"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Küfür neden ebedî Cehenneme müstahak eder?

Risale-i Nur'dan
22 Ağustos 2026, Cumartesi
Pek çok ayetlerin ve başta Resul-i Ekrem (asm) ve umum peygamberler ve ehl-i hakikatin, her vakit dualarında en ziyade “Ecirnâ mine’n-nâr”, “Neccinâ mine’n-nâr”, “Hallisna mine’n-nâr” [Bizi Cehennemden kurtar. • Bizi Cehennemden koru. • Bizi Cehennemden muhafaza eyle. (Cevşenü’l-Kebîr)] ve vahiy ve şuhuda binaen onlarca kat’iyet kesbeden Cehennemden “Bizi hıfz eyle!” demeleri gösteriyor ki, nev-i beşerin en büyük meselesi Cehennemden kurtulmaktır.

Ve kâinatın pek çok ehemmiyetli ve muazzam ve dehşetli bir hakikati Cehennemdir ki, bir kısım o ehl-i şuhud ve keşif ve tahkik onu müşahede eder ve bir kısmı, tereşşuhatını ve gölgelerini görür, dehşetinden feryat ederler, “Bizi ondan kurtar!” derler.

Evet, bu kâinatta hayır-şer, lezzet-elem, ziya-zulmet, hararet-bürudet, güzellik-çirkinlik, hidayet-dalâlet birbirine karşı gelmesi ve içine girmesi pek büyük bir hikmet içindir. Çünkü şer olmazsa, hayır bilinmez; elem olmazsa, lezzet anlaşılmaz; zulmetsiz, ziya, ehemmiyeti olmaz; soğukla, hararetin dereceleri tahakkuk eder; çirkinlik ile, hüsnün tek bir hakikati bin hakikat ve binler çeşit hüsün mertebeleri vücut bulur; Cehennemsiz, Cennetin pek çok lezzetleri gizli kalır. Bunlara kıyasen, her şey bir cihette zıddıyla bilinebilir ve bir tek hakikati, sümbül verip çok hakikatler olur.

Madem bu karışık mevcudat dâr-ı fânîden dâr-ı bekaya akıp gidiyor; elbette, nasıl ki hayır, lezzet, ışık, güzellik, iman gibi şeyler Cennete akar; öyle de, şer, elem, karanlık, çirkinlik, küfür gibi zararlı maddeler Cehenneme yağar. Ve bu mütemadiyen çalkanan kâinatın selleri o iki havuza girer, durur. Kerametli Yirmi Dokuzuncu Söz’ün âhirindeki remizli nüktelerine havale ederek kısa kesiyoruz.

Ey bu medrese-i Yusufiyede benim ders arkadaşlarım! Bu dehşetli haps-i ebedîden kurtulmanın kolayı, çaresi, bu dünyevî hapsimizden istifade ederek, elimiz mecburiyetle yetişmeyen çok günahlardan kurtulduğumuzla beraber; eski günahlardan tevbe edip farzlarımızı eda ederek, her bir saat bu hapisteki ömrümüzü bir gün ibadet hükmüne getirmekle, o ebedî hapisten necatımız ve o nuranî Cennete girmemiz için en iyi bir fırsattır. Bu fırsatı kaçırırsak, dünyamız ağladığı gibi ahiretimiz dahi ağlayacak; [O dünyada da, ahirette de ziyana uğramıştır. (Hac Suresi: 11)] tokadını yiyeceğiz.

Şualar, 11. Şua, 8. Mesele, s. 255

LÛGATÇE:

bürudet: soğukluk.

dâr-ı beka: bâkî ve sonsuz dünya; ahiret.

hüsün: güzellik.

medrese-i Yusufiye: Hz. Yusuf’un (as) medresesi, Hz. Yusuf’un (as) iftira, haksızlık ve zulüm ile hapiste kalmasından kinaye olarak, iman ve Kur’ân hizmetinden dolayı tevkif edilenlerin hapsedildiği yer manasında, hapishane.

şuhud: İlâhî tecellîlere şahit olma, mânâ âlemini seyretme.

tereşşuhat: damlamalar, sızıntılar.

ziya: ışık, aydınlık, parlaklık. 

zulmet: karanlık.

Okunma Sayısı: 140
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı