"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

TÜRKİYE’NİN İLK VE TEK AYNA İŞLEME SANATÇISI HÜSEYİN ARDA, SANATINI BÖYLE YORUMLADI: Duyan anlamaz, gören inanamaz, seyreden doyamaz, öğrenen bırakamaz

28 Temmuz 2013, Pazar
NALBURCULUK YAPARKEN TESADÜFEN ÇEKİÇ VE ÇİVİ İLE AYNA ÜZERİNE ŞEKİLLER YAPMAYA ÇALIŞAN HÜSEYİN ARDA, BUGÜN 800’E YAKIN SANAT ESERİ, 300 KURS ÖĞRENCİSİ VE 30’U AŞKIN SERGİSİ İLE SANATINI TANITIYOR.

Hüseyin Arda Bey bize kendinizi tanıtır mısınız?
1955 doğumluyum. Edirne’nin Keşan ilçesinin Laracık Köyündenim.  1995’e kadar köyde tarımla uğraştım. 95’teki ekonomik sebeplerden dolayı İstanbul’a göç ettim. Göç ettikten sonra  bir nalbur dükkânı açtım. Nalbur dükkânını 2005 yılına kadar çalıştırdım ve aynı yıl kapattım. Ayna işleme sanatına, nalbur dükkânında krizlerden dolayı boşluklar oluyordu. Bu boşluklar zamanında aynanın üzerinde çalışmalara başladım.  Ve o çalışma neticesinde bu sanatı geliştirip 2007 ve 2008 yılından itibaren Bağcılar Halk Eğitim Merkezi’nde eğitimini veriyorum.

4 YILLIK BİR ÇALIŞMANIN ESERİ

Nadir bir el sanatçılığı olan bu mesleğe nasıl başladınız? Nereden esinlendi böyle bir çalışma yapmak?

Genelde hobilere karşı bir merakım var. Nalburda boş dururken, tabiî dükkânda ayna, çekiç ve çivi var. Ve birgün bunları tesadüfen elime aldım, aynanın üzerinde değişik şekiller yapmaya başladım. Çiçek desenleri, yazılar yazmaya başladım derken, resim yapmak için mücadele ettim, Tabiî resim yapmakta çok zorlandım. Meselâ resimlerde noktalama tekniğini 4 yılda çözebildim.  Sonra zaman geçtikçe bunun ustası olduğumu gördüm. İnternet üzerinde bu sanatın Türkiye ve dünya üzerindeki yerini araştırmaya başladım. Herhangi bir benzerini bulamadım. Ayna yüzeyinde boya ile, eskitme ile kumlama ile birçok çeşitli işçilik yapılmaktadır. Fakat böyle ön yüzünden oyarak istediğin resmi ayna üzerine birebir yapılma sanatına hiç rastlamadım. Türkiye’de şu an bu sanatı yapan tek kişiyim diyebilirim. Çünkü Millî Eğitim de bunun araştırmasını yaptı biz de araştırmalarımızı yaptık. 2010 yılında Lütfi Kırdar Spor ve Sergi Sarayı’nda Türkiye genelinde 986 eğitim sergisi oldu, orada da araştırmalarımızı yaptık böyle  bir sanatla herhangi bir kişinin çalışma yaptığını görmedik, duymadık. Şu ana kadar da bu sanatı icra eden çıkmadı.

Çalışmalarınızda hangi malzemeleri kullanıyorsunuz? Üzerinde çalışma yaptığınız aynaların bir özelliği var mı?


Kullandığımız malzemeler 100 gramlık çekiç, elmastan yapılmış özel uç (biz ona kalem diyoruz), bir de sıradan 4 mm’lik ayna. Aynanın ebatları işleyeceğimiz ürüne göre değişiyor. Burada kalemi, çekici kendi ihtiyacımıza göre uyarlıyoruz. Yani kalemi elimize göre ayarlıyoruz, tedbirlerimizi yapacağımız işe göre alıyoruz,  bir de yeteneğimizi katarak işleyeceğimiz ürünleri yapıyoruz...

HER ÖLÇÜYE ÇALIŞMA

Yaptığınız bu çalışmalar ebatlarına göre bayağı zamanınızı alıyordur. Bu çalışmalarınız hakkında bilgi verebilir misiniz? Genellikle aynaya kaç vuruş yapıyorsunuz? Belli bir rakam var mı?


Yaptığımız çalışmaların ölçüsünü genelde müşteri belirlerken bizim belli bir ölçümüz yok. Meselâ 18x24, 24x30, 30x35, 40x60 ebatlarında ölçüler giderek resim ve tablolar için artabiliyor. 18x24’ün altındaki ölçülere ise değişik motif, çiçek, logo yapıyor, isimler yazabiliyoruz. Resimleri genellikle 18x24 üzerindeki aynalara yapıyoruz. Burada resimlerin üzerindeki en koyu olan yerlere 1 cm 2 alana 1200 nokta vuruş yapıyoruz. Açık olan yerlere ise 50’den 300’e kadar vuruş yapabiliyoruz.

Yaptığınız bu çalışmalar ile ilgili hiç serginiz oldu mu?

Evet yaptığımız çalışmalar ile 30’un üzerinde sergi açtık. Sergilerimizi genelde İstanbul içinde ve bir tanesini ise geçen ay Ankara Öğretmen Evi’nde açtık.

Bağcılar Halk Eğitim Merkezi’nde kurs verdiğinizi öğrendik. Kaç kişiye kurs veriyorsunuz. Kursiyerleriniz genellikle kaç yaş grubu? 

Bağcılar Halk Eğitim Merkezi’nde 2007-2008 döneminde eğitim vermeye başladım ve halen devam ediyorum. O bugünden bu güne kadar toplam yaklaşık 300 kişiye kurs verdim. Bu 300 kişinin içindeki yaş oranı alt sınırımız 14, üst sınırımız yok.  63-65 yaşında öğrencilerimiz de var. Ve bunlar arasında ayna üzerinde resim yapma aşamasına gelenler bulunuyor.

FARKLI BİR EL BECERİSİ

Tam anlamıyla yetiştirdiğiniz talebeleriniz var mı?
 
İlk yıllarımda kursa 10 kişi ile başladım. Bu 10 kişi sonraki yıl bıraktı, sonra yeni bir grup geldi. Fakat eğitim merkezinde üçüncü yılımdan sonra gelen arkadaşlar daha düzenli bir şekilde gelmeye başladı. Ve o düzenli gelenler arasında Canan Yılmaz diye bir bayan arkadaşımız yaklaşık 2.5 yıl içinde kendini geliştirerek geçen yıl ve bu yıl eğitim merkezinde öğretmen olarak görev yapmaya başladı. Ayrıca beraberinde birkaç arkadaşımız şu anda usta öğretici konumuna geldiler. Kursiyerlerimiz genellikle ev hanımları. Çalışanlar ise genellikle hafta sonu kurslarına geliyorlar. Bu sanat dalı çok değişik bir el becerisine sahip. Çok özel el hareketleriyle yapılan bir sanat olduğu için bütün insanlar önceleri acemilik çekiyor. Örneğin, bana resim öğretmenleri, kara kalem öğretmenleri, sanat öğretmenleri geldi. Orada kullandıkları el becerilerini burada kullanamıyorlar. Birbirine hiç uymuyor. Bu farklı bir el becerisi.
 
HERKESE AÇIK BİR SANAT DALI


Birçok el sanatçılığı ilgisizlik ve teknolojiden dolayı yok oldu, bazıları ise direnmeye devam ediyor. Siz bu işi Türkiye’de yapan tek kişi olduğunuzdan dolayı acaba sizin bu mesleğinizle ilgili ilerisi için ne söylersiniz?

Şimdi şöyle diyeyim. 2007’den bu yana kursiyerlerin üzerinden aldığım deneyimlere göre bu sanat öyle bir sanat ki, biz buna şöyle bir slogan uyarladık “duyan anlamaz, gören inanamaz, seyreden doyamaz, öğrenen bırakamaz.” Bu şöyle ispatlandı, bundan 6 yıl önce eğitim olan kursiyerler çeşitli sebeplerden dolayı bıraktı. Kimisi evlendi, kimisi  değişik yerlere göç etti. Şimdi ise İstanbul’da geriye döndüler ve o kursiyerlerimiz de yine kursa kayıt olmaya başladı. Yani 6 yıl önce kursu bırakan öğrencilerimiz şu an tekrar kursta devam ediyorlar, usta olmak için büyük çaba sarfediyorlar. Çünkü bu sanat öyle geniş bir alan ki aklına gelen herşeyi yapabiliyorsun. Yani şöyle çok açık ve net söyleyeyim, özgürlüğün dışında herşeyi çizebiliyorsun, yani bunu böyle demek gerekiyorsa.  Kursiyerlerimde görüyorum aklına bir çiçek geliyor, hemen kâğıda çiziyor ve sonra aynaya işliyor onu. Ve çokta güzel motifler üretiyorlar. Bir de beraberinde bunun en zor tarafı resimleri bire bir yapmak. İnsanlar birçok şeyi görüyorlar ve pek önemsemiyorlar. Ama bir resim çalışmasında bir bakıyorum ki ben burada resim çalışırken, insanlar büyük bir kalabalık halinde karşımda bizi seyrediyorlar, o resmin nasıl yapıldığını merak ediyorlar. Yani bu sanat bana göre önü açık, hem sanatsal anlamda öğretmene ihtiyacımız var, hem de bunu emekliler ve ev kadınları öğrenirse sermayesiz bir iş. Şöyle ki bu sanatı bir ev hanımı öğrenirse, usta olmasa da biraz becerisini geliştirirse evdeki bütün aynaları dekore yapabilirler. Salonda, yatak odalarında birçok evde ayna bulunuyor. Hanımlar 6 ayna işlese 1000 liradan 6 bin lira yapar. Ki bu aynalara istediği dekoru yapabilirler, istedikleri motifi, yazıyı uyarlayabilirler. Yani bu sanat çok geniş kapsamlı bir sanat. Beraberinde insanlar içlerinde var olup da kullanma yeteneklerini ortaya çıkarıyorlar. Bu sanatı yaparken görme ve bakmayı birebir uyguluyoruz.

Yaptığınız bu iş çok sabır isteyen bir sanat dalı. Kursiyerlerinizden bırakan oluyor mu hiç?

Kursiyerlerden evet bırakan oldu. Fakat o bırakanlardan bir tanesi tekrar geri döndü ve usta öğreticiler arasında yer alıyor. Sloganda da belirttimiz gibi öğrenen bir daha bırakamıyor.
 
Çalışmalarınızın tabiî ki zorluk ve kolaylık tarafı vardır. Daha çok hangi tür çalışmaları yaparken zorluk çekiyorsunuz?
En çok portre çalışmaları yaparken zorlanıyorum. Çünkü bu sanatta hata yapma şansın yok, silme şansın yok. Kırdığın zaman tamir yapma şansın yok. Bu yüzden ben önce kursiyerlerime aynayı kırmamayı ve hata yapmamayı beraberinde de sanatı öğretiyorum. Şimdi diyelim resimde bir hata yaptın. Gözün birini büyük, birini küçük yaptın. Veya gözün birini koyu tonda, ela gözlü, birini zeytin gözlü yaparsan olmaz.  Onu silme şansın yok, bu çalışma çöpe gider. Bu beraberinde insana herşeye dikkatli davranmasını da geliştirir. Ve az hata yaparak daha rahat yaşamayı da beraberinde getirir. Daha sabırlı yapar insanı, daha düşünceli yapar insanı, daha olgunlaştırır insanı. Bu çeşitli yan faydaları da var bu sanatın. Küçük ebatlı çalışmalarımız 1-2 gün sürerken, büyük boy tablo çalışmalarımızın 15 gün sürdüğü de oluyor. 1 m2 alanlık bir çalışma 2-3 ay sürebiliyor.

Ünlü sanatçı ve siyasetçilerin çalışmalarını yaptınız mı?
Birçok ünlü sanatçının büyük ve küçük boy çalışmalarını yaptım. Yerine ulaşan tablolardan meselâ KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Azerbaycan eski Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev,  Sakıp Sabancı, Vehbi Koç,  eski cumhurbaşkanlarından Süleyman Demirel ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın çalışmaları yapıldı ve kendilerine teslim edildi. Ve daha çok ünlü kişinin resimleri yapıldı. Beraberinde bu yılki eğitim yılında çalışma programımızda kursiyerlerimize bir proje uyguladık, Sanatçılara yönelik, şu anda 15 sanatçının resmi yapılıyor. Ve bunları 30-40 seviyesine çıkarmak için uğraşıyoruz. Bunların içinde ses sanatçısı, yazarlar, gazeteciler de bulunuyor. Ve bunların önümüzdeki yıllarda sergisini açmayı düşünüyoruz. Bu güne kadar yaptığımız çalışmaların sayısı ise 730 civarında. Bunların çoğunluğu ise resim ağırlıklı.

BİZİ SERGİLERE DÂVET ETSİNLER

Şu an Ramazan dolayısıyla birçok yerde böyle el sanatlarıyla ilgili stantlar açılıyor.  Şimdi siz de  Esenler’deki Sanat Sokağı’nda yerinizi aldınız? Ve biz sizi burada tanıdık? Böyle el sanatlarını tanıtmak, duyurmak için sizce neler yapmak gerekiyor?
Kendi sanatım adına söyleyeyim; ötekilerin belki farklı olguları vardır. Bizim 17 yıllık bir sanat geçmişimiz olduğu için bunu mahalle içindeki insanlar bile tanımakta zorlanıyor.  Ancak sergi açtığımız yerlerdeki halk tanıyor. Bizim herşeyden önce büyük bir tanıtıma ihtiyacımız var. Görsel tanıtım yapmak için, benim toplumdan ve yetkililerden isteğim şu; İster Millî Eğitim Bakanlığı, ister Kültür Bakanlığı, ister belediyeler olsun, bizi sık sık değişik illere dâvet etsinler, biz orada kısa vadeli 3’er, 4’er, 5’er günlük sergi açalım. Meselâ Ankara Belediyesi bizi dâvet etse 15 günlüğüne. 15 günde bizde 4 sergi açsa, Ankara’nın 4 ilçesi bunu görebilir ve bizi tanıyabilir. Böylelikle bunu topluma daha rahat görsel olarak tanıtmış oluruz ve beraberinde de hem insanlara yeni bir meslek kapısı açılır, hem de insanlar kendilerine bir uğraş bulmuş olurlar. Dış ülkelerde de sergi açmak istiyoruz. Şu an Türkiye’yi dışarı da tanıtacak kapasitede elemanımız ve elimizde İstanbul, Türkiye ile ilgili ürünlerimiz var. Yani Türkiye ve yurt dışındaki açılabilecek sergilere kendimizi hazır hissediyoruz.

Canan Yılmaz (kurs öğretmeni): Hüseyin Hocamın yetiştirdiği ilk öğretmenim.  Kendisini mahalleden tanıyordum zaten. 2009 yılında çalıştığım iş yerinden çıktım. Kendime bir uğraş arıyordum.  Sonra hocamın Halk Eğitim Merkezi’nde kurs verdiğini öğrendim. Aradığım uğraş, beni dinlendirecek, rahatlatacak bu sanat diye düşündüm. Gerçekten de çalışırken dinleniyorsunuz. Yıllar sonra gittiğim kursun kurs öğretmeni oldum, kursiyerlerim var. Bu sanat bize özgüven, cesur olma eğitimini kazandırdı. Sergiler sebebiyle gittiğimiz yerlerde insanlarla tanışma fırsatı yakalıyoruz.

Mustafa Karataş (3 yıllık kursiyer): Ben kendimi biraz suçlu buluyorum.  Neden derseniz; çünkü, hocamın anlattığı nalbur dükkânında bu sanatı yapmaya çalışırken görmüştüm. Orada birkaç resmini gördüm ve hayran kalmıştım. O zamanlar bir kaç tane de hediye olarak yaptırmıştım. Fakat içeri girip ‘hocam bu sanatı da bana öğretir misiniz?’ demedim. Kendisiyle bir türlü irtibat kuramadım. 5-6 sene sonra hocamın Halk Eğitim Merkezi’nde kurs açtığını öğrendim. Sonra kendi kendime ben buraya bir gidip sorayım, acaba başarabilir miyim diye. Ama keşke 5-6 sene önce hocamla nalbur dükkânında tanıştığımda bu işi banada öğretir misiniz? diye sorsaydım. Biraz önyargılı davrandım galiba o zamanlar. Bu iş meslek sırrı bana öğretmez diye kendi kendime düşündüm. O zamanlar bu mesleği öğrenmiş olsaydım şu an 10 yıllık bir usta olacaktım. Şu an bir fabrikada çalışıyorum. İş haricinde kalan zamanlarımı kursta değerlendiriyorum. Buradan gençlere sesleniyorum, kahvehanelerde, internette, televizyon karşısında zaman harcayacaklarına bu sanatı yapmalarını tavsiye ederim.

Yasemin Var (kursiyer): 3 seneden beri kursa devam ediyorum. Bu sanatla arkadaşımın tavsiyesi ile tanıştım. Aynanın üzerine sim mi döktünüz demiştim, hatta kazımaya çalışmıştım, inanmadım. Malzemeleri aldım 2 gün kursa gidip bırakmıştım. 3 sene sonra tekrar devam ettim. Kursa gittikten sonra hayatım tamamen değişti. Önce aileme ispat ettim, sonra çevreme.  Bu sene Allah izin verirse kursta öğretmenlik yapacağım. Güzel şeyler öğrendik, insanlarla diyaloglar  kurmak, güzel konuşmak, bir özgüven, herşey kattı bu sanat bana.
 
Ayşenur Özmen (kursiyer); Ben de kursa 3 senedir devam ediyorum ve ayna işleme sanatı ile uğraşıyorum.  Öğretmen adaylarından bir tanesiyim. Kursla tanışmam Halk Eğitim Merkezi’nde tasadüfen oldu. Hocam tanıtım yapıyordu o zamanlar.  2009 yılında CNR sergisinde görmüştüm. Tabi o zamanlar ilgimi çekmemişti. Hani belki de nasıl yapıldığını bilmediğim içindir.  Halk Eğitim Merkezi girişinde hocam elmas ve çekiçle sanatı tanıtmaya çalışırken o zaman ilgimi çekti. Ertesi gün kursa başlamıştım. Severek, beğenerek yapıyorum bu sanatı ve herkese tavsiye ediyorum.
 
 
NECİP EYVAZOĞLU
 
Okunma Sayısı: 5008
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı