Hayat bazen insanın üstüne üstüne gelir ya, hani her köşeden bir dert, bir baskı ya da haksız bir suçlama...
İşte tam öyle anlarda, insan neye tutunacağını şaşırır. Korku bir virüs gibi yayılmaya çalışırken, pusulayı şaşırmadan doğru bildiğin yolda yürüyebilmek her babayiğidin harcı değildir. Tarih boyunca topluluklar da, büyük fikir hareketleri de hep bu virajlardan geçmiş.
İşte tam bu cinsten fırtınalı bir dönemde, Bediüzzaman Said Nursî öyle bir söz etmiş ki, insanın içine su serpiyor, dizlerine derman oluyor. Demiş ki: "Dikkat ediniz, dört cihetle bize taarruz var. Demir gibi sebat ediniz. Bir halt edemezler."1
Üstad orada oturup pembe tablolar çizmiyor; tehlikenin farkında, "Dört bir yanımız sarmışlar, durum ciddî" diyerek gerçeği açıkça ortaya koyuyor. Ama asıl numara nerede biliyor musunuz? Saldırının ne kadar büyük olduğunda değil, haklılığa inanan insanın içinde bulacağı o devasa dirençte.
"Demir gibi sebat ediniz" derken kastettiği şey sadece kuru bir inat değil. Fikirde, ahlâkta, prensiplerde eğilip bükülmemek. Çünkü dönüp tarihe bir bakın; büyük hareketler, dertler dışarıdan geldi diye yıkılmamış, içerideki o "Acaba?" dedirten ümitsizlik yüzünden un ufak olmuş. Paniğe kapılmayan, adaletten ve hukuktan milim sapmayan insanlar en hırçın dalgaları bile atlatmış hep.
Gelelim sözün o en can alıcı, en bizden kısmına: "Bir halt edemezler!" Bu laf, öyle kibirli bir meydan okuma falan değil. Hakikate o kadar yürekten inanmış ki, o sarsılmaz güveni bizim halkın diliyle, en samimî haliyle haykırıvermiş. Mesaj çok net: Eğer sen doğru, adil ve meşru bir zeminde duruyorsan, sana saldıranların ömrü çok azdır. Hakikat belki bir süre gölgede kalır, hırpalanır ama günün sonunda hep ayakta kalır.
Bugün de durum çok farklı değil aslında. Hangimiz zaman zaman farklı düşündüğümüz için baskıyla, ötekileştirilmeyle ya da haksız ithamlarla karşılaşmıyoruz ki? İşte böyle anlarda öfkeye yenilip yakıp yıkmak yerine; sakin kalmak, hukukun içinde durmak ve o ahlâkî üstünlüğü kaybetmemek en büyük güç. Çünkü kalıcı zaferler bağırıp çağırarak değil; sabırla, sebatla ve karakterle kazanılıyor.
Uzun lafın kısası; bu söz zor zamanlarda hepimizin yüreğinde taşıması gereken bir pusula. Karşındakilerin ne kadar kalabalık olduğu hiç önemli değil; asıl mesele senin inancının ne kadar sağlam olduğu. Eğer demir gibi sağlam durabilirsek, haklı bir davayı yıkmaya kimsenin gücü yetmez. Unutmayasun, tarih dün de metanetini koruyanları yazdı, yarın da yazacak.
Kaynakça:
1- Kastamonu Lâhikası, s. 131.