Lokman (as), köleliği sırasında, efendisine kölelerinin en yük olmayanı, en problemsizi idi. Efendisi onu; kendisine ait bostana, öteki arkadaşlarıyla birlikte, bostandaki meyvadan, bir şeyler getirsinler diye göndermişti.
Topladıkları meyvaları, öteki köleler, yediler. Yanlarında hiç bir şey bulunmaksızın, efendilerinin yanına geldiler ve suçlarını Lokman’ın (as) üzerine attılar. Lokman (as), efendisine:
“İkiyüzlü kişi, Allah katında, emin olamaz! Sen, bana da onların hepsine de, kusmak için su içir! Sonra da bizi koştur!” dedi.
Efendi, böyle yapınca, ötekiler yedikleri meyvayı, kusmağa başladılar! Lokman (as) ise, yalnız içtiği suyu kustu. Efendi, Lokman’ın (as) doğru olduğunu, ötekilerin yalan söylediklerini, anladı.
Lokman’ın (as) hekimlikteki bilgisi ise; tuvalete girip orada oturuşunu, uzatan Efendisine:
“Tuvalette çok oturmaktan, ciğer ağrır, basur meydana gelir, hararet başa kadar yükselir. Orada, hafifçe otur ve kalk!” diyerek seslenmesinde görülmüştür. Efendisi, tuvaletten çıkınca, onun bu sözünü, tuvaletin kapısına yazmıştır.
Hz. Davud (as), Lokman’a (as): “Benim için, bir koyun boğazla!” demiş, Lokman (as) da, boğazlamıştı.
Hz. Davud: “Onun içindeki en iyi olan iki küçük parçasını çıkarıp bana, getir!” dedi. Lokman (as), koyunun dilini ve kalbini çıkarıp getirdi.
Hz. Davud: “Bu koyun etinin içinde, bunlardan daha iyi olan parçası yok mu?” diye sordu. Lokman (as): “Hayır!” dedi.
Hz. Davud, susacağı kadar sustuktan sonra, “Benim için, bir koyun daha boğazla!” dedi. Lokman da (as) bir koyun daha boğazladı. Hz. Davud:
“Onun içinde, en işe yaramaz ve en kötü olan iki küçük parçasını, çıkar, at!” dedi. Lokman (as), yine dilini ve kalbini çıkarıp attı. Bunun üzerine, Hz. Davud, Lokman’a (as):
“Ben, sana koyunun içindeki en iyi olan iki küçük parçasını, çıkarıp getirmeni emretmiştim. Bana, dil ile kalbi getirmiştin. Sonra, sana, onun içindeki en işe yaramaz ve en kötü olan iki küçük parçasını da çıkarıp atmanı, emretmiştim. Sen, yine dili ve kalbi çıkarıp attın?” dedi. Lokman (as):
“İyi olduğu zaman, bu ikisinden daha iyi ve güzel olan bir şey yoktur! İşe yaramaz ve kötü olduğu zaman da, bu ikisinden daha işe yaramaz ve kötü olan bir şey yoktur!” dedi.
Lokman’a (as): “İnsanların, en şerlisi hangisidir?” diye sorulmuştu.
Lokman (as): “Kendisini, halkın kötü görmesine aldırış etmeyendir!” dedi.
Lokman (as), çok düşünür, keskin görüşlü bir zattı. Gündüzleri, hiç uyumazdı. Hiç kimse, onun, ne tükürdüğünü, ne abdest bozduğunu, ne yıkandığını, ne abes bir şey konuştuğunu, ne de güldüğünü görmemiştir. Hikmet gereği olmadıkça, sözünü tekrarlamazdı.
Lokman (as), oğluna: “Ey oğulcuğum! Suskunluk üzerinde hiç pişman olma! Konuşmak, gümüşten ise, susmak, altındandır!”
“Ey oğulcuğum! Ben, konuşma üzerinde pişmanlık duymuşum, fakat suskunluk üzerinde hiç pişmanlık duymamışımdır.”
“Adi kimselerin meclisine katılma! Riyakârların içine girme!”
“Allah’tan kork! Kalbin günahkâr olduğu halde, ikram etsinler diye kendini insanlara müttakî gösterme!”
“Oğulcuğum! Yemeğin en nefis, tatlı olanını, ye! Döşeğin ise, en çiğnenmiş, yassılanmış olanı üzerinde uyu!”
“Ey oğulcuğum! Oruç tut! Şehvetini, keser. Seni, namazdan alıkoyacak şekilde oruç tutma. Çünkü namaz Allah katında, oruçtan daha büyüktür.”
“Ey oğulcuğum! Âlimlerle otur. Onların dizlerinin dibinden ayrılma! Fakat onlarla mücadele edip onları kızdırma. Dünyadan yetecek kadarını al, fazlasını ahiretin için infak et. Sıkıntıya düşüp başkasının sırtına yük olacak şekilde dünyayı tamamen arkaya atma. Çünki Allah, yeri, göğün yağmuru ile dirilttiği gibi, kalbleri de hikmet nuru ile diriltir.”
“Oğlum! Hayreti mucib olmayan lüzumsuz yerlerde gülme! Lüzumsuz yerde gezme! Üstüne elzem olmayandan sorma! Başkasının servetini koruyacağım diye, kendi servetini mahvetme. Senin malın kendin için infak edip takdim ettiğindir. Başkasının malı, veresiye terk ettiğindir. Oğlum, merhamet eden merhamet bulur, susan selamete erer. Hayır söyleyen kar eder. Kötü konuşan günahkar olur. Diline hakim olmayan pişman olur.”22
“Ey oğulcuğum! Tevbe’yi geciktirme. Çünkü ölüm, ansızın gelir!” derdi.23
Dipnotlar:
22- Gazalî, İhyâu Ulûmiddin, c. 4, s. 102-103.
23- Age., c. 4, s. 15-16.