Toplumumuza baktığımızda olması gereken bazı şeylerin olmadığını yani onlara her zaman veya bazı anlarda ihtiyacımız olduğunu (veya kaybettiklerimizi) gündemi takip eden her okuyucumuz hemen bana hak vereceklerdir.
Bunları şöyle sıralayabiliriz; faydalı ve verimli eğitim, adalet, hak-hukuk, liyakat, vicdan, merhamet, eşitlik, hürriyet, gerçek demokrasi, sevgi, saygı vs.
Bunlardan başka, Müslüman milletimizin güzel millî hasletlerinin başlıcalarından doğruluk, meşveret, hürmet, cesaret, nezaket, vefakârlık, fedakârlık, iyilik, yardım etmek, dayanışma, helal-haramlara dikkat vb. sayabiliriz.
Müslüman milletimiz, bu insanî ve ahlâkî değerleri İslamiyet’i kabul ettikten sonra karakterler haline getirmiştir. 1000 yıldır İslâm’ın bu değerlerini yaşamış ve bu konuda âdeta bayraktarlık görevini yapmıştır.
Bu hasletleri farklı nedenlerle kaybedince kötü hasletler ortaya çıkmış ve yaygınlaşmaya başlamıştır. Mesela; birbirimizle çekişme, azgınlık, inkâr veya yanlış yorumlamak. Bunlardan başka yalan, riya (olmadığı halde iyi görünme, gösteriş) gıybet, kibir, hased, cimrilik, su-i zan (başkasının hakkında kötü düşünmek) vb. özellikleri sayabiliriz.
Peki, bizim bütün sayılan kötü hasletlerden kurtulup daha önce saydığımız iyi hasletleri kazanmak için neler yapmalıyız?
Bu aslında çok açık bildiğimiz gibi önce kendimizi, sonra da etrafımızdaki insanları tanıyıp neye ihtiyacımız olduğunu keşfedip sonra da onları düzeltmenin yoluna bakmalıyız. Neyi nerede aramamız gerektiğini bilmeliyiz.
Çünkü biz Müslümanlar, Cenneti, huzuru, saadeti arıyoruz fakat bulduğumuzu söyleyemiyoruz. Veya fıkradaki durum gibi farklı yerlerde yani olmaması gereken yerlerde arıyoruz gibi gözüküyor.
Bu aramalarda demek ki gözü kapalı bir vaziyette ve yanlış yerlerde aramalardayız…
Mesela, Mevlana diyor ki; ”Başkalarının kusurunu örtmekle gece gibi ol. Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol. Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol. Hoşgörülükte deniz gibi ol.”
İslâm’ın emrettiği şekilde hayatımızda hiçbir değişiklik yapmadan, kendi aklımıza, nefsimize güvenerek yaşayarak bulacağımızı sanıyoruz.
Yani, alışkanlıklarımızı değiştirmeden, duygu ve düşüncelerimizi İslâm inancına uygun değiştirmeden, sözlerimizi müspet şekilde doğru olarak değiştirmeden huzuru, saadeti, dostluğu, arkadaşlığı bulacağımızı sanıyoruz. Yani tam aksini yapıyoruz…
Kısaca söylemek gerekirse, Müslümanlar ne zaman İslâmiyet’i gerçekten öğrenip yaşarsa, o zaman gerçeği bulur ve terakki yolunda ilerlerler.
Yani, neyi, nerede, ne zaman ve kimlerle nasıl aramak gerekir buna çok iyi karar vermek gerekir.