"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Zübeyrî sistemin mahiyeti…

Şükrü BULUT
27 Mart 2026, Cuma
12 Eylül İhtilâli’yle, Kemalistlerin öncülüğünde Anadolu’ya giren Küresel Münâfıklık, Müslüman dinî cemaatlerimizde depremleri tetiklemişti.

Anadolu’yu “Cebel-i Cûdi” olarak vasıflayan Bediüzzaman’ın eserlerini okuyanlarda da ihtizazlar oluyordu. Bazen, her tarafı, sisler veya zelzeleden çıkan gubar kaplarken, istikamet derdindeki Kur’ân hadimleri, “Zübeyrî çizgi”yi bir parola olarak kullanmışlardı.

Bu çizginin, Risale-i Nur talebeliğinden farklı olmadığını, Zübeyrî kelimesiyle –hâşâ– Bediüzzaman’ın talebeleri arasında bir ayrımın yapılmadığını ve kastedilen mananın; Said Nursî’nin 1916’da, ilk eseriyle girdiği mücahedesini 23 Mart 1960 baharına ulaştırdığı çizgiden başka bir şey olmadığını yazılarıyla ifadeye çalışan Nur Talebelerine rağmen, bazıları ısrarla farklılık yaftası devşirmeye çalıştılar. 

Zübeyir Gündüzalp’in hayatını, çok yerlerden okuyabiliriz. Nurları tanımasını müteakiben Üstad’ın hizmetinde bulunduğu zamanlarında yazdıklarını; Külliyat’tan ve diğer kaynaklardan okuyabiliyoruz. Onunla görüşmüş insanların hatıralarından hareketle kitaplar yazan kardeşlerimizin araştırmalarından da Zübeyir Ağabey hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz… Zübeyrî çizginin mahiyetini anlamak için bütün bunlar yeterli mi, dersiniz… 

“Zübeyrî çizgi”den maksat, Bediüzzaman’ın, Âhirzaman’ın imansız ve emansız dinsizliğine karşı Kur’ân’dan te’sis ettirdiği iman davasının; usulleri ve prensiplerinin bütünü ise, elbette yeterli sayılmaz. Ömürlerinin ekser günlerinde Risale-i Nur’lardan yirmi sayfa okuyarak külliyatın dünyasını keşfetmeden, Âhirzaman dinsizlerinin her gün yeniden düzenledikleri tuzaklarından haberdar olmadan, düşmanın cemaat içerisindeki tahribatlarının farkına varmadan, kötülük ve cinayetlerini zahirî bir-iki güzel tablonun arkasında gizleyebilen derin şerirlerin mahiyetlerini öğrenmeye çalışmadan, Said Nursî’nin yanındaki Zübeyir’i tanımak mümkün olamayacağı gibi, Zübeyrî çizginin mahiyetini öğrenmek de kolay değildir.

“Zübeyrî çizgi” denildiğinde, Bediüzzaman’a; dinsizliğe karşı yardıma koşmuş fert, hareket ve gayretler kastedilir. Buradaki hizmetlerin çeşitliliği, zamanlar, koşuşturmuş insanlar, coğrafyalar, enfüsten âfâka genişleyen/daralan dünyalar, bu çizgiyi anlamamızda perde olabilir. Yanıltıcı perdelere karşı yegâne çarenin Risale-i Nurlar olduğunu unutmadığımızda, oradaki pusulalarla istikamette kalabileceğimize inanırız. Risale-i Nurlardan farklı anlamlar çıkararak sıkıntıya düştüğümüzde ise, çevremizde bizim gibi Nurlara teslim olmuşlara sorarız, istişare ederiz. Onlarla aynı şeyleri görüp görmediğimizi, anlayıp anlamadığımızı, hissedip hissetmediğimizi test ederek gafletten uyanabiliriz. Sahabe-i Kiram ‘ın, Sünneti anlamada sıkıntıya düştüklerinde yaptıkları gibi…

Zübeyrî çizgi, yalnızca Risale-i Nur’u esas alır. Hatıralar, başka ağabeylerin anlattıkları ve hatta yazdıkları; Külliyat’ta yer almıyorsa, esas alınmaz. Risale-i Nur Külliyatındaki esaslara uygun olmayan her bilgi, hatıra veya yazı çöpe gider, Zübeyrî çizgide… Bilhassa “sosyal medyayla,” hava zerrelerine bindirilmiş âlemlerin inkişafında, Zübeyrî çizgiyi takip iyice güçleşti. Sanal ortamlarda muhabbete dalan Kur’ân hadimleri, o zemini hakikat zannederek esas mücahede meydanını terk ettiklerinin farkına varamıyorlar. Zübeyrî çizgideki bazı prensiplere itirazlarından dolayı, bulunduğu yerin şahs-ı manevîsinden istinkâf edenler; sanal muhabbet ortamlarında, Nur Kardeşleriyle; Zübeyrî çizgideki usul ve prensiplere aldırmadan devam ederler. İşin içine Nurlardan damlayan muhabbet katreleri de karışınca, hakikaten tadından vazgeçilmiyor. Peki hakikat… Kur’ân’ın emansız düşmanlarına karşı oluşturulan mücahede meydanlarında geçerli, kurallar, kaideler, usuller… 

Bediüzzaman’ın vefatından sonra kimseyi –tarikattaki gibi– vekil bırakmadığını, Nurları okuyanlar bilirler. Zübeyir yalnızca örnek bir talebedir, Üstadının yanında. Çevresindeki talebelerine Zübeyir’i misal gösteren Üstadımız, Nurlara havale ediyordu. Meselenin Nurlar’dan araştırılmasını, istişaresini, dikkati, muhabbetle hareketi ve en önemlisi tesanüdü talebelerinden istiyordu. Nihayet Zübeyir de öyle yapmamış mıydı? 

Bediüzzaman’ın kendi yerine tayin ettiği vekilinin, Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsi olduğunu bilenler, bu şahs-ı manevînin, kaideleri Nurlarda belirtilmiş meşveret olduğunu da biliyorlar. Zübeyrî çizgiden maksadın da bu şahs-ı manevî olduğunu, bir kez daha hatırlamış olduk. 

Okunma Sayısı: 205
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı