"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

YAZAR HALİME KÖKÇE: Başörtüsü meselesi çözüldü zannediliyor

08 Ekim 2012, Pazartesi
Yeni Asya’nın sorularını cevaplandıran Star Gazetesi Açık Görüş eki editörü Halime Kökçe, başörtüsü meselesinin tam bir çözüme kavuşmadığını söyledi. Genç kızların üniversiteye gidebilmelerinin başörtüsü yasağının bittiği anlamına gelmediğini belirten Kökçe, devlet daireleri başta olmak üzere pek çok alanda ciddî mağduriyetlerin yaşandığını söyledi.
BAŞÖRTÜSÜ MESELESİ ÇÖZÜLDÜ ZANNEDİLİYOR…

Türkiye’nin yıllardan beri tartıştığı sorunlardan biri de Kürtlerin uğradıkları haksızlıklar ve bunun ortaya çıkardığı meseleler. Bu meseleler o kadar Türkiye’nin başını ağrıtıyor ki ekonomiden, sosyal hayata kadar bütün toplum katmanlarında depremler meydana getiriyor. Biz de bu hafta Star Gazetesi Açık Görüş ekinin editörü Halime Kökçe ile Kürtlerin hak meselelerini konuştuk; Demokratik açılımda gelinen noktayı, sorunu ele alışımızdaki yanlışları, resmî ideolojinin zihin haritamız üzerindeki etkisi, yeni anayasa çalışmalarını ve başörtü sorunun çözülüp çözülmediği konularını irdeledik…

 

TERÖR ÖRGÜTÜ MESELENİN ÇÖZÜLMEMESİ İÇİN ELİNDEN GELENİ YAPIYOR

Türkiye’nin Kürtlerin hak sorunu konusunda geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu soruya iki türlü de cevap verebiliriz; bardağın boş tarafını görmeyi tercih ediyorsanız henüz gerçekleşmemiş talepleri anlatır ve karamsar bir tablo çizebilirsiniz. Tersinden bakarsanız bardağın dolu tarafını da gösterebilirsiniz. Bu konu Türkiye’nin hâlâ en önemli sorunu olmaya devam ediyor, ama bunun sebebi Kürtlerin hak taleplerinin gerçekleştirilmemiş olmasıyla alâkalı değil. Türkiye’de Kürt sorununun bence çözümlenmemesi için elinden geleni yapan bir terör örgütü var ve akla ziyan bir şekilde kendi yapıp ettiklerini Kürt sorunu ile meşrûlaştırmaya kalkıyor ve bunu hâlâ yapabiliyor. Benim adına “Kürt açılımı” demeyi tercih ettiğim hükümetin ise kendince haklı gerekçelerle “Millî Birlik ve Beraberlik Projesi” dediği siyasetin amacı Kürt sorununu tüm Türkiye’nin de gönül rızasını alacak şekilde tedrici olarak çözmekti. Ben tam aksini iddia edenlerin söylemlerine rağmen açılımın halen devam ettiğini düşünüyorum.

KÜRTLER, KENDİNİ NE ZAMAN DEVLETE YAKIN HİSSEDER MESELE ÇÖZÜLÜR

Hangi adımlarla devam ettiğini düşünüyorsunuz?

30 Eylül’de gerçekleştirilen AK Parti Kongresi bunun açık bir ifadesi oldu. 63 maddelik yol haritasındaki demokratik açılımın yeni bir etabıydı. Ayrıca 63 madde içinde yer alan “Anadilde savunma ve anadilde kamu hizmeti” çok önemli adımlardır. Bu iki husus uygulamaya konulduğunda Kürtçe fiilî olarak Türkiye Cumhuriyetin dili olmuş olacaktır. Biliyorsunuz yeni eğitim döneminde Kürtçe seçmeli ders olarak da okutulmaya başlandı. Kim ne derse desin bunlar çok önemli adımlardır.
Ama denilebilir ki “Bunlar yapıldı diye Kürt sorunu ortadan kalkmış mıdır?” Elbette ki hayır. PKK’nın varlık sebebi olmaktan çoktan çıkmıştır, ama hali hazırda bölgede PKK’ya sempati duyan bir kitlenin var olması da Kürt sorununun bir parçasıdır. Meselenin bu yönüyle mücadele etmek PKK ile müzakere etmekten daha zordur. Ne zamanki Kürtlerin tamamı kendini PKK’ya değil bu ülkeye, bu devlete daha yakın hisseder Kürt sorunu o zaman çözülmüş olacaktır. Bunu sağlamanın yolu Kürtlerin insan haklarını vatandaşlık temelli tanımlamak, bunun yanında kopan gönül bağlarını tamir etmektir. Bu da biraz üslûp sorunudur.

KÜRTLER VE TÜRKLER ARASINDA BAĞ KOPTU DEMEK BİRİLERİNİN TEMENNİSİ

Kimi yorumcular Türkler ve Kürtler arasında bir kopuşun olduğunu söylüyor. Buna katılır mısınız?

Doğrusu bu yaklaşım, bir kopuş olduğunu söylemek, bunu bağırarak ifade etmek biraz da bir temenninin ifadesi gibi geliyor bana. Bu projenin adı “Kürt Baharı” projesiydi. Kürt halkı istenildiği gibi davranmadı. Örgütün yoğun baskısının olduğu, yeri geldi mi insanların korkudan kepenk kapattığı yerlerde Kürt halkı sokağa dökülmedi. Kürtler ve Türkler arasındaki bağ kopmuş demek, kabul olmayan Kürt baharı duâsının tesbihini çekmek gibi bir şey. Ama şunu da teslim edelim, bir zamanlar bu ülkede Kürtlere ağır asimilasyon uygulanırken “Kürtler ve Türkler et ve tırnak gibidir” sözleri çok edilirdi. Hatta bu ve benzeri ifadeler iyi niyetli kullanılsalar bile yer yer asimilasyonun bir aracına dönüşüyordu. Bu yüzden de Kürtlerin kırgınlıklarını anlamak bu konuları konuşurken biraz daha hassas olmak gerekir.

HEPİMİZ AYNI EZBERLERLE ADAM EDİLDİK

Sizce Türkiye kamuoyu Irkçı ideolojinin etkisinden kurtulmuş olarak mı meseleyi ele alıyor?

Türkiye kamuoyu dediğimiz kitlenin nasıl bir eğitimden geçtiğini biliyorsunuz. Hepimiz aynı ezberlerle ‘adam’ edildik. Fakat şehit cenazelerinin ardı ardına geldiği, PKK’nın asker-sivil demeden Kürt Türk demeden katliâm yaptığı şu ortamda Türkiye kamuoyu yine de sağduyulu davranıyor. Ben bunun sebebinin siyasete olan güven ve kirli provokasyonlarla döşenmiş tarihin artık ortalığa dökülmüş olmasıyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Elbette ki meseleye ırkçı ideolojiyle bakan bir kesim de vardır, ama o kesim Türkiye kamuoyu içerisinde ağırlıklı bir yere sahip değil bence. Nasıl ki Türkiye 10 yıl önceki Türkiye değil, Türkiye kamuoyu da 10 yıl önceki gibi değil.

Türkiye’de eleştiri kültürünün yeterince işlediğini düşünüyor musunuz? Hem muhalefet hem de iktidar açısından…

Eleştiri kültürü var mı acaba, ben bundan çok emin değilim. Bir alt etme, bilek bükme, itibarsızlaştırma kültürü var, hatta küfür kültürü de var, ama gerçek anlamıyla eleştiri kültürü yok. Bu yüzden de eleştiriye kapalı bir toplumuz. Yoksa eleştiri çok yapıcı, iyileştirici bir işleve sahiptir. Eleştiri kendini tashih etmek ve bu suretle ömrünü uzatmayı, itibarını sürdürmeyi sağlar. Bir kavganın tarafları haline geldikten sonra söylenen şeylere bence artık eleştiri demek mümkün değil.

YENİ DEĞİL DEMOKRATİK ANAYASAYA İHTİYACIMIZ VAR

Meclis başkanı yeni anayasanın artık halkın istediğinden çok mecburiyet olduğunu söyledi. Yeni Anayasa yapılamazsa bedeli ne olur?

Yeni anayasa yapmanın bir mecburiyet olması bu anayasanın bu halka lâyık olmamasıyla ilgilidir. Ama Meclis Başkanı şu konuda haklıdır, gerek referandum sürecinde gerekse son genel seçimlerde Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacının olduğu çok barizleşti, bilinir hale geldi. Referanduma hayır diyen partiler bile hatırlayın o vakitler yaptıkları ile söyledikleri arasındaki derin çelişkiyi umursamadan yeni anayasa yapalım diyorlardı. Genel seçimlerde keza her parti yeni anayasa sözünü vermiş oldu. Bir anlamda halkta bir beklenti oluşturuldu. Bu yüzden şimdi kimsenin oyunbozanlık yapma hakkı yok. Kan kussalar da kızılcık şerbeti içtim deyip o masadan kalkmayacaklar. Meclis Başkanı bence bu süreci oldukça iyi yönetiyor, tansiyonu stabil tutmayı başarıyor. Zaman zaman maddelerle ilgili ihtilâflar da yansıyor basına. Şunu akıldan çıkarmamak gerek, yeni bir anayasaya değil demokratik yeni bir anayasaya ihtiyacımız var.

BAŞÖRTÜLÜLER GÖZDEN IRAK ÇALIŞIYORLAR

Demokratik demişken başörtüsü meselesi uzun zamandır konuşulmuyor. Başörtülü kadınların problemleri bitti mi?

Tam da anayasa gündemiyle ilgili bir boyutu var bunun. Komisyondan sızan ihtilâflardan biri de bu konuyla ilgiliydi. Türkiye’de başörtüsüne özgürlüğün liberal-sol sınırları bile hizmet alan hizmet veren ayrımı yapar ve başörtüsüne kamu hizmetinde yer olamayacağını düşünür. Hukuk okuyabilirsiniz, ama hakim olamazsınız demektir bu. Komisyonda bu konu gündeme geldiğinde AK Parti kamu hizmeti vermede tek kriterin liyakat olması gerektiğini ifade eden bir madde önermesine rağmen bunun başörtüsüne geçit verecek olması dolayısıyla itiraz edildiği konuşulmuştur. Söz konusu madde AK Parti’nin istediği gibi değil kapsamı biraz daha daraltılarak yazıldı sanıyorum. Bunu başörtülüler açısından çok olumsuz değerlendirsem de AK Parti’nin kendi doğal tabanı olarak görülen bir kesimin 10 yıl sonra bile taleplerini masadan kalkmamak adına sineye çekmesi gibi bir durum söz konusudur. Birileri de kızlar üniversiteye gidebiliyor diye, medyada da görülen 10-20 başörtülü kadın var diye başörtüsü sorunu çözüldü zannediyor. Başörtülü kadınlar hâlâ ciddî mağduriyet yaşamaktalar. Kamu hizmeti veremiyorlar, devlet kurumlarında çok sınırlı ve gözden ırak şekilde göz yumularak çalışabiliyorlar. Bence psikolojik bir eşiğin aşılmasında da çok büyük önemi var, Meclis’e girebilmelerinin. İlle de her dönem başörtülü milletvekili olmalı anlamında söylemiyorum ya da madem Türkiye’de kadınların yüzde 70’i başını örtüyor biz de başörtülü vekil kotası isteriz demiyorum. Başörtülü milletvekilini bir başörtülü kadın temsili olarak da görmüyorum, pekâlâ başı açık bir kadın vekil gibi bir erkek vekil de beni temsil edebilir. Ama mesele başörtülü vekil olunamaması. Umarım 2014’teki milletvekili seçimlerinde başörtülü adaylar olur. Hem de her partiden.

TEK TİP DİNDARLIK YOK

Sizce Türkiye siyasetine hakim olan dindarlık mı? iktidar üzerinden dindarları eleştirmek doğru mu?

Zaten tek tip bir dindarlıktan söz edemeyiz. Zaman zaman bu konuyla ilgili bazı kamuoyu araştırmaları yayınlanıyor. Onlar da elbette bize bir şey söylüyor, ama Türkiye’deki çok geniş bir kesimin dindarlık anlayışını özetleyecek şöyle bir örnek vermek istiyorum. Çok yakın bir zamanda dinledim. Yer bir Rize yaylası, aktaran ve bizzat yaşayan dayım. Yayla evlerini tadilattan geçiriyorlar. Dayım ve arkadaşları etrafta başka şeylerle ilgilenirken bir grup yerli turist evin önündeki namaz taşında oturuyor ve küçük bir rakı sofrası hazırlıyor. Dayım evin önünde namaz taşındaki rakı şişesini görünce “hiç mi saygınız yok, namaz taşında içki mi içilir?” diye daha lâfın önünü arkasını dinlemeden ve kimseye söz hakkı vermeden saldırmaya başlıyor. Neyse dayımı sakinleştiriyorlar, “abi nereden bilebilirdik, taş düz diye, yoksa namaza saygımız sonsuz” falan diyorlar. İş tatlıya bağlanıyor. Dayımın son sözü ise şöyle: “Bu mereti biz de içeriz, ama seccade üzerinde değil”. Bu da bir çeşit dindarlıktır. Dinî vecibeleri hakkıyla yerine getirmez, ama saygısı sonsuzdur! Bunun yanı sıra dinî bir hayat biçimi olarak benimseyenler de toplumun oldukça önemli bir kesimini oluşturmaktadır. Ve tabiî ki azı çoğu, katısı ılımlısı, cemaatlisi bireyseli her seviyede ve her çeşit dindarlığın total yekûnunu da yüzde 99 olarak ifade etmekteyiz. Bu kesimler arasındaki oranlar ufak oynamalar yaparlar belki, ama benim en genel gözlemim toplumun dindarlaştığından ziyade dindarların modernleştiği ve her kesimden daha çok yeniliğe açık yeniliği isteyen kesim oldukları yönünde.

 
H.Hüseyin Kemal
[email protected]
Okunma Sayısı: 3589
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı