"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Mi’rac’la yükselerek kurtulmak...

Şükrü BULUT
16 Ocak 2026, Cuma
Sele kapılmış musibetzedeye, halattan bir merdivenin uzatıldığını gördünüz mü?

Hayatları tehdit eden sele mukabil; dünya/ahiret hayatlarımızı kesret sellerinde sürükleyen Âhirzaman’ın felâketinin tarifi yapılmadan, hadisenin dehşeti anlaşılır mı, hiç?

Fertle ve cemaatle yaşadıklarımızı, yüz sene önceki mü’minlere tasvir imkânımız olsaydı, rahat hallerimizi gören o insanların; havf ve dehşet içinde, geldikleri yere kaçacaklarını biliyoruz. Hadis kitaplarındaki “fitneler” kısmını okuduğumuzda, verilen haberlerin başkaları için olduğunu düşündük. Günü değil, seneyi donduran zemherilerin, depremlerin, Kerbelâ’nın, tehcirlerin, ateşlerin ve yetimlerin ortasına düştüğümüzün farkına varamadık. 

Önce; dinsiz felsefenin “kişisel gelişim” hücumuyla zihinler işgale uğramıştı, sonra da insanlarımız ve mahrem hayatlarımız… Okuldan hastaneye, sayfiyeden kahveye, dile musallat işgalin; tüm hayatları samyeliyle kavurduğunu da görmezden geldik. İktisadî, siyasî, ilmî, idarî, dinî, tarihî ve tüm sosyal dairelerimizde;  düşmanlarımızca hayatlarımızın değişim perdesindeki dizaynını gördüğümüzde; 15 Temmuz’la birlikte bütün cemaatler tutsak edilmişti. Kur’ân’dan bir nasihat veya meselelere çözüm bulmak isteyenler, korkudan geriye çekildiler. Ve dünyamız olan bitene gözlerini açamadan, Çin üzerinden COVID-19 ile ilâhlığını ilân eden bir kısım küresel materyalist elit; insanlığı sürüler sınıfına dâhil ederek; yalnızca ağılların kapılarını değil, insanların yüzlerini de kapattılar… Böylece âhirzaman’ın insanlarını, fitnelere karşı uyarmak üzere meydana gelen her imtihanı kaybettik…

Yalnızca imtihanı kaybetmedik; okumayı, düşünmeyi, mukayeseyi, güzel sanatı, muhabbeti, merhameti, temizliği, doğruluğu, bir arada yaşamayı, tefekkürü de kaybettik… Kaybettikçe, bulunduğumuz beyabanlardan derelere doğru yuvarlanmaya başladık… Kaybettiğimiz yalnızca irtifa değildi; aklî melekelerimiz, vicdanlarımız, hafızalarımız ve hatıralarımız öyle zarar gördüler ki; artık nesilleri, “COVID-19’dan önce–COVID-19’dan sonra” diye kategorize ediyoruz…

Payımıza hep tedenni, hep yuvarlanmak ve kaybetmek mi düşecekti, dersiniz? Hayır…  Bu, Rabbimizin adaletini ittihamdır. Felâketlere hazırlıksız yakalanmışlığımızdan tutalım, manevî teçhizattan mahrumca sürdürdüğümüz hayatlarımıza kadar… Kur’ân’ın, zamanımızın fitnelerine ve dertlerine yazılmış reçetelerine ve ilaçlarına bakmayanlar biz değil miyiz?

Yiğit düştüğü yerden kalkmaz mı? İçinde bulunduğumuz Şuhur-u selaseyi; kalkışa fırsat olarak değerlendiremez miyiz? Rabbimiz adına bizi kucaklayan Receb-i Şerif’in arkamıza düşmesi bize ümitsizlik vermemeli. Zira Mi’rac ile yükselme şansına sahibiz… İçine düşürüldüğümüz gayyavari felâket ve dertlerden bizi yukarıya çekecek Mi’rac merdivenini yakalayanlar; birkaç gün içinde yükseldiklerinin mutlaka farkına varacaklardır. Böyle manevî bir merdiven olmadan, yukarıda kısmen saydığımız felâketlerin içinden çıkmamız zor görünüyor. Kurtuluşun kolay yolu, Mi’rac’la yükselmek olmalı. Maddî-manevî bütün musibetlerden ve engellerden salimen kurtulmanın yolu… O kadar kolay ki… 

Günde beş defa, tevbe ve ferec merdiveninin ineceği meydanda içtenlikle beklemek… Önümüzde, Efendiler Efendisi ve Güzeller Güzeli olanın bize hediye ettiği bir Şaban-ı Muazzama var ki;  inşaallah geçmişteki perişanlığımıza keffaret olacak imkânlarla dolu… Günlük hayat seyrimizi azıcık değiştirerek… Kazançların ondan bine çıktığı bu panayırlarda alışveriş yapmamanın büyük ahmaklık olduğunu, arifler bilirler…

Mi’rac’la yalnızca kesretten, masivadan, beş duyumuza hücumdaki günahlardan ve manevî sıkıntılardan kurtulmuyoruz. Yükseldikçe; bizden küsmüş, semada mahzunca bizi bekleyen kayıplarımıza da kavuşacağız. Zaman genişleyecek, mekân bildiğiniz gibi… Ve İKRA katına kadar seyahatimiz devam edecek… Kur’ân’ın semamıza girdiği kapının önünde İKRA’nın tarrakalarıyla  zamana dirileceğiz. Melekvari hallerimizle, oruçlu, bütün duyguları ve bakışları Rabb’lerinin rızalarına kilitli olduğu halde, göklerimizin Şark’tan Garb’a nurlandığına şahit olduktan sonra; üç aylık yolculuğumuzla yeni bir hayat tarzı ve düşünceye ulaşacağız.  

Sözünü ettiğimiz hadisenin; bize sonsuz şefkati olan Rabbimizin bir ihsanı, fırsatı veya ikramı olduğunu düşündüğümüzde, heyecanlanmamak mümkün mü?

Okunma Sayısı: 197
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı