Müzâkereli dersteyiz. Metinde "Nebî Aleyhisselâm, ubûdiyet cihetiyle muvahhidînin kalplerini ıyd ve cuma ve cemaat namazlarında ittihad ettiriyor ve dillerini bir kelimede cem ettiriyor." ifadesi geçti. Bu cümle zihnimizde dijital dünyada kitleleri peşinden sürükleyen bir güç olan "Trend Topic (TT) olmak" kavramını hatırlattı. Teknik açıdan bir kelimenin TT olması için sadece çok paylaşılması yetmiyor; asıl sır "eş zamanlılıkta" ve "ortak bir kavramda odaklanmada" saklı. Algoritma, binlerce farklı bilgisayardan, aynı anda, tamamen aynı harf kombinasyonuyla yükselen bir veri ivmesi yakaladığında, o konuyu küresel bir gündem olarak ilan ediyor.
Siber âlemin parlayıp sönen bu sun’î algoritmaları; İslâmiyet’in kâinat çapında işlettiği o şeâirin, ittihad-ı İslâm’ın şahs-ı manevîsinden süzülen o kolektif şuurun sönük bir taklidinden ibaret.
Mesnevî-i Nuriye’de, "vaktin evvelinde Kâbe’yi nazara alarak cemaatle namaz kılmanın" hakikatiyle bu eş zamanlılık sırrı anlatılır. Aynı vakit dilimi girdiğinde, dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca mü’minin, zihnî ve kalbî frekanslarını tek bir merkeze, Kâbe’ye kilitleyerek saf tutması akıl almaz bir odaklanma mühendisliğidir. Efendimiz’in (asm) "Amellerin en faziletlisi hangisidir?" sualine verdiği "Vaktinde kılınan namazdır." cevabındaki derinlik, kâinat çapındaki bu manevî rezonansa en güçlü sinyali gönderme sırrıdır. Vaktin evvelindeki o saniyeler, yeryüzünün en büyük ortak gündemine dâhil olunan o ilk dijital rezonans ânı gibidir.
Bu muazzam eş zamanlılığın hayattaki en açık yansımalarından birini de iftar vakitlerinde yaşarız. Milyonlarca insan, dünyevî hiçbir gücün, hiçbir yasanın yaptıramayacağı mutlak bir sükûnetle ezanı bekler. Ve tek bir semavî emirle, oruçlar aynı anda açılır; çarklar aynı salisede dönmeye başlar. Tıpkı cephedeki bir ordunun tek bir kumandanın emriyle "Allah Allah!" nidâlarıyla hücuma kalkması gibi; ehl-i iman da tek bir merkezden idare edilen o muazzam cemaat nizamının neferi olduğunu fıtraten hisseder ve kâinata ilan eder.
Arafat meydanında, bayram namazında, milyonlarca kalbin aynı anda "Allahu Ekber" nidasında birleşmesi, aslında yeryüzünün semavata karşı durup Arş’ı titreten seslenişini hissettirir. Yer, semavattaki arkadaşlarına sesini duyurmaktadır. İslâm’ın, şahsî farzlardan bile kıymetli olan bu muazzam şeâiri, kâinatın en hakiki "Trend"idir.
Üstelik bu nidâ, kaybolmayan bir sestir. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın bin üç yüz sene evvel Âl ve Sahabîleriyle başlattığı o ebedî kelâmın, zaman ve mekânı aşan aks-i sedâsıdır. Tarihlerin ve mekânların birleştiği bu muhteşem dairede, namaz sonrasındaki tesbihat, Tarikat-i Muhammediyenin (asm) virdidir. Vaktinde kıldığımız her namazın ardından, O'nun (asm) serzâkirliği etrafında, "Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahu Ekber" kelimeleriyle örülen o sonsuz halkayı tamamladığımızı fark ettirir.
İnsanoğlu bir anlık "TT" olabilmek, kalabalıklar içinde kendi cılız sesini duyurabilmek için debelenirken; kâinatın en büyük, hakikî ve ebedî gündeminin bir âzâsı olarak mü’minlerin, küre-i arzın nidâsına ortak olduğunu fark etmesi ne muazzam bir devlettir. Bizi bu çağın derin yalnızlık dehlizlerinden kurtaracak yegâne çare de, sun'î kalabalıklar içinde yeni bir trend için çalışmak değil; asırlardır dönen bu kudsî, kürevî nizamın içinde saf tuttuğumuzu kalben hissedebilmektir.