Bazı insanlar vardır ki bir mahkeme salonuna yalnızca avukat olarak değil, iman ve cesaret abidesi olarak girerler. Nur davasının unutulmaz müdafii Avukat Bekir Berk de böyle bir insandı.
Yıl 1973. İki yıl ilkokul öğretmenliği yaptıktan sonra askerlik görevimi yapmak üzere Kütahya'daki, halk arasında "Ali Okulu" olarak bilinen Okuma-Yazma Okulu'nda görevlendirilmiştim. Risale-i Nur'la tanışalı çok olmamıştı. Aynı okulda askerlik yapan üç öğretmen arkadaşımla birlikte Kütahya Nur Medresesi'nde kalıyor; Şerafettin Kartal, Kamil, Feyzullah, Mesut Ermumcu ve diğer ağabeylerle hemen her günümüzü iman ve Kur’ân hizmetleriyle geçiriyorduk.
Bir akşam gözaltına alındık ve yargılanmak üzere Eskişehir Sıkıyönetim Komutanlığı Askerî Mahkemesi'ne sevk edildik. Haberi alan Avukat Bekir Berk ağabey, adeta Hızır gibi imdadımıza yetişti.

Mahkeme başladığında üç hâkim ve bir savcı yüksek kürsüdeydi. Biz ise sanık sıralarında oturuyorduk. Gözaltı sürecinde türlü sıkıntılar yaşamıştık. Ancak artık mahkeme huzurundaydık.
Bekir Berk kendisini tanıtınca hâkimlerin yüzlerindeki şaşkınlık dikkat çekiyordu. Ardından:
"Sayın Heyet-i Hâkime..." diyerek söz aldı ve önceden hazırladığı uzun müdafaasını okumaya başladı. Bizler müvekkillerinden bahsetmesini beklerken o, Risale-i Nur'dan İsm-i Adl dersini anlatıyordu.
Şu sözleri hâlâ kulaklarımda çınlar: "Sizler ve bizler, yalnız burada hüküm vermekle değil, Mahkeme-i Kübrâ için delil toplamakla da mükellefiz. Burada verdiğimiz kararların hakikî hükmünü Allah verecektir. Bizler de yaptığımız yargılamalardan yargılanacağız. Delilleriniz hazır mı?"
Mahkeme heyetinin yüzü bir anda değişmişti. Reis hâkim ise yorgunluktan sık sık uyuyakalıyor, uyandığında da: "Bitmedi mi Bekir Bey?" diye soruyordu.
Oysa Bekir Berk yılmadan anlatmaya devam ediyor; kâinattaki nizam ve adaletin Allah'ın Adl isminin tecellisi olduğunu, insanların da adaletle hükmetmek zorunda bulunduğunu ifade ediyordu.
Duruşma ertelendiğinde koridorda kendisine:
"Bekir Ağabey, kendinizi boşuna yoruyorsunuz. Adamlar sizi dinlemiyor" dedim.
Bir şahin gibi doğruldu ve gür sesiyle: "Keçeli! Biz sözlerimizi onları duysunlar diye mi söylüyoruz sanıyorsun? Şu anda Mahkeme-i Kübrâya sesleniyoruz. Semavattaki melekler ve ruhaniyat bizi dinliyor. Biz hakikati kayıt altına alıyoruz!" dedi.
Aradan yarım asırdan fazla zaman geçti. O sözleri hâlâ unutamadım. Çünkü Bekir Berk, mahkeme salonlarında yalnız müvekkillerini değil; hakkı, hakikati ve adaleti müdafaa eden bir kahramandı. Allah rahmet eylesin. Rabbim bizleri de ebedî âlemde onunla birlikte hakikat ehlinin safında haşretsin.