Köyler boşalıyor. Camileri de.
Büyük şehirlerde kendi halinde yaşayan insanlar bilhassa emeklilik sonrasında vakti geldiğinde köylerine dönmek istese de bunu başaramıyor.
Şehirde yaşayanlar da hayat pahalılığı ve yüksek kiralar sebebiyle köydeki evine dönmek istiyor ama çoğu bunu başaramıyor.
Bu sonuçların birçok sebebi bulunabilir. Ancak zannedildiğinin aksine işsizlik ve işyerine ulaşım imkânları meselesi bu işte eskisi kadar etkili değil. Zira ulaşım imkânları artmış durumda.
Bizce en önemli sebebi köylerdeki komşuluk ve akrabalık ilişkilerinin de çeşitli sebeplerle bozulmuş olması. Dolayısıyla “köye gidip de ne yapacağım, kiminle komşuluk yapacağım” endişesi insanları köye dönüşten uzak tutuyor.
Bu bozulmanın bir sebebi dünya görüşü farkları ve siyasi farklılıklar. Yeniden düzelmesi için kamu barışının kurulması şart.
Diğer bir sebebi ise bilhassa miras kalan arazilerin kullanılması ve paylaşılması ile ilgili yaşanan sıkıntıların insanları akrabalarından uzaklaştırması. Bunun da çaresi yine kamu barışının tesisi. Özetle kamu barışı şehirlerde olduğu gibi köylerde ve kasabalarda da birçok yönden bozulmuş durumda.
Çare nedir?
Köy ve kasabalardaki cami imamları ve diğer din görevlileri aslında din gönüllüsüdür ve en önemli vazifelerinden biri cemaatin dargınlıklarını ve kırgınlıklarını görüp giderme yollarını aramaktır.
Aslında şehirlerdeki din gönüllüleri de kendi mahallelerinde cemaatin birbiriyle dargınlığını ve kırgınlığını gidermesi gereken görevliler durumundalar.
“Bana ne” demek hiç kimseye ama bilhassa din gönüllülerine yakışmaz.
Onların bu vazifelerini hakkıyla ifa edebilmeleri için Devlete ve bilhassa Diyanet İşleri Başkanlığına da vazife düşüyor.
Şöyle:
-Öncelikle din görevlilerine bu konuda daha aktif hale gelebilmeleri için sürekli bir görev hatırlatması yapılmalı.
-Din görevlilerinin gönüllü arabuluculuk işinde uzmanlaşmasını hedefleyecek şekilde paket eğitimler verilip din görevlilerinin bilgilenmesi ve cesaretlenmesi sağlanmalı.
-Din görevlilerine başarılı oldukları her arabuluculuk girişimi için teşvik primi verilmesi dahi düşünülmeli.
-En azından Müftülükler, kendilerine bağlı din görevlilerinin sicil dosyasına da girecek şekilde, onların arabuluculuk gayreti ve başarısı konusunda bir çetele tutmalı ve başarı skoruna göre puanlama yapmalı.
Bu konuda bulunacak yöntemler pilot uygulamalarla pekiştirilip zenginleştirilebilir.
Ardından bu iyi uygulamalar yaygınlaştırılıp genelleştirilebilir.
Müftülerin ve kaymakamların süreci takip etmesi sağlanabilir.
Böylece, Devleti, sadece kural koyan ve müeyyide uygulayan negatif devlet (dafia devleti) olmaktan çıkarıp pozitif devlete (cazibe devletine) dönüştürmek de mümkündür ve esasen gereklidir de.
Neredeyse her Cuma günü camilerde hutbe makamından verilen Türkçe vaazlarda “innemel mü’minune ihvetun” ayetini ve “mü’minler birbiriyle ancak ve sadece kardeştir” mealini okumak yetmez.
Devamındaki “fe eslihû beyne ehaveykum” yani “(öyleyse siz de varsa –ki vardır-) dargın olan kardeşlerinizin arasını düzeltin” emrini herkesin ve bilhassa bu işle doğrudan doğruya ilgili ve sorumlu olan din görevlilerinin bilmesi ve tatbik etmesi şarttır.
Biz vazifemizi yaptık. Bu teklifimizi projelendirmek ve geliştirmek Diyanet İşleri Başkanlığına ve Başkanı Muhterem Prof. Dr. Safi Arpaguş ile ekibine düşer.