"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bir şeyi yaratan, her şeyi yaratandır

Risale-i Nur'dan
03 Temmuz 2019, Çarşamba

Sekizinci Lem’a

Gıda olarak mahlûkata, bilhassa hayvanata taksim edilen rızıklara dikkat lâzımdır ki, bu rızık vakt-i muayyeninde yetişir, vakt-i ihtiyaçta sevk edilir. Ve derece-i ihtiyaç nisbetinde yapılan sevkiyatta büyük bir intizam vardır. İşte bu umumî rızık hakkında görünen geniş ve muntazam rahmet ve inayetler, ancak her şeyin mürebbîsi ve her şeyin müdebbiri ve her şey yed-i teshirinde bulunan bir Zatın hâtem-i hassı olabilir.

Dokuzuncu Lem’a

Bakınız, âlem-i arz ve bütün cüz’iyat üstünde hâtem-i ehadiyet bulunduğu gibi, dağınık neviler ve muhit unsurlar üstünde de aynen o hâtem-i ehadiyet bulunur.

Evet, bir tarlaya tohum ekilmesinden anlaşılıyor ki, o tarla tohum sahibinin mülküdür. Ve o tohum da, o tarla sahibinin malıdır. Yani, o buna, bu da ona şehadet ediyorlar.

Kezalik, kâinattaki masnuat, tohum gibidir. Âlem ve anasır da tarla gibidir. Her iki tarafın lisan-ı halleriyle ettikleri şehadete göre, masnuatıyla âlem-i anasır, yani tohum ile tarla ve muhit ile muhat, hep bir Sâni-i Vâhid’in yed-i tasarrufundadır. Demek edna bir mahlûka yapılan tasarruf-u hakikî ve zayıf bir mevcuda edilen tevcih-i rububiyet, âlem ve anasır kabza-i tasarrufunda bulunan Zata mahsus olduğu gibi, herhangi bir unsurun da tedvir ve tedbiri, bütün hayvanat ve nebatatı kabza-i rububiyetinde tutup terbiye eden aynen o Zata mahsustur. İşte, hâtem-i tevhid dediğimiz budur.

Eğer bir şeye temellük etmeye niyetin varsa, meydana çık, kendini tecrübe et, bak ne söylüyorlar: En cüz’î bir ferd, “Ancak nev’imi yaratan beni yaratabilir” diyor. Çünkü efrad arasında misliyet vardır. Ve arzın her tarafında dağınık bir surette bulunan en küçük bir nevi, “Beni yaratabilen ancak arzı yaratandır” söylüyor. Arza bak, ne söylüyor: Sema ile aralarında alış verişi bulunduğu için, “Beni halk edebilen, ancak mecmu-u kâinatı halk eden Zattır” diyor. Çünkü aralarında tesanüd vardır.

Mesnevî-i Nuriye, s. 28

LÛ­GAT­ÇE:

âlem-i arz: Dünya âlemi.

anasır: Unsurlar.

cüz’iyat: Küçük şeyler, parçalar.

efrad: Ferdler.

hâtem-i ehadiyet: Ehadiyet mührü, Allah’ın birliğini gösteren mühür.

hâtem-i has: Has, özel mühür.

inayet: Yardım, ihsan, lütuf.

kabza-i rububiyet: Cenab-ı Hakk’ın terbiye, sevk ve idare eli.

masnuat: Sanatla yapılmış şeyler.

mecmu-u kâinat: Kâinatın bütünü.

misliyet: Benzerlik.

muhit: İhata eden, kuşatan, saran.

Müdebbir: Tedbir alan, her işi bilip ona göre ayarlayan, plânla idare eden; Allah.

Mürebbî: Terbiye eden, terbiye veren, yetiştiren, Allah.

temellük: Sahiplenme, kendine mal etme.

tesanüd: Dayanışma, birbirine dayanma ve destek olma.

tevcih-i rububiyet: Terbiye, sevk ve idare ediciliğin yönelmesi.

vakt-i muayyen: Belirli bir vakit.

yed-i tasarruf: Tasarruf eli, sahip olma, sahiplik.

yed-i teshir: Boyun eğdiren, itaat ettiren el.

Okunma Sayısı: 1208
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı