"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Biz öyle bir hakikate hayatımızı vakfetmişiz ki...

Risale-i Nur'dan
11 Eylül 2020, Cuma

Kardeşlerim!

Ben kalben arzu ederim ki; çelik ve demir gibi sebatkâr Isparta ve civarındakiler gibi metin kahramanlar (Hüsrevler, Hafız Aliler gibi) Kastamonu tarafından dahi burada görünsün. Hadsiz şükür ediyorum ki; Kastamonu vilâyeti, benim arzumu tam yerine getirdi, müteaddid kahramanları imdadımıza gönderdi. Hayalimde her vakit bulunan, fakat isimlerini yazamadığım için yanınızda fedakâr kardeşlerime birer birer selâm ve selâmetlerine duâ ederim.

***

Aziz, Sıddık, Sebatkâr ve Vefadar Kardeşlerim!

Sizi müteessir etmek veya maddî bir tedbir yapmak için değil, belki şirket-i maneviye-i duâiyenizden daha ziyade istifadem için ve sizin de daha ziyade itidal-i dem ve ihtiyat ve sabır ve tahammül ve şiddetle tesanüdünüzü muhafaza için bir halimi beyan ediyorum ki: Burada bir günde çektiğim sıkıntı ve azabı, Eskişehir’de bir ayda çekmezdim. Dehşetli masonlar, insafsız bir ma- sonu bana musallat eylemişler; tâ hiddetimden ve işkencelerine karşı “Artık yeter!” dememden bir bahane bulup, zalimâne tecavüzlerine bir sebep göstererek yalanlarını gizlesinler. 

Ben, harika bir ihsan-ı İlâhî eseri olarak şâkirâne sabrediyorum ve etmeye de karar verdim.

Madem biz kadere teslim olup bu sıkıntıları, “İşlerin en hayırlısı, en zor ve en sıkıntılı olanıdır.” (Hadis: Keşfü’l-Hafâ, 1:155) sırrıyla, ziyade sevap kazanmak cihetiyle manevî bir nimet biliyoruz; ma- dem geçici, dünyevî musîbetlerin sonları ekseriyetle ferahlı ve hayırlı oluyor ve madem hakka’l-yakîn derecesinde yakînî bir kat’î kanaatimiz var ki, biz öyle bir hakikate hayatımızı vakfetmişiz ki, güneşten daha parlak ve Cennet gibi güzel ve saadet-i ebediye gibi şirindir; elbette biz bu sıkıntılı haller ile müftehirâne, müteşekkirâne bir mücahede-i maneviye yapıyoruz, diye şekva etmemek lâzımdır.

Aziz Kardeşlerim!

Evvel âhir tavsiyemiz, tesanüdünüzü muhafaza; enaniyet, benlik, rekabetten tahaffuz ve itidal-i dem ve ihtiyattır.

Said Nursî

***

Aziz, Sıddık Kardeşlerim!

Bu müddeiumumun iddianamesinden anlaşıldı ki; hükûmetin bazı erkânını iğfal edip aleyhimize sevk eden gizli zındıkların plânları, akim kalıp yalan çıktı. Şimdi, bahane olarak cemiyetçilik ve komitecilik isnadıyla yalanlarını setre çalışıyorlar. Ve bunun bir eseri olarak, benimle kimseyi temas ettirmiyorlar. Güya, temas eden, birden bizden olur. Hatta büyük memurlar da çok çekiniyorlar ve bana sıkıntı verdirmekle kendilerini âmirlerine sevdiriyorlar. Hususan ben, itiraznamenin ahirinde, bu gelen fıkrayı diyecektim; fakat bir fikir mâni oldu. 

Fıkra şudur:

Evet, biz bir cemiyetiz! Ve öyle bir cemiyetimiz var ki, her asırda üç yüz milyon dâhil mensupları var ve her gün beş defa o mukaddes cemiyetin prensipleriyle ke-mal-i hürmetle alâkalarını ve hiz- metlerini gösteriyorlar ve “Mü’ minler kardeştirler.” (Hucurat Sûresi: 10) kudsî programıyla birbirinin yardımına duâlarıyla ve ma- nevî kazançlarıyla koşuyorlar.

İşte, biz, bu mukaddes ve muazzam cemiyetin efradındanız. Ve hususî vazifemiz de, Kur’ân’ın imânî hakikatlerini tahkikî bir surette ehl-i imana bildirip onları ve kendimizi idam-ı ebedîden ve daimî haps-i münferidden kurtarmaktır. Sair dünyevî ve siyasî ve entrikalı cemiyet ve komitelerle münasebetimiz yoktur ve tenezzül etmeyiz.

Şuâlar, s. 342

LÛ­GAT­ÇE:

erkân: Reisler, ileri gelenler.

hakka’l-yakîn: Marifet mertebesinin en yükseği; bir şeyi yaşayarak, içine girerek, doğruluğundan şüpheye asla yer bırakmayacak biçimde kesin olarak bilme.

iğfal: Yanıltma, gaflete düşürerek kandırma, aldatma.

itidal-i dem: Soğukkanlılık.

müddeiumum: Savcı.

müteaddid: Çok sayıda, bir çok.

şâkirâne: Şükrederek, şükredercesine.

şekva etmek: Şikâyet etmek.

şirket-i maneviye-i duâiye: Duâdaki manevî ortaklık, manevî duâ ortaklığı.

tahaffuz: Korunma, sakınma.

tesanüd: Dayanışma.

yakînî: Şüphe edilemeyecek derecede kesin bir şekilde.

Okunma Sayısı: 1483
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Cenk çalık

    11.9.2020 15:04:52

    “İşlerin en hayırlısı, en zor ve en sıkıntılı olanıdır.” hadisi başka yerlerde de hatırlatıyor Üstadımız. Bu da gösteriyor ki özellikle zor ve sıkıntılı anlarda o anı düşünüp moral bozmak değil, hayırlısı olan düşünmek yani sabretmenin önemini ortaya koyuyor. Hayır, huzur, rıza buradadır. İkinci mektupta da dikkat edilmesi gereken husus sanıyorum cemiyet tanımı. Zira herkesin kendince bir tanımı var. Üstadımız kendi tanımı üzerinden neyi kast ettiğini anlatarak yanlış anlamalara fırsat vermiyor.Doğru eksende mevzunun anlaşılmasını sağlıyor...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı