İktidar partisi ve idarecilerinin, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliği noktasındaki kanaatlere “hava durumu” kadar değişkenlik arz ediyor. Bir gün “AB’ye üyelik önceliğimiz” derken bir başka gün “AB üyeliği önceliğimiz değil” diyebiliyorlar. Hepsinden daha dikkat çekici olan ise, iktidar partisi taraftarlarının her iki beyanı da heyecanla alkışlamış olmalarıdır.
Cumhurbaşkanı, Doha merkezli Al Jazeera Arapça televizyonuna verdiği röportajda Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye ilişkileri konusundaki soruyu cevaplarken şöyle demiş: “Avrupa, 53 yıldır Türkiye’yi arasına almadığı gibi bundan sonraki süreçte de almayı düşünmüyor ama biz kapımızı kapamadık. Biz, yine Avrupa Birliği’ne katılmayı düşünüyoruz. Alırlarsa ne ala, almazlarsa ne ala. Bizim için önceliğimiz Avrupa Birliği değil ama Avrupa Birliği’ne sürekli söylüyoruz, kaybeden siz olursunuz, Türkiye olmaz.” (aa.com.tr, 17 Ağustos 2026)
Arşivlere göre Cumhurbaşkanı, 3 Mart 2025’de Ankara’da düzenlenen “Geleneksel Büyükelçiler İftarı”nda ise şöyle demiş:
“Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olarak Avrupa Birliği’ne üyelik sürecimizi stratejik önceliğimiz olarak görüyoruz. Son dönemde yaşanan gelişmeler, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Türkiye’nin hak ettiği şekilde yer almadığı bir Avrupa’nın küresel bir aktör olarak varlığını sürdürmesi giderek imkânsız hâle geliyor. Açık söylemek gerekirse; Türkiye’siz bir Avrupa güvenliği düşünülemez. Avrupalı dostlarımızın da bu hakikatle artık yüzleşmesini, vizyoner bir bakış açısıyla tam üyelik sürecimizi ilerletmesini bekliyoruz.” (iletisim.gov.tr, 3 Mart 2025, erişim: 19 Ağustos 2026)
Bu çelişkiyi değerlendiren hukukçu yazar Taha Akyol şu değerlendirmeyi yapmış: “Asıl sorun, üye olmasak da Türkiye’nin hukukta, demokraside, kurumsal kıstaslarda ‘Avrupa standartlarını’ benimseyip benimsememektir. Yargı bağımsızlığının kuralları, Merkez Bankası bağımsızlığı, Kamu İhale Kanunu gibi. (...) Ama iktidar ‘Kopenhag Kriterleri’ni esas aldığı için Türkiye’nin bugünkü gibi bir ‘hukuk güvensizliği’ sorunu yoktu, ülkeye yatırım yağıyordu. (...) Hukukî içeriği belirsiz, dolayısıyla keyfi ‘Ankara kriterleri’ dedikçe hem ‘hukuk güvensizliği’ ciddî bir sorun haline geldi hem iktidarın zikzakları arttı… Sonuçları ortada.” (Karar, 19 Ağustos 2026)
Türkiye AB’ye üye olsun ya da olmasın “Kopenhag Kriterleri”ne göre iş yapması milletin ve memleketin menfaatinedir. Yoksa, özünde keyfilik, ‘tek adam, tek parti, tek görüş’ anlayışının hükmettiği “Ankara Kriterleri” tercih edilirse hem maddî hem de manevî anlamda kaybeden ülkemiz ve milletimiz olur. İçinde hak, hukuk ve adalet olmayan ve millete faydası bulunmayan “Ankara Kriterleri”ne sahip çıkmayı bırakın lütfen...