"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Abdülhamid’e oklar atıp hücum edenler

Abdülbakî ÇİMİÇ
02 Ağustos 2021, Pazartesi
Bediüzzaman’ın Hayatı’ndan Tesbitler (118)

Bediüzzaman, 31 Mart 1909’da Divan-ı Harb-i Örfî’deki müdafa’atının onbirinci cinayetinde, Sultan Abdülhamid ile ilgili kısımda şöyle der: “Saadet tevehhümüyle, o vakitte şimdi münkasım olmuş, şiddetlenmiş olan istibdatlar merhum Sultan-ı Mahlû’a (Sultan Abdülhamid’e) isnat edildiği hâlde, onun Zaptiye Nazırı ile bana verdiği maaş ve ihsan-ı şahanesini kabul etmedim, reddettim. Hata ettim; fakat o hatam, medrese ilmi ile dünya malını isteyenlerin yanlışlarını göstermekle, hayır oldu. Aklımı feda ettim, hürriyetimi terk etmedim. O şefkatli sultana boyun eğmedim, şahsî menfaatimi terk ettim.” 1 Bediüzzaman “İstibdatlar merhum Sultan-ı Mahlû’a isnat edildiği hâlde…” sözüyle, Jön-Türk Hareketi’nin başladığı zamanları kastetmektedir. Gerçekten o zamânlar, başta Namık Kemâl, Ziya Paşa ve sonrasında Mehmet Âkif gibi mücâhid, edip şairler, hürriyet-perverler, Sultan Abdülhamid’e şiddetli hücum ettikleri ve bütün istibdad ve tahakkümleri onun şahsından bilip itiraz ettikleri görülüyor. Halbuki Bediüzzaman “Zannederim, asr-ı ahirde İslâm ve Türk hürriyetperverleri, bir hiss-i kablelvuku ile bu dehşetli istibdadı hissederek oklar atıp hücum etmişler. Fakat, çok aldanıp, yanlış bir hedef ve hata bir cephede hücum göstermişler.” 2 tesbiti ile “Hâlbuki, onlara dehşet veren, çok zaman sonra gelecek olan istibdatların zayıf bir gölgesini asıl zannederek öyle davranmışlar, öyle beyan etmişler. Maksat doğru, fakat hedef hata.” 3 şeklinde işin hakîkatini göstermiştir. Burada açık ve kesin olarak Sultan Abdülhamid’e atılan şiddetli itiraz oklarının ve hücumların kesinlikle yanlış olduğunu, hatta bir fiil olduğunu belirten Bediüzzaman; Namık Kemâller, Mehmet Âkifler vb zatların bir hiss-i kablel-vuku’ ile çok sonra meydana çıkacak şiddetli ve mutlak istibdad ve zulümleri hissetmişler, fakat hücum oklarını yanlış bir hedefe atmışlardır, diyor. 

Bununla beraber “Bediüzzaman Hazretleri o zamanki en heyecanlı nutuk ve makàlelerinde, hiçbir zaman Sultan Abdülhamid’in şahsiyetine, makamına ve şahsî ahvâline, sair hürriyet-perver mücâhidler gibi hakaretâmiz sözlerle ilişmemiş, hücum etmemiştir. Ancak nasihat tarzında bazı şeyler söylemiştir.” 4 Bediüzzaman bir denge, istikamet ve dâvâ insanıdır. Meselelere şahsî yaklaşmaz, mizan-ı şerîatla ve adalet-i mahza ile değerlendirme yapar. Sultan Abdülhamid’e de aynen böyle yaklaşmış ve bakmıştır. Hakkın hatırını muhafaza ederken, şahsın hukukuna da tecavüz etmemiştir. “Meselâ, birisinin bir sıfatından darılsa, mecma-ı evsaf-ı mâsume olan şahsına, hatta ehibbâsına, hatta meslektaşına zulmünü teşmil” 5 etmez.

Bediüzzaman, şerîata taalluk eden meselelerde îkaz ve itirazlar yapıyor

Meşrûtiyet’in ilânından iki sene sonra, 1910 yılının sonu 1911 yılının başında te’lif ve tab’ ettirdiği Münâzarât isimli eserinde, istibdad ve Meşrûtiyeti tarif ederken, Sultan Abdülhamid’in bahsi münasebetiyle şöyle der: “Zira sabıkta padişah kendi yerinde mahpus gibi oturuyordu, bîçare milletin hâlini anlamıyordu. Yahut zaaf-ı kalb ve kuvvet-i vehim ile anlamak istemiyordu. Yahut mütehevvisâne ve mütekeyyifâne ve mütekalkıl olan tabiatı, anlattırmaya müsait değildi.” 6 

Burada Sultan Abdülhamid’in şahsiyetine zahirde bir ta’riz görülmektedir. En baştaki ihtimal “padişah kendi yerinde mahpus gibi oturuyordu” ifadesiyle, Mabeyn’deki paşaların aldatmaları veyahut onu bir çeşit ablukaya almalarıyla “mahpus gibi” yani sağını solunu tam mânâsıyla haberdâr olarak bilmiyordu. Aldığı malûmat da “Mabeyn”den geçerek kendisine ulaşmaktaydı. Sonraki ihtimal ise, onun beşerî, insânî ve fıtrî bazı hallerinden ve zâif olan bazı damarlarından bahsediyor ki, onun tamamen beşeriyetine yöneliktir. Yaratılış itibarıyla vesveseli, hassas, tereddütlü” 7 bir fıtrata sahipti. Kanaatimiz odur ki, Bediüzzaman da onun beşerî zaaflarını biliyor ve bu yönde telkin ve tavsiyelerde bulunuyordu. Şerîata taalluk eden meselelerde ise, ciddî îkaz ve itirazlar yapıyordu. Bu ciddî îkaz ve itirazları yapmak Bediüzzaman’ın vatan, millet ve İslâmiyet hesabına büyük bir vazifesiydi. Bediüzzaman, Afyon Mahkemesi’ne ve Ağır Ceza Reisine beyan ettiği bir mektubunda “Vatan ve millet ve din namına mükellef olduğu büyük bir vazifeye” dikkat çeker.”8 Bu vazifenin dünyaya baktığına, içtimâî ve siyâsî hayata taalluk ettiğine, bakmamanın ve bilmemenin hakikat noktasında affolunmaz bir suç olduğuna ve bilmemenin kendisine bir özür teşkil edemediğine temas eder.

Sultan Abdülhamid’e Ahrardan ziyade hücum edenler

Yine Münâzarât eserinde “Hürriyet ancak ateşe lâyıktır. Zira kâfire mahsus bir şi’ardır.” 9 sualine verdiği cevapta da Sultan Abdülhamid ile alâkalı bir noktaya temas eder. Şöyle ki: “Hem de çok adamlar görmüşüm, Sultan Abdülhamid’e Ahrardan ziyade hücum ederdi ve derdi: “Hürriyet ve kànun-i esasî’yi otuz sene evvel kabul ettiği için fenadır.” İşte yahu, Sultan Abdülhamid’in mecbur olduğu istibdadını hürriyet zanneden ve kànun-i esasî’nin müsemmasız isminden ürken adamın sözünde ne kıymet olur?” 10 Aynı bahsin tamamında “Bediüzzaman’ın bu, dini rasihâne bilen hakîkatli cevabında görüldüğü üzere, o zaman bazı müfrit yarı hocalar ve tekfire meraklı hasta mizaçlılar, hemen bir âyetin zahiri mânâsına yapışarak, mezkûr Anayasa’yı (1876’da ilân edilen Kànun-u Esasi’yi) kabul edenleri, bilhassa işin başındaki Türkleri küfürle ittiham etmişler. Fakat Bediüzzaman o zaman cevap vermiş ve o biçare müfritlerin yanlış fikirlerini ortaya koymuş ve onları susturmuştur.” 11

Dipnotlar:

1- Eski Said Dönemi Eserleri(Divan-ı Harb-i Örfi), 2013, s. 133.

2- Şuâlar, Beşinci Şuâ, 2013, s. 938.

3- Kastamonu Lâhikası, 2013, s. 94.

4- Arşiv Belgeleri Işığında Bediüzzaman Said Nursî’nin İlmî Şahsiyeti, Cilt-I, s. 400.

5- Eski Said Dönemi Eserleri (Sünûhat), 2013, s.

6- Eski Said Dönemi Eserleri (Münâzarât), 2013, s. 211.

7- Arşiv Belgeleri Işığında Bediüzzaman Said Nursî’nin İlmî Şahsiyeti, Cilt-I, s. 400.

8- Şuâlar, 2013, s. 625.

9- Hizanlı Şeyh Selim’e ait bir söz.

10- Eski Said Dönemi Eserleri (Münâzarât), 2013, s. 238. 

11- ABIBSNİŞ, Cilt-I, s. 401.

Okunma Sayısı: 1704
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali

    2.8.2021 11:49:17

    Bediüzzaman “Zannederim, asr-ı ahirde İslâm ve Türk hürriyetperverleri, bir hiss-i kablelvuku ile bu dehşetli istibdadı hissederek oklar atıp hücum etmişler. Fakat, çok aldanıp, yanlış bir hedef ve hata bir cephede hücum göstermişler.” 2 Bu cümle kapsamında üstad zımnen kendini de işe katıyor. Ama derece nitelik üslup niyet çok farklı.Zaten üstad siyasi noktadan hatalarını yazmıştır. Mesela;Bediüzzaman, Afyon Mahkemesi’ne ve Ağır Ceza Reisine beyan ettiği bir mektubunda “Vatan ve millet ve din namına mükellef olduğu büyük bir vazifeye” dikkat çeker.”8 Bu vazifenin dünyaya baktığına, içtimâî ve siyâsî hayata taalluk ettiğine, bakmamanın ve bilmemenin hakikat noktasında affolunmaz bir suç olduğuna ve bilmemenin kendisine bir özür teşkil edemediğine temas eder.Ve benzeri..

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı