"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kelime mezarlığı (2)

Nahit TOPALOĞLU
01 Temmuz 2026, Çarşamba
Kelimeler bir ihtiyaçtan doğmuşsa, bu kelimelerin hayatiyeti uzun oluyor.

Fıtrî bir doğum neticesi dünyaya gelen bebek ile, hayata gözlerini sezaryenle açmış çocukların sıhhî durumları farklı olmaktaymış. Sezaryenle doğan çocukların immün sistemleri daha zayıf olduğundan, hastalıklara daha mukavemetsiz imişler. Hekimler, bu sebeple “normal doğum” yapılması, bebeğin doğum ânında fıtrî sıvıları emmesi gerektiğini söylemekteler.

Kelimeler de her zaman -insanlar gibi- fıtrî doğuma mazhar olmazlar. Hele Süfyaniyetin hükümfermâ olduğu coğrafyamızda. 

Kimi sezaryenle, bazıları da tüp bebek yöntemiyle hayata geçirilmeye çalışılmış sözcük(!)ler, devletin resmî kuvözlerinde sun’î teneffüsle yaşatılmaya çalışılan tilcik(!)ler ve her şeye rağmen halkımızın kelime mezarlığına defnetmeye muvaffak olduğu nice cenazeler:

betke, söydeşi, tükelmek, tanmalı, ep, usul (akıl), üycük, budunbuyrumcu, uzabilig, buğulu(vapur),  esenek, öğrenek(dershane), kurağ, önüt, günce(gazete), tutkuca(trajedi), dokunca (zarar), yılınç, bağlanç (din), kısıklık (zaruret), görmük, gücün(cebren), gökçeyazın (edebiyat), duyganlık (hassasiyet), yoru(mana), düzeyit (nesir), uzabilik (tarih), tüp(asıl), tansıklamak( hayret etmek)… 

Bu cenazelerin defnedildiği mezarlıklardan birinin adı, “Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu” adlı betik(!)tir.( TDK1935)

Prof. Timurtaş Hoca, “Gramer kaidelerine uygun, mânâca yanlış olmayan yeni bir kelime, uydurma bir kelime değildir. Uydurma kelime, yanlış eklerle yapılan; ses, şekil veya mânâca noksan olan kelimelerdir.” der ve devam eder:

“Eklerin yanlış kullanılması (fiil köküne getirilmesi gerekenlerin isim köküne getirilmesi veya aksi), mânâ ve fonksiyonlarının değiştirilmesi, başka dillerden alınması, başka dillerdekine benzetilerek yapılması gibi durumlar dışında doğrudan doğruya uydurulan ekler de görülmektedir.” 

 Meselâ Fâzıl Hüsnü Dağlarca'ya ait şu mısrâlar:

Gece utanrı giderim  

Dağlara yanrı giderim 

Duyar inanrı giderim

 Şiirdeki “-rı” eki (utan-rı, yan-rı, inan-rı) uydurma eklerdendir. Türkçede “-rı” diye bir ek yoktur; doğrudan doğruya şairin mâbâdinden çıkma bir uydurmadır.

***

İfratlar tefritleri doğurduğundan, yoğurdu üfleyerek yeme hesabı, bazı hassas kardeşlerimiz, usulüne uygun doğumla hayata gözlerini açan kelimelere de cephe almaktalar.    Yeni Asya KÖPRÜ dergisinin 169.sayısında  yer alan bir yazının başlığını fotoğraflayan bir kardeşimiz, fakire whatsApp’tan serzenişte bulunuyor: 

-Neden uydurukça kullanıldı?

Düzce şahs-ı mânevîsinin yıllar süren müzâkereli okumaları neticesi vücut bulmuş 4 imzalı bu yazının başlığı: “Yeni Bir Düzen Arayışı: Risâle-i Nur’dan Bir Yönetişim Modeli”

 İmza sahipleri içinde edebiyatçı ben olduğum için sanırım,  fakirden hesap soruyor. Anlaşılan, “yönetişim” sözüne takılmış.   

Cevapladım:

“… Kardeşim, yazı; kıymetli ve orijinal. Düzceli  kardeşlerimizin 5-6 senedir ESDE başta olmak üzere Nurların satır aralarında müşterek zihin terleri dökme neticesi şekil bulmuş bir yazıdır. Mevcut cehd, hâlâ devam etmekte. Muhtevâ hakkında değerli fikirlerinizi bekleriz.                                   

Uydurukça dediğiniz şey, sanıyorum "yönetişim" lafzıdır. Bu kelime yerine tavsiye edeceğiniz bir kavram varsa, onu da bildiriniz. Kelime klasik tâbirle "uydurukça" değildir.  Yani zaten ecdadın kullanageldiği bir kelimeyi ademe mahküm etmek maksadıyla eskisinin yerine ikáme için uydurulan bir "terim" değildir. Dikkat ederseniz "terim" dedim. Çünkü yeni ihdas edilmiş bir terimdir bu lafız. Dilin káidelerine mugáyir bir durumu da yok.

Okunma Sayısı: 802
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • HÇeşitcioğlu

    1.07.2026 09:00:12

    B/ “Dil bir ırmak bir çınar gibidir, sular değişir, ırmak da değişir, çınar büyür kurur yeşerir” NSNanarlı/ Türkçenin Sırları. - Kullanılmayan kelimenin yenisi eklenir veya ölür, ihtiyaç varsa 40 yıl sonra yerleşir; sel sal gibi. - Eskide; dili sanatçı yazar ilim ve filim adamları üretir tutan tutardı, şimdi ise yetenekli herkes kelime kelam üretebilir;toplum tutarsa tutulur; değilse zamanla yutulur veya unutulur veya yüzyıllar sonra dirilir daha doğrusu işliyerek diriltilir onarılır, dil binasında yerini alır: RNur’un dini imani Kurani Nebevi kavramları onarıp diriltmesi gibi…

  • HÇeşitcioğlu

    1.07.2026 08:59:28

    A/ 1. sözden : selamet-le, şaki-lerin şefaat-çi tabla-cılık şakk-eder…- Üstad Nursi ; kelime üretim türetiminde de rehber ve kılavuzdur. - R Nur’ da arapça farsça kelime sonlarına cı cu çı çu ler lar ekleri getirip Türkçe kelime ve kavramlar türetmiştir, hatta evliyalar vb şekilde galatlar da var ve doğrudur; sorun” mananın doğru anlatılıp algılatılması” dır gerisi, bir yönden festeki püskül gibidir. Muhakemat- Ayeütülkübra Münacaat serüvenini inceleyip tetkik etmeli,Üstadın ilk türkçesi; Van/ Küresin Türkçesinin RNur’ dan izini sürmeliyiz!

  • S. Pelin Kurukahveci

    1.07.2026 08:14:58

    Uydurukça kelime kullanmamak bahanesiyle ucuz tarih dizilerine benzemeye gerek yok elbette. Ancak Risale-i Nurların tedrisinden geçmiş ağabeylerimizin ağzından dökülen kelimelerin de bir arka planı olsun istiyoruz. Günümüzün basit, ilmi, literal, popüler diliyle konuşan yazarlarına benzeyip özümüzü unutmayalım.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı