Lâhika Okumaları...
Kastamonu Lâhikasında:
Kastamonu’ya sürgün edilen Üstad, Risale telifine de talebeleriyle mektuplaşmaya da devam etmiş.
İşte bu mektuplardan birinde, “Bu zevkli, güzel, meraklı, şirin bir maksada giden bu tevafuklu yol... gaybî esrarı açacak olan meslek...” diye bahsettiği Rumuzat-ı Semaniyeye ile çok fazla meşgul olmadığının sebebini, iman hizmetine ağırlık verilmesi gerektiğinden, “[...] o yolda fazla istihdam edilmedik.” dedikten sonra da, tevafuk mesleğiyle meşguliyetin sonucunda, Risale-i Nur’un makbuliyetine ve Risalelerin bu zamanda Kur’ân’ın manevî bir mu’cizesi olduğuna deliller ve imzalar çıktığını da beyan etmiş: “[...] Risale-i Nur’un hakkaniyetine bir imza ve cezaletine bir ziynet ve huruf-u Kur’âniyenin intizamından ve vaziyetlerinden tezahür eden bir nevi i’câz çıktı.” (71. Mektup, s.117.)
Üstad diğer bir Mektubunda; Yirmi Beşinci Söz olan Mu’cizat-ı Kur’ân’ı esas yaptıklarını ve Külliyatın sair yerlerindeki “i’câz-ı Kur’ân’a” dair kısımların da eklendiği Zülfikar Mecmuası’na, Rumuzat-ı Semaniyeden da zeyiller yapıldığını zikrediyor: “Ezcümle, Ayetü’l-Kübra’nın Kur’ân’a dair On Yedinci Mertebesi, Yirminci Söz ve Sure-i Fethin âhirki ayetin mu’cize olduğuna dair Yedinci Lem’a ve Fihriste’nin Rumuzat-ı Semaniye’ye dair mühim parçaları ve Kenzü’l-Arş’ın iki nüktesi gibi parçalar o zeyillere girmiş. Aynen, Mu’cizat-ı Ahmediye’nin zeyilleri gibi parlamış.” (87. Mektup, s.142.)
Kastamonu Lâhikasında ayrıca Rumuzat-ı Semaniye’nin Dördüncü Remzi olan “Sırr-ı İnna A’tayna” hakkında bilgi veren iki tane de mektup vardır. (49 ve 129. Mektuplar)
Bunlardan “Ehemmiyetli, fakat bir derece mahremdir” üst başlığı ile yayımlanmış mektupda İslâmiyet’e darbe vuranların akıbetleri anlatıldıktan sonra, “Yalnız bu fıkrayı zararsız görseniz haslara gösterebilirsiniz.” notuyla sonlandırılmış. Bu mahrem haliyle de günümüz Kastamonu Lâhikasında neşredilmiş. (49. Mektup, s.90)
Risale-i Nur Müellifi Said Nursî Hazretleri, Rumûzât-ı Semâniye’nin yazıldığı döneme ait kritik bilgilerin yer aldığı mektuplarının birinde o zorlu günlere ışık tutar. Hatt-ı Kur’ân’ın yasaklandığı, ezanın değiştirildiği ve Şeair-i İslamiye’ye hücumun yoğunlaştığı bir devirde bu risale ilk defa telif edilmiştir. Üstad Hazretleri; telif esnasında acele edildiğini, gençlik yıllarında ezberlediği kitaplardaki malumata itimat ettiği için harflerin sayıları hususunda tereddüde düştüğünü ve eski ulemanın tefsirlerindeki rakamlarla kıyaslamalar yaptığını belirterek o dönemi şöyle nakletmektedir: “Rumûzât-ı Semâniye’yi yazdığım zaman hem çok acele telif edilmiş; hem benim eski mahfuzatıma itimad ederek, takribî iki mikyas yaptım. Onunla, hem eski ulemanın hesaplarına binaen hurufat-ı Kur’âniyenin i’caz cihetinde esrarını yazdım... Sonra tahkikî bir hesap yaptım. Bizimki doğru.”
Kur’ân’da yaklaşık 300 bin küsür harf, 70 bin civarı kelime, 6 bin küsür ayet olduğundan, alfabedeki her harfin tekrar sayıları, hangi surede kaç tane harf ve kelime kullanıldığı, kaçıncı surede, hangi harfin surenin sıra numarasına tevafuk ettiği, Kur’ân’ın kaçıncı sayfasında kaçıncı satırında hangi harf ve kelime kaç kez tekrarlandığı gibi yoğun rakamlar üzerinden Kur’ân’ın beşer kelâmı olamayacağının ispat edildiği bu eser için mektubun devamında Bediüzzaman Hazretleri, büyük sayılardaki küçük farkların tevafuk sırrına zarar vermeyeceğinin bir kaide olduğunu vurgulamış ve “Madem böyle azîm yekûnlardaki tevafuklarda küçük küsuratlar ve küçük farklar zarar vermez diye, daha tam tamına tahkikî bir tarzda bütün Kur’ân’ı, bütün hurufatıyla ve kelâm ve kelimatıyla hesap etmeye ve letaif-i i’caziyeyi onunla tam takviye etmeye vakit bulamadım. Zalimler bana vakit bırakmadılar.” demiştir.
Rumuzat-ı Semaniye’nin telifinde kullandığı sayıların yaklaşık olarak ezberindeki bilgiler ve eski ulemanın hesaplarındaki adetlerle iktifa eylediğini belirtmiştir. (134. Mektup, s. 216.)