"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kâinatın anahtarı, insanın elindedir

Risale-i Nur'dan
25 Kasım 2019, Pazartesi
İ’lem Eyyühe’l-Aziz!

Kâinatın miftahı, anahtarı insanın elindedir. Âlemin kapıları açık ise de, manen kapalıdır. Cenab-ı Hak bütün o kapıları ve kenz-i mahfîyi açan ene namında bir miftahı insanın eline vermiştir. Fakat ene de kapısı kapalı bir bilmecedir; bunun kapısı açılıyorsa, kâinatın da kapıları açılıyor.

Evet, Cenab-ı Hak insana bir benlik, bir nevi hürriyet vermiştir ki; Cenab-ı Hakk’ın rububiyetine ait evsafı bilmek için, mevhum farazî bir vâhid-i kıyasî yapsın.

Mahiyet-i beşerde pek ince bir ip, insanın vücudunda şuurlu bir kıl, şahsın kitabında bir elif kıymetinde ve miktarında olan enenin iki vechi vardır: Biri, hayra bakar. Bu vecihle yalnız kàbil-i feyizdir, fâil değildir. Diğer vechi ise şerre bakar. Bu vecihle kendisini fâil bilir.

Enenin mahiyeti mevhumedir, rububiyeti hayalîdir, vücudu bir şeye hâmil olamaz. Ancak mîzânü’l-hararet gibi, Vâcibü’l-Vücud’un rububiyetine ait sıfât-ı mutlaka-i muhitayı bilmek için bir mizan vazifesini görüyor.

Eğer insan, benliğine mizan nazarıyla bakarsa, kâinattan zihnine akıp gelen âfâkî malûmatı kendi malûmatıyla, tasarrufat ve sıfât-ı İlâhiyeyi de kendi sıfâtıyla tasdik eder; yine merciine iade eder ve bu sayede “Kad eflaha men zekkâhâ” [Nefsini günahlardan arındıran kimse kurtuluşa ermiştir. (Şems Sûresi: 9.)]’daki “men” [kimse] şümulüne dâhil olarak, bihakkın emaneti îfâ etmiş olur. Fakat kendisine müstakil nazarıyla bakmakla, kendisini mâlik itikad ederse, ”Ve kad hâbe men dessâhâ”nın [Nefsini günaha daldıran kimse de hüsrana düşmüştür. (Şems Sûresi: 10.)] şümulüne dâhil olmakla, emanette hıyanet etmiş olur. Zira, semavat ve arzın hamlinden korkarak imtina ettikleri cihet, enenin bu cihetidir. Çünkü dalâletler, şirkler, şerler bu cihetten doğarlar. Eğer vaktiyle o enenin şiddetli bir terbiye ile başı kırılmaz ise büyür, insanın vücudunu yutar. Eğer milletin de enaniyeti inzimam ederse, Sâni’in emrine karşı mübarezeye çıkar, tam manasıyla bir şeytan olur. Sonra, halkı da kendisine kıyas eder, esbabı da o kıyasa dâhil eder, büyük bir şirke düşer–el-iyazübillâh.

Mesnevî-i Nuriye, Şemme, s. 218

LÛ­GAT­ÇE:

ene: Ben, benlik.

esbab: Sebepler, vasıtalar.

hâmil: Yüklenici, omuzlayıcı.

haml: YYükleme, yüklenme.

inzimam: Birbirine ilâve olunma, katılma, eklenme.

kàbil-i feyiz: Feyzi, hayrı kabul eden.

kenz-i mahfî: Gizli hazine.

mâlik: Sahip, mülkün sahibi.

mevhum(e): Hakikatte olmayan, vehim ve hayal ürünü olan.

miftah: Açan alet, anahtar.

mîzânü’l-hararet: Sıcaklık ölçer, termometre.

mübareze: Çatışma, kavga.

rububiyet: Cenab-ı Hakk’ın her zaman, her yerde, her mahlûka muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onu terbiye etmesi ve idaresi altında bulundurma vasfı.

Sâni’: Sanatla yaratan Allah.

sıfât-ı mutlaka-i muhita: Her şeyi kuşatan sonsuz mükemmel sıfatlar, vasıflar.

Vâcibü’l-Vücud: Varlığı zarurî ve zâtî olan; varlığı başkasının varlığına bağlı değil, kendinden olup ezelî ve ebedî olan Allah.

vâhid-i kıyasî: Ölçmeye esas olan şey, birim, ölçü birimi.

Okunma Sayısı: 1526
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı