judoda çok önemli bir isim olan rakibinin en zayıf yerine çalışmamış, bunun sonucunda rakibine yenilip gümüş madalya ile yetinmiş, sebebini soranlara ise şu cevabı vermişti: Benim dinim insanlara zarar vermeyi yasaklar. Eğer o durumda vursa idim ömür boyu sakat kalabilirdi. Bir madalya için buna değmezdi.” Raşvan, bir insanı ömür boyu sakatlamamak için altın madalyayı yani aslında “dünyayı” elinin tersiyle bir kenara itmişti. İslâmî ahlâkın, bedeli ödenen bu gerçek örnek vesilesiyle, söylenenlere göre binlerce insan Müslüman olmuştu. 

“Eğer biz doğru İslâmiyeti ve İslâmiyete lâyık doğruluğu ve istikameti göstersek, bundan sonra onlardan [diğer din mensuplarından] fevc fevc dahil olacaklardır.” Bedîüzzaman Said Nursî’nin bu ihtarının müsbet bir örneği. 

Oysa ki Raşvan, “Rakibim sakatlık ihtimali olan bir sporda yarıştığını biliyor; judo kuralları beni, onun sakat bacağına vurmaktan alıkoymuyor; belki de bedeni, İslâm’ın yasakladığı bir hayat tarzı ve yeme-içme düzeniyle zaafa uğradı. Bu durumda başına gelenleri hak ediyor ve benim ona acımam için bir sebep yok; bir Müslüman olarak kazandığım birincilik ile bütün dünyada İslâm’a bir ilgi uyandırabilirim” gibi düşüncelerle altın madalyaya (dünyaya) uzanabilirdi. Ancak mezkur tüm gerekçeler rikkatli bir gönül için çelikten, aşılamaz ama yine de latîf o sûra toslayıp, un ufak olmuş, buharlaşmıştı: İslâm ahlâkı. Gönüllerde daha çok İslâm ahlâkının buharlaştığına şahit olduğumuz günümüz için bu örnek, sanal âlemde sıklıkla paylaşılıyor. Biz Müslümanlar, ihtida öyküleri gibi böyle mümtaz hikâyelere tutunmayı da severiz. Peki daha çok “bizi tutsun da ayağa kaldırsın” diye manevî bir broş, madalya gibi taktığımız bu öykülerin bizim manevî gövdemize bir tenasübü, yakışırı var mı? Yoksa, mareşal dedesinin koca askerî başlığını minik başına, müşir nişanı olan madalyayı önlüğüne, bastonunu tazecik eline geçiriveren bir torundaki gibi iğreti ve sakil mi duruyor? Mümkündür zira, bir sakal ile koca Abdülkadir Geylanî’leri ihsas ettirebileceğini sanan “sabî-i müteşeyyih”lerin mebzul miktarda bulunduğu bir vakitteyiz. Raşvan ve benzeri hikayeler bize ne anlatıyor? Günlük hayatımız ve toplumsal olaylara bakışımıza nasıl yansıyor? Sadece isimleriyle değil; duruş ve ahlâklarıyla da Hz. Muhammed (asm) ve Hz. Ali’yi (rh) hatırlatan Muhammed Ali Clay ve Muhammed Ali Raşvan neredeler? İsimlerinin asıl sahibi olan Hz. Resulullah Efendimiz (asm) ve Hz. Ali,  hayatları ve mücadeleleriyle, asrımızdaki kardeş ve talebeleri olan Bediüzzaman Said Nursî ile bize, ne söylüyor? 

Okunma Sayısı: 158
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı