İç siyasette yargı üzerinden “butlan”lı, “kayyım”lı siyasî operasyonlar sürerken, Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raporu, demokrasi ve hukuk karnesini okutturuyor.
Raporda, “tamamen otoriterleşen ‘tek adam rejimi’nin özellikle muhalefet belediyelerine devam ettirilen daha geniş baskılarla gelecekteki seçimlerde potansiyel rakipleri ortadan kaldırma amacıyla yargının bir araç olarak istimali”nin nazara verilmesi dikkat çekici.
Öncelikle “mutlak butlan’la seçilmiş siyasî parti yönetimlerinin siyasî kurgularla görevden alınması”nın şiddetle kınanması; bilhassa “iktidar destekçileriyle muhalefet üyelerine eşit davranılmadığı” notuyla yargının tarafsızlık ve bağımsızlığının bulunmadığı “çifte standartlar”ın yaygın olarak uygulanmasının esefle karşılanması, Türkiye’de hukukun üstünlüğünün ciddî aşınmaya uğramasından derin endişelerin dile getirilmesi kayda değer.
“YARGININ ÖNYARGILARLA SİYASETTE SUİİSTİMALİ…”
Ve AİHM’nin “hak ihlâli” kararlarına uyulmayarak seçilmiş siyasetçilerin on yıllardır hapiste tutulması, yüz binlerce oy farkıyla seçilmiş belediye başkanlarının yıllardır tutuklanmasıyla temel hakları hiçe sayarak temelsiz iddialarla yargının iç siyasette taraflı, önyargılı olarak yoğun demokrasi ve hukuk ihlâllerinde kullanılması vaziyeti ele veriyor.
Bundandır ki içte olduğu gibi dışta da “butlan oldubittisi”, iktidardakilerin muhalefeti sindirip tasfiye etme, toplumda gittikçe artan güçlü demokratik talepleri etkisizleştirme ve peşinen millet irâdesinin seçimlerde tecellisinin önünü kesme olarak eleştiriliyor.
“Siyasetin sopası” durumuna düşürülmüş “yargı”nın siyasete müdahale edemeyeceği, bunun askerî darbelerin ya da siyasetin tepeden dizayn edildiği “vesâyetli antidemokratik ara dönemler”in bir versiyonu olarak demokrasinin kalbine saplanan “hançer”le demokrasiyi darbeleme olduğu belirtiliyor.
“Yargı patentli siyasî operasyonlar”ın muhalefeti “böl parçala” taktiğiyle “rey-i vahid-i istibdat” denilen “tek kişili otoriter rejimi” ayakta tutma ve partili Cumhurbaşkanı’nın dördüncü kez adaylığıyla devlet imkân ve araçlarını bir defa daha tepe tepe kullanılmasıyla halk nezdinde itibarı tükenen iktidarı komplo ve katakullilerle bir süre daha sürdürme tezgâhını ifşa ediyor.
Zira tam da Silivri’deki şantajlarla ayarlanarak ayarlanmış “etkin pişmanlık itirafçıları”nın büyük bir kısmının tek tek “iftiraları”ndan caydıkları vartada mevzubahis operasyonlar millet vicdanında mâkes bulmuyor. Halkın kahir ekseriyeti hatta iktidar partileri seçmeninin büyük bir bölümü operasyonların siyasî olduğu kanaatinde.
YARGIYLA “SİYASİ RANT KAPISI!”
Özetle “iktidar cephesi”nin muhalefet partilerindeki “iç kriz riskleri”ni politik maksatlarla suiistimali, özgürlükler için “pazarlıklar”la devlet ve yargı gücünü muhalefete karşı hoyratça kullanmasının eleştirilmesi bir başka açıdan çarpık hukuk ve demokrasi kırılmasını tescilliyor.
Ancak en çarpığı, Türkiye Raporu hazırlayıcılarının, insan hakları ve hukukun üstünlüğü ihlâllerinden sorumlu Türk yetkililere yaptırım uygulanması çağrısıyla, hakkında 325.5 milyonluk mal varlığı ile on iki tapusu bulunduğu iddia edilen “Adalet Bakanı’nın mal varlıklarının dondurulmasını, finansal işlemlerin kısıtlanması”nı önermeleri.
Bu durum, Türkiye’de demokrasi ve hukukun üstünlüğündeki gelişmelerin önemini ortaya koyarken, “tek kişilik hükümet”li Saray iktidarının demokratik reform siyasî irâdesine sahip olmadığı bir defa daha ortaya çıkıyor.
Nitekim, “Hukuk devletinin özü ve kurucu unsuru olan hukuk güvenliğinin olmamasıyla ciddi sorunların oluştuğu”ndan yakınan Anayasa Mahkemesi’nin eski Başkanı Haşim Kılıç’ın, “sessiz kalmak utancını yaşamamak için bir kez daha sesleniyorum” çıkışıyla “dinî, etnik ve mezhepsel inanç ve düşüncelerin siyasî kimliğe dönüştürülmesiyle siyasî rant kapısı açıldı” eleştirisiyle demokrasi ve hukuk kırılması teyid ediliyor…
Sonuçta “otoriter rejim”le Türkiye içte ve dışta kırılıyor...