"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İnsanın ebedî arzuları ahirete delâlet eder

Risale-i Nur'dan
16 Ağustos 2026, Pazar
(Dünden devam)

Acaba hiçbir cihet-i ihtimali ve imkânı var mı ki, bu adi midenin hal diliyle beka duasını kabul edip nihayetsiz mu’cizatlı maddî taamlar ile onu minnettar ederek, her vakit tesadüfsüz, kasdî olarak fiilen cevap veren bir Kadîr-i Rahîm, bir Alîm-i Kerîm, kâinatın en ehemmiyetli neticesi ve arzın halifesi ve o Hâlık’ın güzidesi ve perestişkârı olan nev-i insanın insaniyet mide-i kübrası ile küllî ve yüksek ve daima arzu ettiği ve ünsiyet ettiği ve fıtraten istediği cismanî lezzetleri, dâr-ı bekada verilmesine dair hadsiz umumî duaları kabul olmasın ve haşr-i cismanî ile fiilen cevap verilmesin; onu ebedî minnettar etmesin? Âdeta sineğin sesini işitsin, gök gürültüsünü işitmesin ve adi bir neferin kemal-i ehemmiyetle teçhizatına baksın, orduya hiç bakmasın, ehemmiyet vermesin. Bu, yüz derece muhal ve bâtıldır.

Evet, [“Orada canların çekeceği, gözlerin zevk alacağı her şey vardır.” (Zuhruf Suresi: 71)] ayetinin sarahat-i kat’iyesiyle, insan en ziyade ünsiyet ettiği ve dünyada numunesini tatmış olduğu cismanî lezzetleri Cennete lâyık bir tarzda görecek, tadacak ve lisan, göz ve kulak gibi azaların ettikleri hâlis şükürler ve hususî ibadetlerin mükâfatları o uzuvlara mahsus cismanî lezzetler ile verilecektir. Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan o derece cismanî lezzetleri sarih bir surette beyan eder ki, başka teviller ile mana-yı zâhirîyi kabul etmemek imkân haricindedir.

İşte iman-ı ahiretin meyveleri ve neticeleri gösteriyorlar ki; nasıl ki, aza-i insanîden midenin hakikati ve ihtiyacatı, taamların vücuduna kat’î delâlet eder; öyle de, insanın hakikati ve kemâlâtı ve fıtrî ihtiyacatı ve ebedî arzuları ve iman-ı ahiretin mezkûr netice ve faydalarını isteyen hakikatleri ve istidatları, daha kat’î olarak ahirete ve Cennete ve cismanî bâkî lezzetlere delâlet ve tahakkuklarına şehadet ettiği gibi; bu kâinatın hakikat-i kemâlâtı ve manidar tekvinî âyâtı ve insaniyetin mezkûr hakikatler ile alâkadar bütün hakikatleri, dâr-ı ahiretin vücuduna ve tahakkukuna ve haşrin gelmesine ve Cennet ve Cehennemin açılmasına delâlet ve şehadet ettiklerini, Risale-i Nur eczaları ve bilhassa Onuncu ve Yirmi Sekizinci (iki makamı), Yirmi Dokuzuncu Sözler ve Dokuzuncu Şuâ ve Münacat risaleleri hüccetlerle parlak ve şüphe bırakmaz bir tarzda ispat etmişler. Onlara havale ederek bu uzun kıssayı kısa kesiyoruz.

Şualar, 11. Şua, 8. Mesele, s. 252

LÛGATÇE:

âyât: ayetler, deliller.

dâr-ı beka: bâkî ve sonsuz dünya; ahiret.

delâlet: delil olma, gösterme.

perestişkâr: aşırı derecede düşkün olan, çok seven.

sarahat-i kat’iye: kesin açıklık.

tekvinî: tekvin ile ilgili, yaratmaya, var etmeye dair.

ünsiyet etmek: alışmak, yakınlık kurmak.

Okunma Sayısı: 205
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı