"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kainat kitabı herkese Yaratıcısını tanıtır

Rüstem GARZANLI
27 Ocak 2022, Perşembe
AĞAÇ İÇİN NASIL KÂİNAT GEREKİYOR İSE, ELMA İÇİN DE KÂİNAT GEREKİYOR. ALLAH, KÂİNATTAKİ BÜTÜN ESERLERİNE ÖYLE BİR MÜHÜR VURMUŞ Kİ; TAKLİDİ MÜMKÜN DEĞİLDİR. ELMA KİMİNSE KÂİNAT DA ONUNDUR.

Risale-i Nur penceresinden fenn-i ziraat, kâinatı nasıl tarif ediyor?
Rüstem Garzanlı / Emekli Tarım Başuzmanı -1-

***

“Rabbimizi bize tarif eden üç büyük küllî muarif var: Birisi şu kitab-ı kâinattır. Birisi kitab-ı kebirin âyet-i kübrası olan Hatemü’l-Enbiya Aleyhissalâtü Vesselâm’dır; birisi de Kur’ân-ı Azimüşşan’dır.” 1

Bu üç küllî muariften kitab-ı kâinatın tevhidi ve haşri tarif ve ispat eden yüzler delillerinden birisi de fenn-i ziraattir.

“...Şuur-u insanî vasıtasıyla keşfolunan yüzer fenlerden her bir fen, ‘Hakem’ isminin bir nevide, bir cilvesini tarif ediyor.

Meselâ tıp fenninden sual olsa: ‘Bu kâinat nedir?’ Elbette diyecek ki: ‘Gayet muntazam ve mükemmel bir eczahane-i kübradır. İçinde her ilâç güzelce ihzar ve istif edilmiştir.’

Fenn-i kimyadan sorulsa: ‘Bu küre-i arz nedir?’ diyecek: ‘Gayet muntazam ve mükemmel bir kimyahanedir.’                                                                                                
Fenn-i makine diyecek:  ‘Hiçbir kusuru olmayan gayet mükemmel bir fabrikadır.’

Fenn-i ziraat diyecek: ‘Nihayet derecede mahsuldar, her nevi hububu vaktinde yetiştiren muntazam bir tarladır ve mükemmel bir bahçedir.’

....Demek bu kâinatın bütün mevcudatındaki hadsiz intizamat ve hikmetleriyle iktiza ettikleri ve gösterdikleri bir Fail-i Muhtar’ı, bir Sâni-i Hakîm’i bilmemek veya inkâr etmek, ne kadar acib bir cehalet ve divanelik olduğu tarif edilmez. Evet; dünyada en ziyade hayret edilecek bir şey varsa, o da bu inkârdır…” 2

Çünkü Kadir-i Zülcelâl, yarattığı her bir varlık üstünde tevhide dair hakikatleri insana gösterip okutturuyor. Risale-i Nur’un muhtelif yerlerinde; 2055 yerde ‘ağaç’, 875 yerde ‘tohum’, 599 yerde ‘çekirdek’ ve 1380 yerde de ‘çiçek’ ismi geçiyor. Bunların hepsi de tevhide birer delildirler.

Meselâ ağacın ilk hayat safhası, çekirdek toprağa atıldıktan sonra çimlenme. Daha sonra sırayla çöğür, fidan, ağaç, dal-budak, yaprak, çiçek ve nihayet semeresi olan meyve veriliyor.

Ağaç, gövdesi içinde bulunan kılcal taşınım borularıyla cazibe-i dafia yani çekme ve itme kuvvetiyle topraktan aldığı suyu ağacın en uç noktasına ve yapraklarına kadar ulaştırır. Orta yaşlı bir ağaç günde 200 litre, yılda ortalama 35-40 ton suyu terleme yolu ile dışarı atıyor, buharlaşma özelliğinden dolayı adeta su üretiyor. 

Ağaçların dünya üzerinde sağladığı faydalara kısaca bakılırsa; atmosferdeki kötü havayı temizler, havayı kirleten gazları bünyesine alır, insan hayatı için gerekli olan oksijeni üretir, yaz aylarında havayı serinletir ve erozyonu önler. Kısaca çevre dengesinin temelini oluşturan ağaçlar tabiî hayat için önem arz etmektedir. 

Ağaçlarda ve bitkilerde şifa özelliği de vardır. Meselâ çınar ağacı ruhî bunalım yaşayanlara şifa; meşe, palamut, katran, ardıç ağaçları enerji kaynağı olduğu gibi sair ağaçların da her birinin ayrı ayrı özellikleri vardır. 

Bitkiler ve ağaçlar birer eczane-i kübra gibi Cenab-ı Allah’ın ‘Şafi’ isminin bir tecellisi olarak güneşten gelen zararlı ışınları emerler, virüsleri öldürürler. Aynı zamanda Cenab-ı Allah’ın ‘Kuddûs’ ismine, zihayat makamında oldukları için doğrudan doğruya ‘Hayy’ ismine, meyve verme cihetiyle ‘Rezzak’ ismine ayinedarlık ediyorlar. Ve hakeza…

AĞACA MANA-İ HARFİ İLE BAKMAK

Kur’ân ve Kur’ân’ın hakikî tefsiri olan Risale-i Nur ağaca mana-i ismîden ziyade mana-i harfî ile bakıyor. Şuursuz bir ağacın iç âlemindeki suyun sirkülasyonunu sağlayan İlâhî bir kuvvet olduğunu delillerle akla, kalbe ve ruha yakınlaştırarak; suyun tâbi olduğu itme ve çekme kanununun sadece bir sebep ve bir perde olduğunu gösteriyor.

Bediüzzaman Hazretleri, kâinatın yaratılışı ile bir çekirdekten bir ağacın yaratılışının bağlantısını şöyle ifade ediyor: “Halbuki bu kâinat öyle bir tarzda yaratılmış ki, bir çekirdeği halk etmek için, bir ağacı halk edebilir bir kudret lazımdır.” 3

Meselâ küçük bir çekirdekten koca çam ağacının yaratılışı: “Nasıl ki bir çam ağacının buğday tanesi kadar bir çekirdeği, koca çam ağacına bir mebde oluyor; kudret-i İlâhî o acib ağacı o çekirdekten halk ediyor. Milyondan ancak bir hisse o çekirdekte bulunurken, o çekirdek kader kalemiyle yazılan manevî bir fihriste olmuş. Yoksa bir köy kadar fabrikalar lâzımdır ki; o acib ağaç, dal ve budaklarıyla teşkil edilsin.” 4   

Bir incir ağacının küçücük tohumu veya bir ağacın çekirdeği, başlarında koca ağaçları taşıyor; dağ gibi yükleri kaldırıyor. Bu ifade, yani tohum ve çekirdeklerin başında koca ağacı taşımasının anlatıldığı ifade mecazî bir ifadedir. Kastedilen asıl mana; ‘küçücük tohum ve çekirdek içine koca ağacın planı ve programı yerleştirilmiş, ağaç bu plan ve program üzerine hareket ediyor’ manasıdır.

Çekirdeğin ve tohumun mahiyeti gayet basit ve zayıf iken, çekirdekten ve tohumdan hasıl olan ağacın mahiyeti ise gayet mükemmeldir. Ağacın böyle bir neticeyi meydana getirmesi, bütün işlerini tedbir ve idare etmesi mümkün değildir. Öyle ise çekirdek ve tohum her şeye kudreti yeten bir Zat’ın memuru ve hizmetkârıdır. Kudret sahibi yüce Allah, eşyaya emrediyor; eşya da emre itaat ediyor.

AĞAÇ NE DER?

Manen ağaca denilse: “Ey ağaç! Günde 200 litre suyu topraktan emiyorsun, emdiğin suyu terleme yolu ile tekrar dışarıya atıyorsun. Ne kadar harika işler yapıyorsun?”

Ağaç:  “Lisan-ı hal ile bu işlevi bana yaptıran bir dest-i kudret var. Bu iş benim maharetim değildir” diyecektir.                                                                                
Mevzuyu akla yakınlaştırmak için Bediüzzaman Hazretleri, Onuncu Söz Yedinci Hakikat’te bir elmayla kâinat arasındaki ilişkiyi şöyle nazara veriyor:                                                                                                    

“Bir elma; bir ağacın, belki bir bahçenin, belki bir kâinatın misal-i musağğarıdır.” 5

Ağacın semeresi olan elma, ağaç gibi bir külliyete sahiptir. Çünkü elma, ağacın küçültülmüş bir modelidir ve onun bütün hususiyetlerini taşıyor. Ağaçta ne varsa elmada da aynısı vardır.

Zaten elmanın içindeki çekirdeğin, ağacın genetik bir haritası olduğunu bugün fen ilimleri de tesbit etmiştir. Ayrıca hayatın hem ağaçta hem de elmada bulunması için, kâinatın teşkilâtları olan güneş, hava, su ve toprak gibi unsurların bulunması lüzumludur.

Tekrar ediyorum; elmanın, kâinatın küçük bir misali olması,  kâinatla irtibatlı olmasındandır. O elmanın vücut bulması için, bütün kâinat ve sebepler lâzımdır.

Öyle ise ağaç için nasıl kâinat gerekiyor ise, elma için de kâinat gerekiyor. Allah, kâinattaki bütün eserlerine öyle bir mühür vurmuş ki; taklidi mümkün değildir. Elma kiminse kâinat da onundur. Kâinat bütün müştemilatıyla sahibini yani Allah’ı tasdik ve ilân ediyor.

“Bütün eşcar ve nebatatın envaları, bil’icma, beraber ‘Lâ ilâhe illâllah’ diyorlar gibi lisan-ı hallerinden anladı. Çünkü bütün meyvedar ağaç ve nebatlar; mizanlı ve fesahatli yapraklarının dilleriyle ve süslü cezaletli çiçeklerinin sözleriyle ve intizamlı ve belâgatli meyvelerinin kelimeleriyle beraber, müsebbihane şehadet getirdiklerine ve ‘Lâ ilâhe illâ Hû’  dediklerine delâlet ve şehadet eden üç büyük küllî hakikati gördü.” 6  

HER MAHLÛK KENDİ DİLİNDE TESBİH EDER

Burada bütün eşcarın ve nebatatın lisan-ı hallerinden anlayan Said Nursî Hazretleri’dir. Bu hakikatleri mealen şöyle izah etmiştir: Nasıl biz konuşma dilimiz ile Allah’ı zikir ve tesbih ediyorsak; kâinattaki her bir mahlûk kendine özgü bir hal dili ile Allah’ı tesbih ve tezkir ediyor. Meselâ bir elma; üzerindeki harika nakış, sanat ve ikramlar ile sahibini tanıttırıyor.  Yani her şey Allah’ı işaret ediyor ve O’na dikkatleri çekiyor. Onlar hal ve vazife noktasından ne yaptıklarını bilmeseler de, Allah’ın sonsuz ilmi onlar adına biliyor.

“Nasıl ki bu ağacın menşei olan bir çekirdek  ‘el-Evvel’  ismine mazhariyetle o ağacın gayet mükemmel programını ve icadının noksansız cihazatını ve teşekkülünün bütün şeraitini câmi’ bir kutucuktur ki; hafîziyetin azametini ispat eder.

‘Vel-Ahir’ ismine mazhar olan meyvesi ise, çekirdekleriyle o ağacın işlediği bütün fıtrî vazifelerinin fihristesini ve amellerinin listesini ve hayat-ı sâniyesinin düsturlarını ihtiva eden bir sandukçadır ki, azami derecede hafîziyete şehadet eder.

‘Ve’z-Zahir’ ismine mazhar olan o ağacın suret-i cismaniyesi ise, öyle tenasüblü ve sanatlı ve süslü bir hulle, bir libas ve ayrı ayrı nakışlar ve ziynetler ve yaldızlı nişanlar ile tezyin edilmiş; güya yetmiş renkli bir huri elbisesidir ki, hafîziyet içinde azamet-i kudret ve kemal-i hikmet ve cemal-i rahmeti gözlere gösterir.

‘Ve’l-Batin’  ismine âyine olan o ağacın içindeki makinesi ise, öyle muntazam ve mükemmel ve mu’cizatlı bir fabrika, bir tezgâh, bir kimyahane ve hiçbir dalı ve meyveyi ve yaprağı gıdasız bırakmayan mizanlı bir kazan-ı erzaktır ki; hafîziyet içinde kemal-i kudret ve adalet ve cemal-i rahmet ve hikmeti güneş gibi isbat eder.” 7

ÇEKİRDEK,MEYVE VE DÖRT İSİM

Ağacın başı olan çekirdek, sonucu olan meyve ve zahiri olan gövdesi nasıl tevhide işaret ve delâlet ediyor ise, aynı şekilde ağacın iç kısmı olan organlarındaki mükemmel intizam ve ahenk de tevhide işaret ve delâlet ediyor. İnsanın dış görünüşü nasıl harika bir sanat olup sanatkârını ilân ediyor ise; aynı şekilde iç organlarının yüzlerce vazifeleri ve uyumlu çalışmaları, sanatkarını ilân ve ispat eder demektir.

Bu dört isim tevhidin en parlak bir delili olduğu gibi zımni olarak da haşre işaret eder. Zira bu dört isim hafîziyetin en parlak delilleri mesabesindedir.

Kur’ân-ı Kerîm’de:  “Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah’ı tesbih etmektedir. O, Aziz’dir, Hakîm’dir.” denilir.  (Hadid, 57)

 “Yedi gök, arz ve bunların içinde bulunanlar, O’nu tesbih ederler. O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ama siz onların tesbihlerini anlamazsınız. O, Halîm’dir, çok bağışlayandır.”  (İsra, 44)

Şu maddî âleme dikkat ile baktığımız zaman, her bir varlık üstünde Allah’ı işaret eden ve onu zikir eden levhaları görürüz. Bütün mahlûkların fıtrî ve halî yapmış oldukları duâlar ve tesbihler, duâ edilen ve tesbih edilen Zat’a işaret ve delâlet ediyorlar.

Nasıl şeffaf şeyler üstünde yansıyan ışıklar, güneşin varlığına işaret ve delâlet ediyor ise; aynı şekilde bütün mahlûkatın fıtrî ve halî tesbihleri de, Allah’ın varlığına ve birliğine şehadet ve işaret ediyorlar.

Âyetü’l-Kübra Risalesi’nde; Cenab-ı Hakk’ın varlığını, birliğini, kâinattaki mevcudatın lisanlarıyla ispat eden Bediüzzaman Hazretleri; kâinatta müşahede ettiği her bir âlem üzerinde, iman hakikatlerinden en büyüğü olan tevhide şahit göstermiştir.

Said Nursî hayalen gâh zemin üstünde dağlara, bitkilere, ağaçlara, nehirlere ve denizlere; gâh semada tayeran eder;  Güneş’in, Ay’ın, yıldızın, bulutun, rüzgârın ve yağmurun ahenkli hareketlerine ve vazifelerine bakar. Her bir varlık üstünde tevhidi ilân eden ‘La ilahe illallah’ kelâmını görür. 

Dipnotlar: 

1- Mektubat, 19. Mektup, 1. Reşha.

2- Âsâ-yı Musa, s.185, 3. Nokta.

3- Âsâ-yı Musa, 5. Hüccet, 2. Nokta, s.190,

4- İşaratü’l-İ’caz, s.40

5- Sözler, 10. Söz, 7. Hakikat.

6- Âsâ-yı Musa, s.108, 1. Hüccet 6. Mertebe.

7- Âsâ-yı Musa, 1. Kısım 7. Mes’ele s.34

DEVAMI YARIN

Okunma Sayısı: 1769
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı