"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hürriyetin felsefesi (1)

Şemseddin ÇAKIR
11 Haziran 2021, Cuma 00:03
Bu başlıktan ne anlaşılması gerektiği ancak yazının tamamı okununca anlaşılacaktır. Çünkü bu mesele asırlarca kavranılamamış bir muammadır.

Benim bu yazıdaki maksadım, hürriyetin felsefesini yaparak başka felsefelerle mezc edip, mukayeseli bir sonuç elde etmektir. Zira hürriyet önemine binaen o kadar geniş ve her alanı ilgilendiren daha çok yazılar gerektirdiği için, bu yazıyı uzun tutarak toparlamaya çalışmaktır. 

Meselâ: İman, günlük hayatın bütün katmanları için kullanılan bir terimdir. 

Şöyle ki: Araplarda serbest ve köle olmayan anlamında kullanıldığı gibi. Akil b. Ebu Talib’in düşmana teslim olmayı reddederken “Yemin ederim, öleceksem bile hür olarak öleceğim” dediği meşhurdur.

Mekân ve eşyalar için de şu tabirler vardır. Meselâ: Mütenasip veya itibarlı köşeler için “hürrüd-dar, hürrül-arz ve hatta meyvenin iyisine “hürrül-Fakih’e” ve yine fesahat değeri taşıyan kelâma “hürr’ül- kelâm” denilmektedir. Sosyal hayatta hür “seyyid ve cömertlik” anlamında kullanılmıştır.

Yine eskiden divanlara hürler alınırmış, Beni Haşim kabilesi gibi. Yine hürriyetin ahlâk anlamında kullanılışı dahi söz konusudur. 

Hürriyetin karşılığı zulüm ve esarettir, onun için “zalimin yakasında pırlanta olmaya, mazlumun bastığı taş olmayı tercih ederim” denilmiştir.

Hürriyetin şahikası Fatiha-i Şerifteki “İyyakena’büdü ve iyyake nestein” olan (ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz) âyet-i celilesi olduğu gibi aynı zamanda en meşhur ve mütevatir hadis olan Veda Haccı Hutbesi de hem bir insan hakları evrensel beyannamesi hem de bir hürriyet manifestosudur. Zira o hutbede Efendimiz (asm) bazen insanlığa bazen de mü’minlere hitab ederek, insanlara olan hitabında “Ey insanlar! Bilumum can ve mal güvenliğiniz teminat altındadır” buyurmakla neyi ilân etmiş oluyor? İnsanlığın temel haklarında şahane hür, emniyet ve devletin teminatı altında olduklarını değil mi?

Allah (cc) Kur’ân’da yediyüz küsûr yerde düşünmeyi emrettiğini görüyoruz. Efendimizin (asm) “Bir saat tefekkür bir sene nafile ibadetten daha hayırlıdır” buyurduğunu biliyoruz. Felsefenin İslâm’daki karşılığının tefekkür olduğu da kabul edilmektedir. O halde en büyük hürriyetin de, fikir hürriyeti olduğu anlaşılmaz mı? 

Eğer insanın bu düşüncelerini icra etme imkânı yoksa bu tefekkür ve düşüncelerin hepsi abesle iştigal olmaz mı?

Yani insan bu kadar düşünecek taşınacak ve onu ifade etme ve deşarj olma hürriyeti olmayacak, bence en büyük işkence bu olsa gerektir. İşte Üstadın “ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam” sözüne asıl bu noktadan bakılmalı.

Hz. Musa’nın (as) Firavun karşısındaki zaferi de, böyle bir kavli leyyinle başlamadı mı? Ve hiçbir peygamberin zalime boyun eğmeyip bilâkis mücadele edip teslim olmadığı insanlığın en büyük şeref tablosu değil mi?

Cenab-ı Hakk’ın her nevi mahlûkatı yarattığını, bunların bir kısmının iradesiz bir kısmının da iradeli olduğunu, iradelilerin sadece insanlar ve cinler olduğunu, yani irademizi kullanmak insanlığımızla eş anlamlı olduğunu bilmemizin ilk şart olduğu aşikâr değil mi? Ve ayrıca Cenab-ı Hak “Ey akıl sahipleri ibret alınız” buyruğu dahi hürriyetinize sahip çıkın anlamı taşır. Eğer benim hürriyetim yoksa ibretimin bir anlamı olur mu?

Peki, bizim bu ibretimizin günlük hayatta karşılığı nedir?

Meleklerin dahi Ademoğlunun yaratılıp yeryüzüne gönderileceğini öğrenince Cenab-ı Allah’a “Ya Rabbi yeryüzünde fesat çıkarıp kan akıtacak Ademoğlu mu yaratacaksın?” diye sormaları bana, ‘iradesiz’in bile hem de Cenab-ı Allah’a (cc) soru sorma hakları olduğuna göre, bazı zorba zalimlerin ne hakla hem de iradeli insandan üstelik bizi meleklerinde üstüne çıkaran en mühim hakkımızı elimizden aldığının hesabının sorulması gerekmez mi?

Nefsinin esiri olarak yaratılan hayvanlar bile icabında irade kullanabiliyorlar da, bilâkis imtihan için yaratılan insanlar neden kullanamasınlar? İnsanlığa bundan daha büyük kötülük olabilir mi? 

İnsanlığın geçirdiği sosyolojik dönemlere de bakılırsa son asırdaki hürriyetin kemal noktaya tekabül ettiği görülür. 

Meselâ: Bediüzzaman geçirilen beş devri şöyle sıralar:

1- Vahşet ve Bedeviyet dönemi, 2- Kölelik dönemi, 3- Esirlik dönemi, 4- Ecirlik dönemi, 5- Malikiyet ve serbestiyet dönemi.

Burada serbestiyetin malikiyetle beraber kullanıldığından da anlaşılıyor ki, bir şeye malik olup, servet ve zenginlik sahibi olmakta hürriyete bağlıdır. Zira esaret insanın bütün kabiliyet ve duygularını köreltir. 

Hürriyeti: Aklın iman ve vicdanın istiklâliyeti, felesefeyi de, hakikatin taharriyatı olarak ele alırsak, bir insan için bundan daha güzelinin olamayacağı da, anlaşılır. 

Bazı filozoflardan mülâhazalar

Hürriyet konusunda her dünya görüşü her felsefi sistem ve din kendi paradigmaları doğrultusunda farklı tanımlar yapmaktadır. İbn-i Sina’ya göre hürriyet; insanın doğuştan getirdiği istidatlarının iradî olarak dengede tutulma gayretidir. O, “her fazilet iki rezalet ortasıdır” demiş. 

Meselâ: Cömertlik; cimrilik ve israf ortası. Tevazu; gurur ve zillet ortasıdır gibi.

Bu meseleyi Bediüzzaman belli başlı üç kuvvet olarak ele alır ve kuvve-i aklıye ile ilgili olarak onun ifratı “cerbeze,” tefriti “hamakat” ve ortası “hikmettir” der. Kuvve-i gadabiyede üç kuvvet vardır: İfratı tehevvür, tefriti cebanet, vasatı şecaattir. Kuvve-i Şe-heviyyede yine üç kuvvet vardır. İfratı fucur, tefriti humut ve vasatı iffettir der. Hadis-i şerif ise “İşlerin hayırlısı ortasıdır” buyurarak muvazeneyi kurmuştur. Bu vaziyetin diğer bir adı da, adl ve adalettir. Demekle gerçek ve insanî hürriyetin adalet olduğunu ifade etmiştir ve hatta ahlâkta irade ile mümkündür.

Gazali; Kehf Sûresi 46. Âyetindeki “El-Bakiyatü’s- salihat” ölümsüz iyilikler tabirinden ilim ve hürriyeti anladığı ifade edilmektedir, tutku ve kulların esaretinden kurtuluş olup, kanaatte de, bir hürriyet vardır der. (İhya, 111, 242-43)

Farabi: Hürriyet; “İyi olanı seçip yapma yeteneğidir” der. Ve Hürriyeti keremle eş anlamlı sayıp erdemi de ifade ettiğini söyler. Yine Farabi: Büyük önem verdiği sağlıklı düşünme ve irade gücüne sahip insanı “hür”, bunlardan mahrum olanı da, “köle tabiatlı” hayvanî insan olarak niteler. (et. Tenbih s. 16-17)

Okunma Sayısı: 917
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı