"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Her akşam bir kıyamet, her sabah bir haşirdir

18 Ekim 2021, Pazartesi

“Halk içinde mu’teber bir nesne yok devlet gibi,
Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi.” 


Kanunî Sultan Süleyman

***

Kanunî Sultan Süleyman, cihan devletini bir nefese feda edecek kadar sağlığın önemli olduğunu vurguluyor. Bir nefeslik havanın kıymetini en iyi anlayanlar her halde, koronavirüs musîbetine maruz kalıp da, nefes alma güçlüğü çekenlerdir. Etrafında herkesin kolaylıkla aldığı havayı ciğerlerine çekememek, boğularak öleceğini hissetmek, insanın ne kadar âciz olduğunu göstermeye yeter. Demek ki, mülkün sahibi kim ise, mülkündeki nimetlerin sahibi de odur. İnsan, havanın içinde bulunduğu halde, hava almaktan âcizdir. Cenab-ı Hak, hikmetinin gereği bazı insanları hava içinde hava ile boğduğu gibi, bazılarını da su içinde su ile boğabilir. İsterse, bunlardan bazılarını tekrar kurtarır ve hayata döndürür, bazılarını da hava ve suyu vesile ederek huzuruna alır.

İşte böyle ağır bir imtihandan geçerek tekrar hayata dönenler, “ölümden döndüm” diyerek (aklı ve imanı varsa) âcizliklerini itiraf eder, Allah’a şükrederler. Bu imtihandan hisselerini alarak, Allah’ın kudretine teslim olurlar. 

Ölümden dönmüş olmak için ağır bir hastalık geçirmeye veya büyük bir kaza atlatmaya da gerek yoktur. Aslında her insan her gün ölümden dönmektedir. Zaten her an ölümle iç içe yaşamıyor muyuz? Sabah evimizden çıkarken, akşama sağ salim dönebileceğimize dair bir garantimiz olmadığı gibi, akşam yattığımızda ertesi günü sağ salim kalkacağımızın da garantisi yoktur.

Uyku da bir nev’î ölüm değil midir? Akşamları yatağımıza uzandığımız zaman, hepimiz uyku denen ölümün kollarına kendimizi bırakıyoruz. Uyku moduna geçtiğimiz zaman, dünya ile ilişkimiz kesiliyor. Ruhumuz ceset dediğimiz elbisesini çıkarıp yatağın üzerine bırakıyor, başka âlemlerde, hayatın başka boyutlarında gezintiye çıkıyor. O sırada yatağımız bir mezar, çarşafımız bir kefen, yorganımız da üzerimizdeki topraktan farksız oluyor. Daha sonra da Allah’ın izniyle ruhumuz yuvasına dönerek ceset elbisesini giyiyor. Sabah olup da uyandığımız zaman ise, haşir sabahında kabrinden silkinip kalkan mahşer ehli gibi, yorganı üzerimizden sıyırıp kalkıyoruz. Yani her gün ölümden dönmüş oluyoruz. Her akşam ölüyor, her sabah diriliyoruz. 

Mahşer günü Mahkeme-i Kübrâ’ya çağrıldığımız zaman, günahlarımızın verdiği sıkıntı ve pişmanlık içinde “Allah’ım bana bir fırsat daha ver, tekrar dirilt de dünyaya gönder, ben de Sana hakkıyla kulluk edeyim” diye yalvardığımızda, Rabbimiz “Ben sana ömrün boyunca her gün bir fırsat verdim, her akşam öldürdüm, her sabah tekrar dirilttim, o zaman aklın nerdeydi?” derse, verecek bir cevabımız olmayacaktır.

Şimdi kendimizi şöyle bir sorguya çekelim. Her sabah yatağımızdan kalkarken “Allahım Sana şükürler olsun, bugün de yaşıyorum, bana bir fırsat daha verdin, ben de bunu en güzel şekilde değerlendirip Sana olan kulluk görevimi daha iyi yapmaya gayret edeceğim” diyerek hayatımıza çeki düzen veriyor muyuz? Her sabahı yeni fırsat bilerek en güzel şekilde değerlendirmeye gayret ediyor muyuz? Yoksa ölümden döndüğümüzün farkında olmadan ölü gibi yaşamaya devam mı ediyoruz?

Her akşam bir kıyamet, her sabah da bir haşir olduğuna göre hayatımız boyunca ölüp ölüp diriliyoruz demektir. 

Öyleyse, her gece “Bu son uykum olabilir” diyerek yatağımıza girmeliyiz. Sağ sâlim uyandığımız zaman da, “Çok şükür bugün de ölümden döndüm, günahlarımın affı için elime bir fırsat daha geçti” diye sevinmeli ve şükretmeliyiz.

Okunma Sayısı: 2229
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Said Yüksekdağ

    18.10.2021 16:52:13

    Allah razı olsun Abdil Ağabeyim.. Şu cümleler çok hoşuma gitti:"O sırada yatağımız bir mezar, çarşafımız bir kefen, yorganımız da üzerimizdeki topraktan farksız oluyor. Daha sonra da Allah’ın izniyle ruhumuz yuvasına dönerek ceset elbisesini giyiyor. Sabah olup da uyandığımız zaman ise, haşir sabahında kabrinden silkinip kalkan mahşer ehli gibi, yorganı üzerimizden sıyırıp kalkıyoruz. Yani her gün ölümden dönmüş oluyoruz. Her akşam ölüyor, her sabah diriliyoruz."

  • Cenk Çalık

    18.10.2021 16:28:59

    Yazınızı okuyunca "İnsanlar uykudadır ölünce uyanırlar" hadisi aklıma geldi. Bela, musîbet, kazalar belli düzeyde uykudan uyaran ikaz olsa da çoğu zaman eskiye dönmekte zorlanmıyoruz. Gaflet ve ülfet o denli kalınlaşmış ki bu hayati mevzulatı düşünmeye fırsat bulamıyoruz. Anlaşılan o ki bu güzide hakikatleri nefsimizle başbaşa kalarak çözmek pek mümkün görünmüyor. O halde şahs-ı manevi'nin ipimi sımsıkı sarılmak elzemdir vesselâm...

  • Okur

    18.10.2021 04:03:21

    “…haşir sabahında kabrinden silkinip kalkan mahşer ehli gibi, yorganı üzerimizden sıyırıp kalkıyoruz.” Sana hakkıyla kulluk etmek… İnşallah, inşallah..

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı